Bölüm Hakkında
- Konuk katılımcıların kısa yaşam öyküsü ve kariyer gelişimi
- Türk Telekom ve bulut servisleri
- SaaS, PaaS ve IaaS nedir?
- Bulut teknolojileri nelerdir?
- Bulut servislerinde ürün geliştirme
- Türk Telekom bulut ekipleri neler yapar?
- Türk Telekom bulut ekibinin kullandığı tech stack’ler
- Türk Telekom çalışma kültürü ve ekip yapısı
- Türk Telekom bulut ekiplerinde çalışanların 1 günü nasıl geçiyor?
- Türk Telekom, teknoloji çalışanlarının kariyer yolculuğuna nasıl katkıda bulunuyor?
- Türk Telekom’un gelecekteki hedefleri ve sektördeki rolü
Bölüm Metni
Ahmet Hoşgör:
— Herkese selamlar. Bugün Coderspace’in Codecast serisinde yeni bir bölümle karşınızdayız. Ben Ahmet, Coderspace’in kurucusuyum. Aslında Codecast’te bu işe yazılımla girdik ve yoğun olarak yazılım konuştuk; ancak özellikle son dönemde Product Management, Data Science ve Cloud gibi alanlara da çok daha sık dokunmak istiyoruz. Çünkü teknoloji yeteneği dediğimizde bu alanlar da oldukça önemli.
Bugün de tam bu şekilde güzel bir denk geliş oldu. Uzun zamandır konuk etmek istediğimiz bir isim bizlerle. Türk Telekom’dan Ali Elmalı bizlerle olacak. Kendisi Cloud Services Planning and Operations Group Manager olarak görev yapıyor. Hoş geldiniz Ali Bey, nasılsınız?
Ali Elmalı:
— Hoş bulduk, çok teşekkür ederim. Sizler de iyisinizdir umarım.
Ahmet Hoşgör:
— Biz de iyiyiz, teşekkürler. İsterseniz sizi biraz tanıyarak başlayalım. Sonrasında bugün özellikle bol bol cloud ve Türk Telekom konuşacağız. Önce sizi, kendi ağzınızdan dinleyelim.
Ali Elmalı:
— Tabii. Öncelikle bu program için çok teşekkür ederim Ahmet Bey. İsmim Ali Elmalı. Türk Telekom’da Bulut Servisleri Planlama ve Operasyonları Grup Müdürü olarak çalışıyorum. 2021 yılından beri Türk Telekom’dayım.
Bundan önce farklı telekomünikasyon firmalarında, teknoloji ekiplerinde; operasyon ve planlama başlıkları altında sistem yöneticisi, yönetici ve grup müdürü olarak çeşitli roller üstlendim. 2018 yılından itibaren de uygulama modernizasyonu ve bulut dönüşümü kapsamında farklı şirketlerde görevler aldım.
Kendim İzmir Bergamalıyım, evliyim ve iki çocuğum var. Bu şekilde kısaca kendimden de bahsetmiş olayım.
Ahmet Hoşgör:
— Onlara da bilgisayar mühendisliğini öneriyor musunuz?
Ali Elmalı:
— Kendi gelişim sürecimi düşündüğümde, onlar ister istemez zaten bu akıllı cihazlar dediğimiz -günümüzde artık sadece bilgisayar olmaktan çıkan- teknolojilerle kuşatılmış durumdalar. Derslerinde, okullarında sürekli bunlarla haşır neşirler.
Dolayısıyla tabii ki kendi hayatları ve kendi seçimleri önemli ama zaten bir noktada bu işin içindeler. Çok dışında kalabileceklerini düşünmüyorum. Ancak bu teknolojiler hayatlarının ne kadar içine girecek, özellikle günümüzde yapay zekânın bu kadar yardımcı bir şekilde karşımıza çıktığı bir dönemde ne kadar uzak kalabilecekler ya da ne kadar bir parçası olacaklar, bunu zamanla göreceğiz.
Ahmet Hoşgör:
— Evet, hepimizin merakla beklediği bir konu bu. Bakalım 5-10 sene sonra bu kaydı tekrar dinlediğimizde ya da birileri dinlediğinde neler düşünecekler.
Türk Telekom’u Türkiye’de neredeyse herkes biliyor. Ancak bizim bugün amacımız, Türk Telekom’dan ziyade Türk Telekom’daki teknoloji ekiplerini konuşmak. Teknoloji ekipleri de oldukça büyük tabii. Özellikle sizin bulunduğunuz cloud ekipleri neler yapar, kaç kişidir, ekipte nasıl profiller vardır, ekip yapısı ve kültürü nasıldır… İsterseniz biraz bunları tanıyarak başlayalım. Büyük resimde Türk Telekom içerisinde Cloud Services Planning ve Infrastructure tarafı neleri ifade ediyor, neler yapıyorsunuz?
