Bölüm Hakkında

  • Konuk katılımcının kısa yaşam öyküsü ve kariyer gelişimi
  • Ödeal’ın Türkiye fintech ekosistemindeki yeri
  • Ödeal’ın Fintech alanında sunduğu çözümler
  • Ödeal’da hangi tech stack’ler kullanılıyor?
  • Ödeal ve poligot mimari
  • Ödeal’da projeler nasıl geliştiriliyor?
  • Ödeal çalışma kültürü ve ekip yapısı
  • Ödeal sistem geliştirme ekiplerinde çalışanların 1 günü nasıl geçiyor?
  • Ödeal teknoloji çalışanlarının kariyer yolculuğuna nasıl katkıda bulunuyor?
  • Yazılım dünyası ile ilgili önümüzdeki 5-10 senedeki beklentiler

Bölüm Metni

Ahmet Hoşgör:
— Herkese selamlar. Coderspace'in Codecast serisinin otuz altıncı bölümünde bugün Ödeal'dan Murat Orno'yla birlikteyiz. Ödeal'da CTO olarak çalışıyor. Fintech özelinde ilk defa aslında bir konuğu davet ettik. Çok farklı sektörlerde konuştuk. Bu yüzden aslında bugün ayrıca da bir önemi var. Hoş geldin Murat, nasılsın?
Murat Orno:
— Hoş buldum Ahmet. Umarım sizler de iyisinizdir. Öncelikle bana bu fırsatı verdiğiniz için tüm Coderspace ailesine teşekkür ediyorum. Güzel bir sohbet olmasını diliyorum.
Ahmet Hoşgör:
— Ben de öyle umuyorum. Aslında senin birazcık hayatınla, kariyerinle ve Ödeal şirketiyle başlayabiliriz. Seni bir tanıyalım.
Murat Orno:
— Memnuniyetle. Böyle sorulunca yıllar bayağı uzun olduğundan en iyi nasıl anlatabilirim diye düşününce ikiye bölerek anlatmam ideal olur. Bir, bilgisayarlarla tanıştığım dönem; bir de çalıştığım dönem olarak bölmek faydalı olur diye düşünüyorum. Klasik olarak bizim yaşlardaki sektördeki her insanın tanışma yaşı çocukluk döneminde eve alınan bilgisayarlarla oldu. Benimki de aynı o şekilde oldu.
İlk evimdeki Amiga 500’ümle birlikte ilk bilgisayarla tanıştığım yılları bu şekilde geçirdim. Tabii ki o zamanki hedef oyun oynamaktı fakat bu oyun sevdası belli bir dönem sonra “bilgisayar var, bununla başka bir şey yapılamıyor mu?” soru işaretlerini getirdi. Yanlış hatırlamıyorsam Amiga 500’lerde operating system olarak Workbench vardı. Onun üzerinde birtakım uygulamalar ve demo uygulamalar oluşturabiliyorduk.
Benim aslında ilk deneyimim bu demo uygulamalarını kendi lokal ortamımda ortaya çıkararak, biraz kurcalayarak ve deneyerek ortaya çıkmıştı. Tabii o zaman internet pahalıydı. Amiga 500’ün modem maliyetleri pahalıydı. O zamanlar bir şey yapayım, onu bir yere publish edeyim gibi konular yoktu. Sadece evde deneye yanıla ortaya çıkarıp eşe dosta gösterdiğim bazı programlar vardı diyebilirim.
Sonrasında klasik hayat, zaten PC’lerin devrimi başladı. Hepimizin hatırlayabileceği gibi 286, 386 MX’ler vesaire ilerliyordu. Böyle altı ayda, sekiz ayda bir ekran kartı upgrade’leri için Yazıcıoğlu İş Hanı’na gidiliyordu. Bilen kitle hatırlar belki. O dönemlerden geçtim diyebilirim.
Bu böyle üniversite çağına kadar devam etti. Üniversitenin üçüncü, dördüncü yılına kadar bu şekilde ilerledi. Ondan sonra artık iş hayatıyla tanışma zamanı başladı diyebilirim. 1-2 yıl boyunca HTML, klasik ASP’ler gibi yapılarla web sayfaları yapıyorduk. Popüler olan şey oydu. Flash’larla vesaire...
