Bölüm Hakkında
- Konuk katılımcının kısa yaşam öyküsü ve kariyer gelişimi
- Accenture’da hangi projeler geliştiriliyor?
- Accenture hangi sektörler için yazılım geliştiriyor?
- Embedded engineering nedir?
- Accenture teknoloji ekibinin kullandığı tech stack’ler…
- Accenture teknoloji ekipleri neler yapar?
- Accenture çalışma kültürü ve ekip yapısı
- Accenture yazılım ekiplerinde çalışanların 1 günü nasıl geçiyor?
- Accenture, teknoloji çalışanlarının kariyer yolculuğuna nasıl katkıda bulunuyor?
- Accenture’ın gelecekteki hedefleri ve sektördeki rolü
Bölüm Metni
Ahmet Hoşgör:
— Herkese selamlar. Ben Ahmet Coderspace’ten. Bugün podcast serimiz Codecast’in yepyeni bir bölümüyle karşınızdayız. Accenture ile aslında bir bölüm podcast yayınımız vardı, o da ilgi çekmişti. Bu sefer de Accenture’daki farklı konuları ele alacağız. Ömer Budak bizlerle, software engineer olarak Accenture’da manager olarak çalışıyor. Hoş geldin Ömer.
Ömer Budak:
— Hoş bulduk Ahmet.
Ahmet Hoşgör:
— Nasılsın, iyi misin? Her şey yolunda mı?
Ömer Budak:
— İyiyim, gayet iyi gidiyor her şey.
Ahmet Hoşgör:
— Süper. Bugün aslında Accenture’ı da konuşacağız. Tabii daha önceki bölümü dinleyenler ya da dünyanın zaten en büyük şirketlerinden biri olduğu için bilenler vardır ama Türkiye’de ne yapıyor, son durum nedir, yazılım tarafı özellikle neler yapıyor, onları da konuşacağız. Ama önce bir seni dinleyerek, seni tanıyarak başlayabiliriz.
Ömer Budak:
— Teşekkür ediyorum. Ben Ömer Budak. Geçmişten, üniversiteden başlayayım neler yaşadığıma. İstanbul Teknik Üniversitesi Telekomünikasyon Mühendisliği bölümünden mezun oldum, 2006 civarı yanlış hatırlamıyorsam. Ben girdiğimde açılan ve mezun olduktan sonra kapatılıp Elektronik Haberleşme olan bir bölüm. Daha çok elektronik ağırlıklı ve haberleşme ağırlıklı bir bölümdü.
Sonrasında STMicroelectronics’te ilk olarak işe girdim, yine İTÜ Teknokent’te. Orada aslında biraz daha kariyerimin gideceği alanla tanışmış oldum — embedded sistemler, gömülü sistemler. Yazılıma zaten her zaman ilgim vardı ama profesyonel olarak aslında biraz da oralarda gördüm diyebilirim yazılım alanında.
Hem üniversitenin son senesini hem bu yeni başladığım işle beraber aslında o alanı keşfetmeye başladım ve ilgi alanımın biraz da o olduğunu gördüm diyebilirim. Orada daha çok bir audio video decoding çipi ve onların reference software’ını yapan bir ekip vardı Türkiye’de. Daha çok televizyon üreticileri, set-top box üreticilerinin kullandığı referans yazılımlar. Oldukça ilginç problemleri olan bir alan. Gerçekten temel bir takım operating system prensiplerinin üzerine bambaşka uygulamalar geliştiriyorsunuz, specialized uygulamalar geliştiriyorsunuz.
Bir sene orada çalıştıktan sonra Evoline ile tanıştım. Sonrasında, zaten bundan bir önceki bölümde Serdar’la bahsettiğin Accenture bölümünü izleyenler biraz daha bilir high-level hikâyeyi ama yine özet geçmek gerekirse, Evoline aslında Türkiye’de Siemens ile çalışan ufak, kırk kişilik bir ekip olarak başlamıştık. Temel business modeli de buradaki mühendislik servislerini Almanya Siemens’teki farklı departmanlara; embedded, gömülü sistemler olabilir, enerji sistemleri olabilir, bu gibi konularda veren bir firmaydı.