Ali Elmalı:
— Öncelikle Türk Telekom, 1800’lü yıllardan beri ülkemize hizmet eden, Türkiye’nin en köklü mühendislik firmalarından biri. Günümüzde de 81 ilde, 37 binden fazla çalışanı ve 52 milyonu aşkın abonesiyle Türkiye’nin en büyük teknoloji şirketi konumunda. Telekomünikasyon alanındaki hizmetlerinin yanında, bulut servisleri tarafında da Türkiye’nin en büyük bulut servis sağlayıcılarından biri.
Ben de 2021 yılından beri Türk Telekom’da, hem bulut servisleriyle ilgili operasyon ve planlama tarafında hem de bu kapsamdaki ürün ve servislerin geliştirilmesi süreçlerinde rol alıyorum.
Türk Telekom; köklü geçmişiyle müşterilerine telekomünikasyon ve teknoloji alanında hizmet sunarken, aynı zamanda yeni teknolojilere, yerli ve millî çözümlere yatırım yaparak bunları geliştirmeye devam ediyor. Gençlere farklı ekiplerle kamplar düzenleyerek, bootcamp’ler yaparak ulaşıyor; teknoloji ekipleri aracılığıyla bilgi ve deneyimi aktarıyor. Bu sayede hem bireysel gelişimi destekliyor hem de ülkemizin teknolojik gelişimine katkı sağlıyor. Köklü geçmişiyle yeni teknolojiler arasında bir köprü kurarak bu çözümleri hayatımıza sunuyor.
Kendi ekibimiz, teknoloji tarafındaki ekiplerimiz adına şunu söyleyebilirim: Bizler hem Türk Telekom içerisindeki müşterilerimize, ekiplerimize hizmet sunuyoruz hem de dış müşteri dediğimiz kurumsal firmalara bir bulut servis sağlayıcı olarak hizmet veriyoruz. Buradaki temel motivasyonumuz şu: İçeride deneyimlediğimiz kaliteli ürün ve servisleri, aynı kaliteyle dış müşterilerimize de ürün ve hizmet olarak sunabilmek.
Bu noktada, Veri Merkezi Ürün ve Servis Direktörlüğü çatısı altında; grup müdürlüğümüz bünyesinde bulut servislerinin planlanması ve operasyonu ile bunlara bağlı ürün ve servislerin geliştirilmesi konularında görev alıyorum.
Büyük kısmı oldukça gençlerden oluşan bir ekibiz Ahmet Bey. 2021 yılından beri Türk Telekom’da bulut platformları ve bulut servislerinin hayata geçirilmesini projelendiren ve bu süreçlere katkı sağlayan ekiplerden biri olduk.
Bugün burada hem iç hem de dış müşterilerimize hizmet veren bulut platformları, IaaS platformları ve PaaS platformlarını planlayıp kuruyoruz. Bu platformlar üzerinde servisleri çalıştırıyor, çalışan servislerin çıktılarının takibini yapıyor ve bunları müşterilerimize “yönetilen hizmet” dediğimiz operasyonel modelle sunuyoruz.
Bu platformlar üzerinde; e-posta servisleri gibi pek çok dijital yapıyı kurumsal müşterilerimize sunuyoruz. Aynı zamanda Software as a Service (SaaS) kapsamında, kurumsal müşterilere yönelik farklı yazılım hizmetleri de sağlıyoruz.
Bunlara ek olarak, ürünlerin IaaS platformunun müşterilerimize sunulması noktasında; kendi ekiplerimizin analiz edip geliştirdiği, marketplace benzeri yapılar üzerinden katalogdan seçilip alınabilen esnek yazılım çözümlerini de SaaS olarak sunuyoruz. Ürün ve servis çeşitliliğini bu şekilde artırmayı hedefliyoruz.
Özetle; bulut platformlarına ilişkin operasyon ve planlamaların yapıldığı IaaS ve PaaS platformlarının yanı sıra, bu platformlara bağlı ürün ve servislerin geliştirildiği ekiplerin yer aldığı bir yapıdan bahsediyoruz. Direktörlük olarak da uçtan uca, Türkiye’deki en büyük bulut servis sağlayıcılarından biri olduğumuzu söyleyebilirim.