İlk çıktı ürettiğim şirketlerde genelde HTML 1.0’lar, belki 2.0’ların olduğu dönemlerdi. 2-2,5 yıl bu şekilde gittikten sonra biraz daha kurumsal diyebileceğimiz tarafa doğru ilerledim. Bu kurumsallıkta da farklı şirketlerde, farklı domain’lerde çalışarak ve farklı teknolojileri öğrenerek ilerlediğim uzun yıllarım oldu.
Şirket şirket değil de domain’lerden bahsedecek olursam eğitim sektöründe yer aldım, medya sektöründe yer aldım, lojistik sektöründe yer aldım ve son olarak da e-commerce tarafında yer aldım. En sonunda da senin de bahsettiğin gibi şu an fintech sektöründe dört buçuk yılı kapatmış durumdayım. Bu şekilde koşturmaya devam ediyoruz.
Ahmet Hoşgör:
— Aslında o 2000’lerin başındaki web developer title’ından buralara bu işlerin geleceğini hiç düşünmüş müydün o zaman başladığında? Yani hem senin için değil de genel sektör için.
Murat Orno:
— Aslında hiç öyle bir fikrim yoktu. Tamamıyla hobiyle başlayan, sonra işe döndüreyim diye giden bir süreçti. On beş yıl çalışırım, yirmi yıl çalışırım, yirmi yıl sonra şurada şunu yaparım gibi bir hayalim, beklentim yoktu açıkçası. Ama her zaman hedefim bir yerde iyi bir çıktı üretebilmek, ekiplerle birlikte bir şey yapabilmekti. Hep içimden geçen oydu.
En azından onun içindeyim diyebilirim ve önümdeki yıllara baktığımda yine bu şirkette bu şekilde ilerleyecek bir yol gözüküyor. Tek hedefim ekiplerle güzel ürünler ortaya çıkarabilmek. Tabii bugün baktığımızda belki yirmi yıl sonra bir daha podcast çeker miyiz bilmiyorum ama üzerimizden bu yirmi yılda ChatGPT’ler, AI’lar vesaire geçmiş olacak. Yirmi yıl sonra kimsenin ne hayal ettiğini konuşmak ayrı bir sohbet konusu olabilir.
Ahmet Hoşgör:
— Doğru. Aslında sevdiğin şeyin peşinden gidip hayatını bunun üzerine kurman çok avantajlı. Geçen ben de bir video izliyordum Besim Tibuk’un kanalında. Orada şöyle diyordu: hayatın boyunca en çok yaptığın şey muhtemelen çalışmak oluyor. Dolayısıyla çalışma hayatının sevdiğin bir şeyden oluşması çok güzel.
Şu anda tabii bu konular “çok trend” ve “hype” olduğu için biraz zorunluluktan ya da maddi kaygılarla gelen çok kişi var. Ama özellikle senin dönemlerinde başlayanlar bu işleri gerçekten gönülden sevip sonra “bu işin sonu da güzel bir yere çıktı” gibi bir hikâyeye sahip olabiliyor.
Şimdi tabii bence Ödeal’ı dinleyenlerin çoğu duymuştur ama “tam olarak ne yapıyor?” sorusu da vardır akıllarında. Çünkü sektörde çok fazla şirket var, fintech var ve bu alanlar çok hızlı gelişiyor. Dolayısıyla Ödeal’ı da hem neler yaptığınızı hem de fintech ekosistemindeki vizyonunu ve kültürünü senden iyi bir şekilde dinleriz diye düşünüyorum CTO olarak.
Murat Orno:
— Tabii ki. Ödeal’ın geçmişine baktığımızda aslında Ödeal bugün itibarıyla 9 yılını tamamlamış bir fintech şirketi diyebiliriz. Fevzi Güngör’ün bir girişimi olarak başlayıp artık kurumlaşarak scale-up’a doğru giden bir yapıda ilerliyoruz.
Şirketin ilk çıkardığı ürün aslında tamamen bir girişim hikâyesi olan mobil telefonlarda bir mobil POS uygulamasıyla birlikte mobil telefonu kartla ya da 3D link gibi araçlarla ödeme alabilen bir yapıya çeviren bir uygulama hikâyesi. Ödeal cepte POS’la ilerliyor ve daha sonra esas atılımını bugün bizi Türkiye’de birinci sıraya konumlandıran fiziki POS dünyasına girerek yapıyor. Şu an baktığımızda fiziki POS dünyasında Türkiye’de çok az oyuncu var ve bunların da ilk sırasında Ödeal var rahatlıkla diyebiliriz.