Kısa bir süre Almanya’da çalıştım. Aslında yine temel bu business modelini geliştirmek anlamıyla, Türkiye’deki mühendislik yetkinliklerini bu tarz departmanların Siemens içerisinde nasıl destekleyebiliriz diye orada bir takım kurmaya başladık. Sonrasında 2014 yılında bir satın alma oldu Accenture’da. Aslında zaten geniş bir çalışan ağı adreslediği marketteki bir alan var. Ona bir de Industry X adı altında, endüstriyel müşterilere biraz daha hizmet verebilmek amacıyla yaptığı bir satın almaydı bu. Biz de onun bir parçası olarak katıldık.
Sonrasında Siemens dışında farklı farklı, gerçekten farklı alanlarda, farklı endüstrilerde hizmet veren müşterilere hizmet vermeye başladık. Ama temel business modelimiz genelde aynı: alanında uzmanlaşmış veya market lideri olan product veya servis şirketlerine Türkiye’den yazılım servislerini, mühendislik hizmetlerini sağlamak.
Döndükten sonra, 2014 yılından sonra aslında biraz daha hızlıca bir gelişme oldu. Çünkü zaten aranan bir servis modeli bu. Birçok müşteriyle, birçok client ile geldiğimiz bugün de yaklaşık üç yüz kişilik bir ekip hâline geldik diyebiliriz. Yine hâlâ Avrupa veya Amerika’daki endüstriyel müşterilerle çalışıyoruz. Accenture’ın biraz daha teknoloji hub’ı gibi çalışıyoruz diyebilirim.
Türkiye’deki hikâyeyi Accenture hikâyesinde çok kısa bahsedeyim yine merak edenler Serdar’ın anlattığı podcast’i biraz daha dinleyebilir ama Accenture zaten biz satın almadan önce Türkiye’de danışmanlık olarak bulunuyordu ve Türkiye marketine hizmet veriyordu. Biz satın aldıktan sonra, aynı Avrupa ve Amerika’daki servis modunda devam ettik. Türkiye’deki danışmanlık kısmını kapatıp, sadece bizimle ve Türkiye marketinden çekilerek ilerlemeye karar verdi Accenture. Biz de aynı business modelle aynen bu şekilde devam ediyoruz diyebilirim.
Onun dışında Accenture’a geçtikten sonra çok kısa neler yaptığımdan bahsedeyim. Özellikle gömülü sistemlerden başlayan kariyerim burada devam etti aynı şekilde. Daha geniş bir perspektifte oldu diyebilirim. Spesifik bir product şirketinde bir product’ın üzerinde çalışma yaparken, burada çok daha farklı endüstrileri görme şansımız oldu.
İlerleyen kısımlarda biraz daha bahsederiz, özellikle merak edenler için neler yaptığımızı ama genelde systems programming, systems engineering diyebileceğimiz; cihaz veya bir device içi ya da onun çevresindeki yazılımla çözülebilen problemlerle ilgileniyoruz diyebilirim. Tipik örnek vermek gerekirse otomotiv, medikal cihazlar, endüstriyel ekipmanlar, network ekipmanları veya özelleşmiş birtakım ürünler üzerine çalışıyoruz diyebilirim.
Ahmet Hoşgör:
— Evet, yani aslında senin için de zannediyorum on yılı tam geçen bir kariyer oldu Accenture’da. Tabii öncesi de var. Mutlu bir birliktelik olmuş gibi duruyor, o açıdan da böyle bir yayında olman, konuşman bence güzel ve ilham verici. Burada tabii Accenture deyince insanların aklına birçok şey geliyor. Hani ilk gelenlerden biri benim için mesela embedded engineering demezdim. Ama tabii çok büyük bir yapı olduğu için bunlar da var. Hatta bu özellikle seninle bu konu üzerinde daha çok konuşmamız bence dinleyenler açısından, bu alana yönelmek isteyenler açısından güzel olabilir. Çünkü embedded engineering deyince insanların aklına Ankara’da bazı şirketler, savunma sanayi ya da bazı spesifik Türkiye’nin eski köklü şirketleri gelebiliyor. Ama aslında böyle bir fırsat da var; yani dünyaya da bu tarafta hizmet verebilecek. Böyle bir fırsat olması bence söylenmesi, anlatılması gereken bir şey. Burada tech stack olarak herhalde C++ diye tahmin ediyorum ama Python da demiştin galiba…
Ömer Budak:
— Tabii yani çok daha…
Ahmet Hoşgör:
— …onları da dinleyebiliriz.