Kurumsal müşterilerimize; veri merkezlerimizde sunucu barındırma, sunucu kiralama gibi en temel hizmetlerden başlayarak, veri merkezlerinde çalışan sunucuların işletim sistemlerine ve bu sistemlerin üzerindeki katmanlara kadar uzanan geniş bir hizmet yelpazesi sunuyoruz.
Bu hizmetlere altyapı sağlayan network cihazlarından, yedekleme sistemlerine ve storage çözümlerine kadar tüm bu yapıların planlanması ve operasyonundan sorumluyuz. Bunun üzerinde konumlanan sanallaştırma ve bulut platformlarının da yine planlama ve operasyonlarını yürütüyoruz.
Aslında full-stack, uçtan uca bir yapı düşünebilirsiniz. Hyperscaler’ların Türkiye’de sunduğu hizmetlere benzer şekilde, biz de ulusal ve uluslararası ölçekte müşterilerimize bu servisleri sağlıyoruz.
Bu hizmetleri yalnızca müşterilerimize sunmakla kalmıyoruz; kendi içimizde de uzun yıllardır altyapı operasyonları ve altyapı planlama faaliyetleri konusunda ciddi deneyime sahip ekiplerimiz var. Genel olarak bu şekilde bir yapımız bulunuyor.
Biz de kendi domain’imizde; operasyon ekipleri ve planlama ekipleri olarak, uygulama modernizasyonunda kullanılan kavramlara ve yapılara uygun şekilde ekiplerimizi eğitiyor, destekliyor ve bu operasyonları, planlama süreçlerini ve ürün-servis geliştirme faaliyetlerini bu doğrultuda takip ediyoruz.
Ahmet Hoşgör:
— Evet, güzel bir özet oldu. Mesela bunu dinleyenlerin bir kısmı bu konuları biliyor olabilir ama bir kısmı da bilmiyor olabilir. Sizin ağzınızdan; SaaS, PaaS ve IaaS nedir, basit terimlerle anlatırsak ve bu hizmetlerin içinde neler var diye biraz somutlaştırsak nasıl olur?
Ali Elmalı:
— Aslında en temelde, Ahmet Bey, hikâyenin özü “dijital dönüşüm” dediğimiz kavrama dayanıyor. Günümüzde, özellikle pandemi sonrasında, kaliteli müşteri deneyimi ve bunun sürdürülebilir hâle gelmesi teknoloji firmaları için en önemli konulardan biri.
Bununla bağlantılı olarak bazı temel başlıklar var. Bunlardan biri cloud computing, yani bulut bilişim. Bulut servisleri, bulut altyapıları, bulut teknolojileri; bunun yanında hayatımızda önemli yer tutan IoT dediğimiz Nesnelerin İnterneti, yapay zekâ ile ilgili her türlü yazılım ve inisiyatif… Bunların tamamı dijital dönüşümün önemli parçaları.
Bu sacayağının önemli unsurlarından biri de bulut platformları. Bulut platformları, müşterilere daha esnek, maliyet açısından avantajlı, “kullandığın kadar öde” modeliyle çalışabilen çözümler sunuyor. Sahip oldukları kaynakları istedikleri ölçüde ve esneklikte kullanmalarına imkân tanıyor.
Bu yapılarda işleri çok daha düşük maliyetle yönetebiliyorsunuz. Günümüzde bu çözümler, büyük teknoloji firmaları tarafından bulut hizmeti olarak bireylere ya da kurumlara sunuluyor. Böylece daha ölçeklenebilir, daha esnek ve maliyetleri daha düşük çözümler elde edilebiliyor.
Aksi takdirde, yani on-premise dediğimiz kendi ortamınızda bu yatırımları yapmak istediğinizde; donanım yatırımı yapmanız, ekipleri oluşturmanız ve teknolojiyi sürekli olarak kendiniz takip etmeniz gerekiyor. Bulut çözümleri sayesinde ise tüm bunları çok daha esnek bir şekilde kullanabiliyorsunuz.
IaaS tarafında; kendi sunucunuzu kurmak ya da ciddi bir compute yatırımı yapmak yerine, “kullandığın kadar öde” modeliyle bir bulut servis sağlayıcıdan bu hizmeti alabiliyorsunuz.
Bunun üzerinde de geliştirme yapıyorsunuz. Uygulamalarınızı artık container mimarisi ve cloud-native yaklaşımlar sayesinde daha esnek, daha hızlı deployment yapabileceğiniz şekilde konumlandırabiliyorsunuz. Eskiden legacy dünyada bir uygulamanın testini yapmak ya da güncellemeleri hayata geçirmek çok uzun zaman alıyordu. Ama bugün bu yeni yaklaşımlar sayesinde müşteriye çok daha hızlı ulaşıp, minimum zaman diliminde hizmet sunabilen yapılar var.
Mesela bir browser açtığınızda… Eskiden hatırlıyorum, her seferinde uninstall edip yeniden install etmeniz gerekirdi. Günümüzde ise browser’ı açtığınızda farklı versiyonları aynı anda görebiliyorsunuz. Uygulamayı microservice’lere bölüp, pod seviyesinde çalışan yapılarla daha granüler ve parçalı bir mimari sunabiliyorsunuz. Bu sayede test süreçleri çok daha hızlı oluyor, hataların tespiti ve giderilmesi hızlanıyor.
Böylece fail fast dediğimiz; hatayı erken fark eden, hızlı, kaliteli ve sürdürülebilir hizmet sunabilen çözümler ortaya çıkıyor. Bu platformlar da Platform as a Service (PaaS) olarak sunuluyor.
Bunun yanında işin kültürel tarafı da çok önemli. Artık PaaS ile birlikte DevOps ya da DevSecOps dediğimiz süreçleri konuşuyoruz. Burada developer’larla operasyon ekipleri arasındaki bariyerler kaldırılıyor. Bir pipeline üzerinden, adeta bir fabrikadaki seri üretim mantığıyla; kodda yapılan değişiklikler CI/CD süreçleriyle derleniyor, test ediliyor ve deployment ediliyor.
Bu sayede daha standart, daha az kişiyle yönetilebilen ve ekiplerin birlikte hareket ettiği çözümler ortaya çıkıyor. Sonuçta daha kaliteli ve daha sürdürülebilir bir hizmet sunmak mümkün hâle geliyor. Bu yapıları hayata geçiren kurumlar da müşterilerine, diğerlerine kıyasla çok daha iyi bir hizmet deneyimi yaşatıyor.
Biz de hem bu yapıları kendi içimizde kullanıyoruz hem de burada edindiğimiz deneyimi, tecrübeli ekiplerimiz aracılığıyla dışarıya ürün, servis ve platform olarak sunuyoruz Ahmet Bey.
Bunun bir de Software as a Service (SaaS) tarafı var. Bunu tıpkı bir e-posta servisi gibi düşünebilirsiniz. Siz sadece uygulamayı kullanıyorsunuz; geri kalan tüm donanım, işletim sistemi ve altyapı bileşenlerini servis olarak alıyorsunuz. Artık neredeyse her şeyin servis olarak sunulabildiği, lisanslama temelli modellere doğru bir yönelim var.
Ama dijital dönüşümde deneyim çok kritik. Biz de kendi tarafımızda deneyimlediğimiz, kullandığımız ürün ve servisleri sunduğumuz için bu noktada deneyimimize gerçekten güveniyoruz.
Bir diğer önemli konu da açık kaynak ürün ve servisler. Şu anda biz konuşurken bile dünyanın farklı yerlerinde pek çok açık kaynak uygulama geliştiriliyor ve marketplace’ler üzerinden kullanıcıların erişimine sunuluyor. Bir anda çok yaygın kullanılan bir uygulama, daha esnek ve daha yenilikçi başka bir uygulamayla yer değiştirebiliyor.
Dolayısıyla bu canlılık bu hız ve hızlı cevap verebilme; kaliteyi sürdürebilmek açısından oldukça kritik. Biz de açık kaynak ürün ve servisleri aktif olarak kullanıyoruz. Eğer bir uygulama modernizasyonundan ya da dijital dönüşümden bahsediyorsanız, açık kaynak çözümleri kullanmak artık kaçınılmaz hâle geliyor esneklik açısından belirttiğim gibi.
Bununla birlikte, open source leadership diye bir kavram da var. Bu bakış açısına göre ekiplerin dönüşümü ve dijital dönüşümün kendisi aslında başlı başına kültürel bir konu. Bunları doğru şekilde deneyimlemek ve doğru sonuçlandırmak çok kritik. Çünkü dijital dönüşüm inisiyatiflerinin önemli bir kısmı, global araştırmalara baktığımızda, başarısızlıkla sonuçlanabiliyor. Bu yüzden deneyimli, güvenilir ekiplerle ve doğru iş ortaklıklarıyla ilerlemek büyük önem taşıyor.