Ömer Budak:
— Şöyle söyleyebilirim, embedded alan aslında biraz daha niş bir alan. Yani kariyer seçiminde bizi dinleyen arkadaşlar için, merak edenler varsa, bir trade-off yapıyorsunuz. Daha az problemlerin, daha fokus veya spesifik olduğu yerlerde çalışmak zorundasınız. Platform çok distributed ve diverse diyebilirim o konuda. İşte işletim sistemleri farklı, hardware platformları farklı. Microcontroller sistemlerle çalışıyor olabilirsiniz, high-end multi-core bir machine learning veya AI çipinin üzerinde de çalışıyor olabilirsiniz; oldukça geniş bir alan. Ama en azından bu işi, bu alanı sevenler çok seviyor, sevmeyenler pek yaklaşmak istemiyor bu tarafa. Ama bu tarz alanları ve problemleri seviyorsanız, gerçekten besleyen; engineering anlamında tatmin edici bir alan diyebilirim.
Şunu söyleyebilirim belki bir de ek olarak, diğer alanlara nazaran embedded engineering veya embedded sistemler tanımı da son yıllarda biraz daha gelişti. Öncesindeki genel algı şuydu: sadece microcontroller, basit bir operating system bile yok, bare metal yazılan bir sistem ve donanım tasarımıyla çok yakın diye düşünülürdü. Ama son 5-10 yılda oldukça genişledi bu alan. Çünkü oradaki ürün gamı ve donanımın güçlenmesiyle beraber yazılım katmanlarındaki alternatifler çok daha fazla arttı.
Özellikle mesela embedded Linux çok diyoruz, özel bir alan hâline geldi ya da işte IoT sistemler. Bu cihazlar daha öncelerinde çok bağlı, birbirine veya cloud’la ya da network ile iletişimi olmayan cihazlardı; hemen hemen hepsi artık bir şekilde connected hâle geldi. Hem lokal, işte Bluetooth veya lokal radyo network’leri ile olabilir, hem de cloud üzerinde veya high-level sistemlere bağlanma şeklinde olabilir.
O yüzden oldukça geniş bir alan. Hatta şöyle bir kategorizasyon yapabilirim: frontend, backend veya cloud dışına girmeyen, kategorize edemediğiniz birçok şeyin aslında girebildiği bir alan.
Birkaç örnek vermek gerekirse, insanların aklında daha fazla canlansın diye. Yaptığımız projelerden birkaç örnek vermek gerekirse: medikal cihazlar dedik. Nedir bunlar? Standart bir analiz cihazı olabilir. Şu an yaptığımız projelerden bir tanesi bir PCR, Polymerase Chain Reaction diye geçiyor. Bir DNA analiz cihazı. Bunu normalde operatör elle, pipet ile yapar. Bunun cihazını yapmaya çalıştığınızda birçok problemle karşılaşıyorsunuz.
Sıvıyı handle eden bir kontrolünüz olması lazım. DNA analizini birtakım sıcaklık değişimleriyle tetikliyorsunuz bu reaksiyonu. O sıcaklığı kontrol eden bir sisteme ihtiyacınız var. Bütün bunları yönetebileceğiniz, workflow’ları ayarlayabileceğiniz bir UI, işletim sistemine ihtiyacınız var. Bunların hepsini bir araya düşündüğünüzde, aslında bu cihazın içerisinde bir kontrol sistemine ihtiyacınız var ve bunun çoğunluğu da müthiş bir yazılım katman seviyesiyle yapılıyor.