Ahmet Hoşgör:
— Aslında çok iyi bir noktaya geldik. Siz bunlardan bahsettiniz ama dünyada hyperscaler dediğimiz çok büyük şirketler de bu işleri yapıyor. Dolayısıyla bunlar zor işler bir yandan. Bu noktada, siz bu süreçleri yürütürken ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz, neler düşünüyorsunuz? Bir yandan zor ama bir yandan da keyifli işler. Çünkü ciddi bir zorluk seviyesi de var. Bu konudaki görüşlerinizi merak ediyorum.
Ali Elmalı:
— Daha önce de belirttiğim gibi, 2018 yılından beri farklı şirketlerde dijital dönüşüm inisiyatiflerinde, farklı rollerde görev alma fırsatı buldum Ahmet Bey. Öncelikle şunu söylemek isterim: Bu süreci sadece bir ürün değişimi olarak düşünmemek gerekiyor. Bence buradaki en büyük handikap, işin kültürel bir değişimi de beraberinde getirmesi.
Kültürel değişim; formülü ya da standartları net bir şekilde çizilebilen bir konu değil. Her kuruma göre değişen, her kurumun kendine ait bir kültürü ve amiyane tabirle bir “yoğurt yiyişi” var. Bunları iyi anlamak; doğru eğitimlerle, doğru stratejilerle ve doğru projelerle ilerlemek gerekiyor. Aynı zamanda herkesin dahil olduğu ve mutlaka üst yönetim tarafından yakından takip edilen bir süreç olması çok önemli.
SLI ve KPI’larla, yani başarı oranlarının zaman içerisinde ölçülüp değerlendirildiği; ekiplerin sürekli eğitimle desteklendiği bir yapıdan bahsediyoruz. Bu kolay bir iş değil. Ekiplerin uzun yıllar boyunca alışkanlık hâline getirdiği, tabiri caizse konfor alanlarında çalıştıkları bir ortamdan; DevOps ve DevSecOps gibi yeni metodolojilerle, daha hızlı hareket etmeye odaklanan bir yapıya evrilmesi gerekiyor. Bunlar sabır ve emek isteyen süreçler.
Ama sonunda çok daha hızlı ve çevik hareket edebilen, agile yapılar tasarlamak gerekiyor. Bizim açımızdan bu konular tamamen yabancı değil. Çünkü kendi ekiplerimizde, özellikle ürün ve servis geliştirme tarafında, zaten disiplinler arası çalışmalar yürütülüyor. Ancak bu dönüşüme hiç dahil olmamış ekipler de olabilir.
Onlara tavsiyem şu olur: Öncelikle proje takviminin net ve gerçekçi şekilde belirlenmesi, bu dönüşümün kimlerle yapılacağının doğru seçilmesi, uygun iş ortaklarıyla yola çıkılması ve hem yönetici hem de çalışan tarafında eğitimle sürece başlanması. Bu yaklaşım, dönüşümün sağlıklı ilerlemesi için oldukça kritik.
Biz de kendi yaptığımız işlerde, dediğim gibi, iç ve dış müşteriye aynı kalitede hizmet sunmak mottosuyla bu yola çıktık. 2021 yılıydı benim de bu sürece dahil olduğum dönem. Örneğin sanal veri merkezi tarafında; kendi marketplace’imizi, kendi cockpit yapımızı yazarak, software-defined dediğimiz ve donanım bağımlılığını minimuma indiren bir yazılım geliştirdik. Şu anda aktif olarak kullandığımız ve müşterilerimize hizmet sunduğumuz bir marketplace yapımız var. Bu gerçekten emek yoğun ve güzel bir çalışma oldu.
Yine örnek olarak şunu söyleyebilirim: Yaklaşık bir yıl süren bir uygulama modernizasyon çalışmamız oldu. Müşteri hizmetleri yazılımımız legacy bir yapıda çalışıyordu. Bunu PaaS platformuna taşıyarak uygulama dönüşümünü tamamladık. Şu anda PaaS platformumuz üzerinde çalışıyor. Global örneklere baktığımızda da oldukça farklı ve kritik bir çalışmaydı; bunu özellikle vurgulamak isterim.
Benim adıma en mutlu eden çalışmalardan biri de şu oldu: Bulut ya da dijital dönüşümde hep şuna odaklandık; silo’laşmadan kaçınmak ve ortak, merkezi çözümler geliştirmek. Tıpkı hyperscaler’ların yaptığı gibi… Büyük bulut oyuncularını düşünün; bir platforma girdiğinizde size sadece tekil bir ürün satılmaz. Aksine, işinizi uçtan uca görebileceğiniz çözümler sunulur. Öneriler gelir, siz bunları sepetinize eklersiniz ve deneyim bazlı bir ücretlendirme yapılır. Biz de bu platform mantığıyla hareket etmeye çalıştık.
Bu dönüşüm yolculuğunda otomasyon çok önemli. Manuel işlerin azaltılması ve süreçlerin otomasyona bağlanması çok önemli. Bu doğrultuda, tamamen kendi geliştirdiğimiz bir otomasyon ürünü hayata geçirdik. Bu ürün çeşitli yarışmalarda ödüller de aldı. Altyapı tarafındaki sunucu, storage, backup, yedekleme, sanallaştırma ve bulut operasyonu ekiplerinin; kendi otomasyon task’lerini belirli programlama dilleriyle merkezi bir platform üzerinden geliştirdiği ve takip ettiği bir yapı kurduk. Bu platformu her sene ekiplerimizle birlikte geliştiriyor, üzerine yeni katma değerler ekliyoruz. Bugün geldiğimiz noktada oldukça büyük bir otomasyon platformumuz olduğunu söyleyebilirim.
Bir diğer önemli konu da üniversiteler. Gençlere ulaşmak adına üniversitelere gidiyor, sunumlar yapıyor, etkinliklere katılıyor ve deneyimlerimizi paylaşıyoruz. Ancak bunlar genelde belli bir zamanla sınırlı kalıyor. Biz de şunu düşündük: Gençlere daha uzun soluklu ve sürdürülebilir şekilde nasıl ulaşabiliriz?
Bu noktada önce bir bootcamp düzenlemeye karar verdik ve 2021 yılından beri bulut bilişim kampları düzenli olarak yapıyoruz. Seçilen arkadaşlara bir hafta boyunca; veri merkezinin en alt katmanından başlayarak, en üstte bulut platformları ve ürün–servis geliştirmeye kadar uzanan tüm süreçleri detaylı şekilde aktarıyoruz. Bu kamplardan bazı arkadaşlarla çalışma fırsatımız oluyor, bunu takip ediyoruz.
Ek olarak, geçtiğimiz yıl CTF (Capture the Flag) çalışmasını da başlattık. Gençlerin bulut teknolojilerini sadece teoride değil; yazılım dilleri, açık kaynak ürün ve servislerle birlikte deneyimleyebilecekleri bir platform oluşturduk. Hands-on senaryolarla, herhangi bir kurulum yapmadan testler çalıştırabilecekleri bir ortam sunduk.
Bunun yanında, ekiplerimizin katkılarıyla 600’ün üzerinde Medium makalesinin yer aldığı, düzenli olarak güncellenen bir içerik havuzu oluşturduk. Kubernetes, açık kaynak teknolojiler ve pek çok farklı konuda senaryolar deneyimlenebiliyor. Bu ücretsiz platformu Türk Telekom altyapısı üzerinde sunduk. Aslında bu yapı; bulut teknolojilerine, güvenli sistemlere ilgi duyan herkesin kullanabileceği açık bir platform hâline geldi. Bizim için de gerçekten el emeği göz nuru, gurur duyduğumuz bir çalışma oldu.
Ahmet Hoşgör:
— Coderspace tarafında baktığımızda, Türk Telekom ile dört yılda 11 farklı çalışma yapmışız. Bunların çoğu kamplardı…
Ali Elmalı:
— Doğrudur.
Ahmet Hoşgör:
— Hatta belki de birlikte en çok çalıştığımız, Türkiye’de -hatta globalde- en yoğun iş birliği yaptığımız modüllerden biri olabilir.
Şimdi son olarak şunu sormak istiyorum: Dinleyiciler, Türk Telekom’da böyle bir alanda çalışmak ister mi istemez mi, muhtemelen bunun muhakemesini yapıyorlardır.
Örneğin bir Frontend Developer ile konuşsam, aşağı yukarı ne yapacağı daha nettir.
“Türk Telekom web sitesinin ön yüzünü kodlayacağım” ya da “mobilde şu alanları geliştireceğim” gibi.
Sizin taraf biraz daha karmaşık. Junior ya da mid-level seviyede, ekiplerinize katılan birini ortalama bir günde ne tür işler bekliyor? Günleri nasıl geçiyor?
Bunu biraz somutlaştırmak isterim, dinleyiciler adına, sizin ağzınızdan.
Ali Elmalı:
— Kendi grup müdürlüğümüzden örnek vereyim Ahmet Bey. Bizde hem bulut platformları tarafında hem de ürün ve servis geliştirme tarafında ekiplerimiz bulunuyor.
Bu ekiplerde; analist, developer ya da platform mühendisi olarak görev alan arkadaşlarımız var. Bunun yanında DevOps tarafında çalışanlar ya da açık kaynak teknolojiler üzerinde uzmanlaşmış farklı roller de mevcut.