Neler diyeceksiniz? İşte birçok sensörünüz var, cihazınız var, hareket eden aktüatörlerimiz var. Bunların driver’larının yazılması gerekiyor. Özellikle embedded sistemlerde driver yazımı özel alanlardan bir tanesi. Diğeri, bunları üst software katmanlarında, mesela bir kullanıcı arayüzü yapacaksanız, kapağı aç veya operasyonu başlat gibi interface’leri yukarıya doğru hardware’den biraz daha soyutlayarak verebilecek bir yazılıma, middleware’e ihtiyacınız var. Bunlar yapılıyor. Mesela o alanda böyle bir PCR cihazı geliştiren bir ekibimiz var.
Diğer bir örnek de biraz daha spesifik bir örnek vermek gerekirse, çok farklı problemlerin olduğu bir elektron mikroskobu. Nasıl çalışıyor diyecek olursak, böyle bir projemiz de var. Burada da aslında hem silikon teknolojileri geliştiren veya silikon üreten firmaların kullandığı, üretim kalite taraflarını destekleyebilecekleri, hem de research kısmında kullandıkları bir teknoloji. Zaten dünyada çok fazla yapan insan yok, yapan ürün yok aslında.
Bununla ilgili de aslında birçok problemimiz var. Böyle bir üründeki en büyük problem titreşim. Normal şartlar altında atom altı ya da atom seviyesindeki veya molekül seviyesindeki parçacıkları gözlemlerken yapmanız gereken şey, sample’ınızın mümkün olduğunca stabil durması. Titreşim derken de mesela yanında aktif çalışan bir cihaz, içerisinde çalışan bir motor, soğutucu vs. olamaz. Bunu yaptığınızda sample’ı görmeniz mümkün değil.
Bunun için pasif bir soğutma yapmanız lazım. Bunun için kalibre edebiliyor olmanız lazım cihazı. Bunun içerisinde hem sıcaklık kontrolü hem motor kontrolü hem titreşim kontrolü; aldığınız sensörlerden aldığınız verileri process edeceğiniz image processing veya farklı verileri analiz edip ondan sonra kullanıcıya sunabileceğiniz birçok problem var, sub-problem domain’i var. Bunların hepsini aslında embedded system engineering domain’i altında düşünebiliriz.
Neler kullanılıyor diyeceksiniz. Genelde buradaki tipik challenge’lar işte zamanın kritik olması. Mesela otomotivden de bir örnek vermek gerekirse bir airbag control unit. Orada hard real-time bir özelliğiniz var. Yani birkaç on milisaniye içerisinde airbag’i patlatıp patlatmamaya karar vermeniz gerekiyor yazılım seviyesinde. Bunu garanti etmek için donanımın bunu sağlaması lazım, yazılımda da buna göre hareket etmeniz gerekiyor. Orada real-time işletim sistemleri biraz daha… kontrol sistemleri konularında biraz daha farklı problemleri çözmek gerekiyor.
Bir o alana ayırabilirim. Orada C/C++ hâlâ bu predictability ve daha donanıma yakın olması sebebiyle önemli. Ama bunun yanında, o bahsettiğim problem çerçevesinde birçok farklı kısmı da çözmeniz gerekiyor. Mesela kalibre etmeniz gerekiyor; runtime’da değil bu. Ama bu cihazın parametrelerini, sistem davranışını tasarlayacağınız, değiştirebileceğiniz kısımlarını kalibre edeceğiniz uygulamalara da ihtiyaç var ve bu donanımla biraz daha konuşuyor.
Orada aslında uygun dili seçiyoruz. Bunu C++ ile yapmanıza gerek yok. Bunu doğru interface’leri verdiğinizde Python ile veya başka high-level dillerle de çözebilirsiniz. Embedded tarafta aslında en temel farklardan bir tanesinin bu olduğunu düşünüyorum. Problemi doğru tespit edip, uygun teknoloji ve tool bularak bu işi çözmek gerekiyor.