Bir arkadaşımızı ekibe dahil ederken — örneğin bulut bilişim kampında arkadaşlarla konuşurken de bunu görüyoruz — bazı arkadaşların okul döneminde kendilerini çeşitli eğitimlerle desteklediğini fark ediyoruz. Açık kaynak topluluklara dahil olan, farklı projelerde yer alan arkadaşların zaten belirli bir yönelimi ve motivasyonu oluyor.
Bu profilleri ekiplerimize dahil ettiğimizde, bizde bir buddy sistemi bulunuyor. Daha deneyimli, işi bilen bir arkadaşın yanına; usta–çırak ilişkisine benzer bir şekilde konumlandırıyoruz.
Yeni başlayan arkadaş için bir eğitim planı hazırlıyoruz. Aynı zamanda bu eğitimlere paralel ilerleyecek bir roadmap oluşturuyoruz. Eğitimlerin çıktıları doğrultusunda, test yapabilecekleri ortamlar sağlıyoruz.
Bu kapsamda; açık kaynak veritabanları, MongoDB, PostgreSQL gibi sistemler, PaaS platformları ve belirli yazılım dilleriyle çalışabilecekleri test ortamlarını kendilerine sunuyoruz. Eğitim süreçlerini de yakından takip ediyoruz.
Genel olarak süreç şöyle ilerliyor:
Arkadaşımız eğitimleri aldıkça ve ekibi tanıdıkça, ilk etapta belirli test işlerinde buddy’siyle birlikte çalışmaya başlıyor. Bir süre sonra gelişimini değerlendiriyoruz. Eğer mevcut eğitimler yeterli değilse, ek destekleyici eğitimlerle süreci güçlendiriyoruz.
Ardından test ortamlarında, production dışı ortamlarda task’ler alabiliyor ve ekiplerle birlikte çalışmalara katılıyor. Zamanla, daha az riskli ortamlarda işleri takip edebilecek seviyeye geliyor. Sonrasında ise kontrollü bir şekilde daha kritik canlı ortamlarda görev almaya başlıyorlar.
Belli bir olgunluğa ulaştıklarında da production ortamlarında aktif olarak çalışabiliyorlar. Süreç genel olarak bu şekilde ilerliyor.
Tabii ki bu yolculuk herkes için aynı hızda ilerlemiyor. Bazı arkadaşlar için daha kısa, bazıları için daha uzun sürebiliyor. Biz de bu süreci ekip çalışmasıyla ve yakından takip ederek yönetiyoruz.
Ahmet Hoşgör:
— Burada tabii sizi tanıdık, sizi dinledik; Türk Telekom’u dinledik. Biraz daha soyut konulara da girdik. IaaS, SaaS, PaaS gibi kavramları somutlaştırdık; bir kişinin günü nasıl geçer, bunlardan bahsettik. Siz kamplardan da bahsettiniz aslında ama kamplar dışında tabii ki iş ilanları da oluyor.
Ben son olarak size şu anlamda sözü vermek isterim: Türk Telekom’da sürekli birçok iş ilanı açık olabiliyor. Tabii bu iş biraz karşılıklı bir konu. Yani kişinin şirketten memnun olması, şirketin de kişiden memnun olması; iki tarafın da birbirinin beklentilerini karşılamasıyla genelde bu süreç sağlıklı ilerliyor.
Sizden naçizane şunu rica edeceğim: Hem “nereden, nasıl başvurabilirler?” sorusunu cevaplayalım hem de biraz “kimler gelse sizin ekiplerde daha mutlu olur, daha keyifli bir kariyer yolculuğu yaşar?” kısmını konuşalım. Böyle bir kapanış alalım sizden.
Ali Elmalı:
— Tabii Ahmet Bey. Öncelikle Türk Telekom’u sosyal medyadan takip edebilirler. Türk Telekom’un kendi web sitesi ve kariyer sayfası üzerinden tüm açık pozisyonları düzenli olarak paylaşıyoruz. Bunun yanında Instagram, X (Twitter) ve LinkedIn gibi sosyal platformlardan da takip etmelerini özellikle öneririm.
Bizim tarafta, farklı direktörlükler altında pek çok kamp düzenleniyor. Örneğin; bulut bilişim kampları, yapay zekâ ile ilgili kamplar, güvenlik ekiplerimizin düzenlediği kamplar… Bunları düzenli olarak duyuruyoruz. Genç arkadaşlara tavsiyem; bu kampları mutlaka takip etmeleri ve gördükleri fırsatlara başvurmaları. Bu süreçler hem kendilerini tanımaları hem de bizim ekiplerimizi yakından görmeleri açısından çok değerli.