Yani tipik embedded engineering eşittir C/C++ development’ı biraz daha geniş bir çerçevede düşünmek lazım diye düşünüyorum.
Bizim mentalitemiz, en azından Accenture içerisinde, bu grup içinde problemi doğru tespit etmek ve o problem için en uygun dil, teknoloji neyse onu kullanmak oluyor. O yüzden biraz daha yaratıcılık, çözüm yaratıcılığı anlamında geniş bir alan diyebilirim. Yani tek framework’e veya bir tool’a, bir language’a bağlı değilseniz, problemi analiz etmeniz ve doğru teknolojiyi bulmanız lazım. Bunun için de biraz alet çantanızın geniş olması lazım; embedded engineering konusundaki temel şeylerden bir tanesi bu. Yorucu ama rewarding; yani mühendislik tatmini sağlayan şeylerden bir tanesinin bu olduğunu düşünüyorum. İşletim sistemini bilmeniz lazım, tool’ları bilmeniz lazım, yeni teknolojileri takip ediyor olmanız lazım. Farklı diller nerede iyidir, nerede kötüdür, bunları biliyor olmanız lazım. Bu açıdan oldukça eğlenceli bir alan diyebilirim.
Ahmet Hoşgör:
— Çok hevesli zaten, bence anlatıyorsunuz. Yani birazcık daha, hani farklı problemler; daha böyle yazılım problemlerine göre işin çok içinden, bilim tarafına da kayan, fiziksel, somut şeylere de kayan ve sonuçlarını daha hızlı görebileceğiniz durumlar oluyor. Peki yine de içeride şöyle bir durum var mı? Biraz daha elektrik-elektronik ya da makine tarafına kayan kişiler daha fazla katılıyor mu? Yoksa bilgisayar mühendisliği formasyonundan insanlar da var mı aranızda?
Ömer Budak:
— Şöyle söyleyebilirim, bizim ekipte yaklaşık kırk kişilik bir ekip var, bu alanla ilgilenen. Donanım tasarımı, hardware tasarımı, PCB tasarımı yapmıyoruz. Biz, var olan müşterinin tasarladığı veya bir referans platform üzerindeki software katmanını, işte bootloader’dan itibaren yukarıya doğru çıkacak şekilde, aslında yazılım tarafıyla ilgileniyoruz. O yüzden içerideki insanların çoğunun formasyonu bilgisayar mühendisliği diyebilirim. Ancak şunu söyleyebilirim: hangi platformda çalıştığınızı az buçuk anlıyor olmanız gerekiyor. Donanımın özelliği nedir, işte bir yerde bir şematik okuyabilecek kadar kapasiteniz olması lazım ama elektrik-elektronik tasarımı ve devre bilgisini gerektiren bir alan değil. Onu daha çok müşterilerimize bırakıyoruz. Biz de onların yapmakta zorlandığı yazılım katmanı problemlerini biraz daha çözmeye çalışıyoruz diyebilirim.
Ahmet Hoşgör:
— Siz o katmandasınız ama yine de bu alana ilgisi olanların olması zaten öyledir. Hem onlar için hem sizin için sanki iyi olur. Peki yine X bir şirketten bahsedersek, orada ne yapıldığı çok daha net olabiliyor. Çünkü o şirketin ürününü biliyoruz zaten. Aşağı yukarı ne olduğu belli. Siz de bahsettiniz ama şey anlamında nasıl geçiyor yani? Ben yarın sizin ekibe katılsam bir günüm nasıl geçer? O projeler nasıl ilerliyor? Birden fazla projede çalışabiliyor muyum? Ya da belli aralıklarla belli projelerde mi çalışıyorum? Öyle bir somutlaştırma da yapmak iyi oluyor, aldığımız feedback’lere göre.