Kendi ekibim özelinde konuşayım. Tabii ki Türk Telekom’da pek çok farklı birim var ve farklı birimlere başvuru yapılabiliyor; ilanlar da düzenli olarak yayınlanıyor. Ancak bizim işimiz özelinde şunu söyleyebilirim Ahmet Bey: Dediğim gibi, kamplar düzenliyoruz ve bu kamplardan genç arkadaşlarımızı ekiplerimize dahil ediyoruz. Bunun yanında deneyimli arkadaşları da istihdam ediyoruz.
Bu alanda çalışmak isteyenler için; operasyon, planlama ve ürün–servis geliştirme tarafında özellikle şunu vurgulamak isterim: Teknolojiyi sürekli takip eden, sadece belli başlı konularla sınırlı kalmayıp farklı alanlarda da bakış açısını geliştirebilen profiller bizim için çok önemli. Özellikle operasyon tarafında; inisiyatif alabilen, yılmadan kendi gelişimine zaman ayıran ve bunu sürdürebilen arkadaşlar çok değerli.
Çünkü eskiden yıllarla ifade edilen gelişim süreçleri, artık aylar mertebesine kadar inmiş durumda. Çok sayıda ve çok farklı ürün ile teknoloji hayatımıza giriyor. Özellikle açık kaynak dünyasında bu değişim çok hızlı.
Biz örneğin yeni arkadaşlarımızı platform ekiplerinde, SRE şemsiyesi altında değerlendiriyoruz. Bunu, DevOps kültürünün sahadaki bir yansıması olarak düşünebilirsiniz. Genç arkadaşlar zaten bu kavramlarla ve teknolojilerle okulda ya da farklı kaynaklarda bir şekilde karşılaşıyorlar.
Bu noktada mutlaka en az bir yazılım dili konusunda kendilerini geliştirmelerini öneririm. Eskiden legacy yapılarda iyi bir sistem bilgisi ya da iyi bir veritabanı bilgisi yeterli olabiliyordu. Ancak artık otomasyonun ve DevOps süreçlerinin sağlıklı yürütülebilmesi için iyi bir yazılım dili becerisi gerekiyor. Bu durum, hem bizim geliştirdiğimiz otomasyon platformları hem de diğer bulut platformları için geçerli.
Arkadaşlar bu alanlarda eğitimler alarak kendilerini geliştirebilirler. Tabii ki teknolojiyle ilgili tüm alanlarda olduğu gibi, yabancı dil konusu da çok önemli. Bunu özellikle vurgulamak isterim. Kendini geliştirmeye açık, mücadeleyi seven, yeni şeyler öğrenmekten keyif alan ve farklı teknolojilerle çalışmayı seven arkadaşlarla çalışmak hem bizi mutlu eder hem de onları mutlu eder diye düşünüyorum.
Gerçekten çok farklı teknolojilerle çalışıyoruz. Bu nedenle eğitim platformlarını takip etmelerini öneririm. Günümüzde açık kaynak ürünlerle ilgili eğitim sunan çok sayıda platform, kurs ve YouTube içeriği var. Bunları düzenli olarak takip edebilirler. Ayrıca bizim “bulut bilişimciler” platformumuz da bulunuyor; orada da düzenli olarak içerikler yayınlıyoruz. Bunlar benim naçizane önerilerim olur Ahmet Bey.
Ahmet Hoşgör:
— Evet, güzel önerilerle kapatmış olduk. Bulut bilişim kampları gerçekten oldukça kıymetli. Biz Coderspace olarak hackathon’lar, bootcamp’ler düzenliyoruz ama bulut bilişim kampında; eğitim, ödül, CTF ve birçok modülün tek bir kampta toplanması Türk Telekom’un önemli bir farkı. Bu anlamda birlikte yaptığımız çalışmaları biz de özellikle öneriyoruz.
Evet, bugün Ali Elmalı ile birlikteydik. Kendisi Türk Telekom’da Cloud Services Planning and Operations Group Manager olarak görev yapıyor. Çok farklı konulara değindik, biraz da yeni alanlara girdik. Ali Bey, çok teşekkür ediyorum; konuk olduğunuz için, ağzınıza sağlık. Harika bir sohbet oldu.
Ali Elmalı:
— Ben de çok teşekkür ederim Ahmet Bey. Davetiniz ve bu fırsat için teşekkürler.