Ömer Budak:
— Şöyle özetleyebilirim aslında, biraz proje tiplerinden bahsedeyim. Sonrasında bu takım yapısını ve müşterilerle nasıl çalıştığımızı orada biraz daha net anlayabiliriz. Müşteriler aslında bize farklı problemlerle geliyor. Bir tanesi yeni bir teknolojiye geçmek istiyor olabilir. Donanımını güncellemek istiyor olabilir, yeni bir IoT sistemine kendi cihazlarını bağlamak istiyor olabilir. Bilmediği bir alan olabilir ve bizden bununla ilgili işte PoC, MVP tarzı servisler istiyor olabilir. “Bunu beraber keşfedelim, biz ne yapacağımızı beraber karar verelim, tasarımı beraber çıkaralım” diye. Bu birinci tarz projeler diyebilirim: yeni bir teknolojinin evaluation’ı veya müşterinin buna geçiş süreci.
Diğer tip projeler: müşterinin var olan bir ürünü var. Software codebase’i de gelişmiş vaziyette. Ancak bunun işte scalability, maintainability problemleri olabiliyor veya yeni özellikler eklemek istiyorlar. Bununla ilgili de var olan bir codebase üzerinde, müşterinin R&D ekipleriyle beraber bu yolculuğun bir parçası olma durumu olabilir. Burada biraz daha software engineering best practice’leri, embedded sistemlerde güncel teknolojileri, müşterilerin yetkinliklerinin yetmediği yerlerde bizim takımların destek verdiği kısımlar olabilir.
Son kısımda, son tip projede müşterinin büyük planladığı yepyeni bir ürün var. Sıfırdan başlayacak, PoC’ini vs. hazırlamış, büyük bir takıma ihtiyacı var burada diyelim. Onu beraber architecture’ı, yazılım takımı, test ekibi, belki tasarım ekibiyle beraber, komple bir parçasını veya bütününü yaptığımız tipte projeler olabilir.
Bunların hemen hemen hepsi, zaman zaman değişmekle beraber, duruma göre var bu tarz projeler. Kendi içimizde nasıl hallediyoruz dersek; burada da aslında girdiğinizde, yeni başladığınızda bir takımın parçası olarak başlıyorsunuz. O projede genelde yeni başlayan arkadaşları, oturmuş veya daha beraber çalışabilecekleri bir takımın yanında başlatıyoruz. Özellikle embedded engineering alanında usta-çırak ilişkisinin hâlâ devam ettiği bir alan. Biz de bunu yaşatıyoruz diyebilirim bu tarafta. O projede yeteneklerinize göre, seviyenize göre birtakım sorumluluklar alarak direkt takımın parçası olarak başlıyorsunuz.
Özellikle kariyerinin başında olan arkadaşlar için, böyle herhangi bir alandan aslında girebiliyoruz. Domain uzmanlaşmasına gerek yok. Daha deneyimli arkadaşlar için de genelde alanıyla ilgili, spesifik projelerde daha fazla sorumluluk alabildikleri yerlerden başlıyorlar. Mesela daha önce otomotiv projelerinde çalıştıysa, genelde otomotiv tarafındaki projeyle başlıyoruz. Veya daha low-level, real-time işletim sistemleriyle uğraştıysa, o taraftaki işlerle başlıyoruz. O projenin kontekstine göre değişiyor diyebilirim.
Şunu özellikle sağlamaya çalışıyoruz: bir projeye başladınız, sonsuza kadar orada çalışacaksınız diye bir şey yok. Genelde bu değişimi, yeterli zaman çalıştığımızı, deneyim kazandığımızı, problemi gördüğümüzü hissettiğimiz noktada değiştirerek yapmaya çalışıyoruz. Mesela bir alanda çalıştınız, oradaki problemleri gördünüz. Sonra başka bir domain’de bambaşka bir alan olabilir veya benzer bir müşteri olabilir. O alandaki başka uygun bir projeye genelde değişimi sağlıyoruz. Çünkü bizim için en önemli gördüğümüz şey, en azından grup olarak ve Accenture genelinde söyleyebilirim, bir mühendisin ne kadar farklı problem ne kadar farklı çözüm üzerinde çalışabilirse kendisini o kadar geliştirmesi. Bu bizim için önemli bir şey, müşterilerimizin aradığı şey de bu.
Tipik bir örnek vereyim: mesela her endüstrideki yazılım kalitesi ve practice’leri farklı. Kimisi regulated, biraz daha process-oriented. Kimisi çok daha hızlı ilerleyen, consumer alanındaki işlerde hızlı ilerleyen bir yapıya sahip.
Bir tarafta gördüğümüz best practice’leri bir endüstride, başka bir taraftaki müşteriye veya endüstriye uyarlama konusunda, o köprüyü sağlama konusunda genelde müşterilerimizden pozitif geri bildirimler alıyoruz. “Ha, bu endüstride böyle yapılıyormuş, best practice buymuş” gibi. Aslında biz özellikle endüstriyel müşterilerle çalışıyoruz. Bunlar biraz daha kapalı R&D(Ar-Ge) ekipleriyle çalışırlar; kendi icat ettikleri teknolojiler, tool’lar kendi içerisindedir. Ama dışarıdan böyle bir input geldiğinde, aslında onların da dönüşümlerine katkıda bulunuyor. Bizim çalışanlarımızı da çok heyecanlandıran kısım burası. Yepyeni bir problem, daha önce çözülmemiş bir problem gibi görünüyor o domain içinde ama başka bir domain’deki practice’i getirip orada uyguladığımızda hem müşterinin hem de bizim çalışanların memnuniyeti açısından güzel bir match oluyor diyebilirim.
Ahmet Hoşgör:
— Danışmanlığın zor tarafları da var ama güzel tarafı da bu aslında. Bir yandan danışman gibi çalışmak, farklı projeler görmek turnover’ı da düşürüyor. Çünkü heyecan devam ediyor aslında.
Ömer Budak:
— Tabii… Evet, Serdar da bahsetmişti. Ne kadar çok problem görürseniz, öğrenme hızı o kadar artıyor. İlk başlarda bunu kavramak, hızlı adapte olmak; o yetkinlikler sizi zorlayabiliyor ama sonrasında bu kasları geliştirdiğinizde, mühendislik tatmini açısından sizi inanılmaz beslediğini söyleyebilirim. Çalışanların da en azından Accenture gibi, bizim gibi danışmanlık firmalarında kalmalarını sağlayan sebeplerden bir tanesi de bu. Bizim de en güçlü yanımızın bu olduğunu düşünüyorum.
Ahmet Hoşgör:
— Usta-çırak ilişkisinden bahsettik, işin doğası gereği. Ama onun dışındaki eğitim, rotasyon gibi durumlar nasıl? Accenture’a katıldıktan sonra tabii bunlar da fark etmiştir diye düşünüyorum.
Ömer Budak:
— Aslında dediğim gibi, usta-çırak ilişkisi dolayısıyla biraz daha kendi eğitim materyallerimizi, eğitim aktivitelerimizi kendimiz planlayarak ilerliyoruz. Özellikle çok giriş seviyesindeki eğitimler dışında, embedded engineering alanında çok kaliteli içerik bulmak zor. Diğer alanlarda biraz daha fazla popülasyon olduğu için daha fazla tabii ama bu alanda biraz daha kendi materyallerimizi geliştiriyoruz diyebilirim. Hatta Accenture içerisinde bu embedded alanındaki eğitimlerin sorumluluğunu biz almış durumdayız. Standart, bizim için olmazsa olmaz dediğimiz bir takım key skill’ler var. Mesela embedded Linux, operating systems, systems programming, real-time sistemler… Bunlar temel, bizim domain’imizde müşteriden bağımsız temel skill’ler. Bunları kendi içimizdeki eğitimlerle çözüyoruz.
Spesifik alanlar olduğunda, mesela bir araç içerisindeki infotainment sistemi için Android operating system kullanılıyor diyelim, bu alandaki yetkinlikler için biraz daha bu platformların eğitim uzmanlarından eğitim alıyoruz Accenture içerisinde. Genelde workshop’lar tarzında oluyor bunlar. Avrupa’daki birçok lokasyonla beraber çalışıyoruz. Onlarla beraber bu alanda ilgilenen çalışanlar bir araya gelip konunun uzmanından bunu dinliyorlar. Sonrasında gelip kendi içimizde bu bilgiyi dağıtmaya çalışıyoruz.
Ahmet Hoşgör:
— Bu da aslında kıymetli; böyle bir hub’ın Türkiye’de olması gerçekten değerli bir şey. Aslında bayağı bir şey konuştuk. Kimler buraya gelse mutlu olur? Bence az çok senin hevesinden, anlatımından belli oldu ama yine de kapatmadan önce böyle bir call to action yapmayı seviyoruz. Bu podcast’i dinlediyseniz, ilginizi çektiyse, nerelerden başlayabilirsiniz? Ya da Ömer, sen ne düşünürsün; kimler burada olsa mutlu olur? Serdar’ın da bazı yorumları olmuştu, senin bakış açınla, ekibini düşündüğünde neler dersin?
Ömer Budak:
— Şunu söyleyebilirim: ilk başta özellikle bu alana ilgisi olduğunu düşünen insanlar varsa, embedded systems engineering alanında “ben kariyerimi burada inşa etmek istiyorum” diyen insanlar için bulunmaz bir fırsat diye düşünüyorum. Özellikle bizim temel business modelimiz; alanında lider, gerçekten bu alanda ürünün tek versiyonunu geliştiren ya da yepyeni bir alanda ürün geliştiren global firmalarla çalışmak ve bu da görebileceğiniz problemlerin kalitesini artırıyor. Bu alanda ilginç problemler görmek isteyenler için mutlu olabilecekleri bir yer.
İkincisi, bu alanı gerçekten seven ve bu alanda sürekli yeni şeyleri takip edip kendisini geliştirmek isteyen insanların mutlu olabileceği bir yer. Yani bir gün sadece “ben C++’ta sadece şu alanda çalışacağım” diyen insanlar için değil; daha geniş bir çerçevede problem çözmeye odaklanmış, teknolojiyi bir araç olarak gören insanlar için faydalı olur diye düşünüyorum.
Bu alanda, konuşmanın başında da bahsettiniz, savunma sanayi şirketleri gibi birkaç tane firma var. O açıdan Türkiye’de çok büyük bir ekosistem değil bu. Bu alternatifleri değerlendirirken, ne kadar farklı problem görebilecekleri, farklı teknolojileri ve endüstrileri deneyimleyebilecekleri bir yer varsa, oraları tercih etmelerini öneririm. Benim için de yaklaşık toplamda 17–18 sene oldu bu alanda. Sıkıldığım bir gün olmadı diyebilirim. Bu önemli bir şey. Bu alanda gerçekten farklı problemleri görmek isteyenleri beklediğimiz bir yer.
Bize nasıl ulaşabilirler? Genel LinkedIn ilanlarımız açık. Yine burada çalışan insanlara, bana da ulaşabilirler dönem dönem. Üniversitelerde de ders verdiğimiz aktiviteler oluyordu. Oralardan da özellikle ilgisi olan insanları almaya çalıştığımız, onlara yardım etmek istediğimiz, yol göstermek istediğimiz çalışmalarımız var. Bu kanallardan herhangi bir çalışana ulaşırlarsa daha detaylı bilgi alabilirler diyebilirim.
Ahmet Hoşgör:
— Valla ben samimi, sahici bir sohbet oldu diye düşünüyorum. Çünkü çok uzun süredir bu işin içindesin, hevesini kaybetmedin, ilerliyorsun, devam ediyorsun. Bence ilham verici. Embedded engineering düşünen ama dünyadaki global problemleri de ve farklı farklı problemleri çözmek isteyen kişiler için challenging ama keyifli, iş tatmini yüksek bir iş vaat ediyor bence Accenture. Seni de dinledikten sonra buna tekrar ikna oldum ben en azından. Ömer Budak ile birlikteydik, Accenture’dan software engineer. Çok teşekkürler Ömer, konuk olduğun için.
Ömer Budak:
— Ben teşekkür ederim, güzel bir sohbet oldu.