Bizim sağladığımız şey aslında üye işyerlerinin bankalar arasında fiziki POS alırken yaşadığı sorunları ortadan kaldırmak; zaman, maliyet ve iletişim tarafındaki operasyonu iyileştirerek tam bir çözüm üretmeye çalışıyoruz.
Tabii bunu yaparken bir değil dört tane büyük ÖKC firmasıyla çalışıyoruz bugün itibarıyla. Önümüzdeki yıllarda bunların sayısı artabilir. Bu şekilde baktığınızda Ödeal büyüyerek servis ağını sürekli yenileyen ve güçlendiren bir fintech firması diyebiliriz.
İki ana çözümümüz mobil POS ve fiziki POS çözümleri; bunlar şirketi bugüne kadar getiren ana çözümlerdi. Geçen sene büyümenin etkisiyle birlikte Türkiye’de popüler olan fintech’in ana roadmap’indeki kredilendirme, açık bankacılık, FAST’lerdir, QR ödemeler gibi konulara da girmeye başladık. Firmanın büyümesiyle birlikte operasyonda vereceğimiz ürünleri de artırmamız gerekiyor. Dolayısıyla yeni bir Ödeal evreni inşa etmeye başladık diyebilirim.
Ahmet Hoşgör:
— Burada bu evreni inşa ederken özellikle fiziki taraf da işin içinde olduğu için — siz de hatta bu taraftan ilerlediğiniz için — yazılımcıların şunu anlaması bence önemli: burada hangi teknolojilerle çalışılıyor ve yazılım-teknoloji ekipleri neler yapıyor?
Çünkü bu podcast’i dinleyenlerin çoğu çeşitli yerlerde sektörde çalışan ya da çalışmaya başlayan, bir süredir devam eden mid-senior seviyelere gelen kişiler oluyor. Bu kişiler şirket içerisinde hangi projeler geliştiriliyor, hangi teknolojiler kullanılıyor, hangi stack’ler var, framework’ler, database’ler… mikroservis mimarisi var mı gibi teknik detayları da önemsiyorlar. Bunları da en iyi cevaplayacak kişi sensin. O yüzden bunları da merak ediyorum.
Murat Orno:
— Bu soruyu cevaplamak için biraz geçmişten bugüne neyi neden değiştirdiğimizi anlatırsam daha iyi olur. İlk başladığım dönemde Ödeal’ın altyapısı zaten mikroservis mimarisiyle tasarlanmıştı. Ama hızlı ilerlerken alınan kararlar nedeniyle düzeltilmesi gereken konular her yerde olduğu gibi burada da vardı.
Pandemiye girdiğimizde Türkiye’de güçlü-doğru ekip arkadaşı bulmanın zaten zor olduğunu, pandeminin bunu daha da zorlaştırdığını fark ettik. Bizim elimizi bağlayan konu bütün infrastructure’daki yazılım dilinin Java olmasıydı. Hem Java bilen hem de senior olacak gibi bir denklem, hem de pandemi denklemi olduğunda aklımızda olan birkaç projeden biri bu mimariyi mikroservis mimarisi varken poliglot mimariye çevirebilir miyiz konusuydu. Poliglot mimariye doğru geçişe başladık. Yüzde yüz Java olan tüm mikroservisler zamanla farklı dillere evrildi. Java’nın hakimiyeti %60-%70 seviyesine geldi; .NET Core, Node.js gibi teknolojiler sisteme girdi. Farklı farklı yazılım dilleriyle mikroservisleri poliglot bir mimaride tasarlamaya doğru başladık ve hâlâ bu şekilde devam ediyoruz.
Burada kesinlikle herhangi bir yazılım dilinin fanboy’luğu gibi bir bakış açısı yok. .NET kökenli gelen arkadaşlar Java ile tanışıyor, Java kökenli gelenler .NET ile tanışıyor. “Beni .NET için aldınız, neden Java yazıyorum?” gibi bir konu olmuyor çünkü herkes yeni şeyler öğrenmeye açık. Onlara bu fırsatı sunduğumuzda karşılıklı bir noktada buluşabiliyoruz.
Poliglot mimari aynı zamanda developer’ların sorumluluklarını da artırıyor. Bazı kurumlarda hazır framework’ler vardır ve developer bu çatının altında hiçbir şey yapmadan bir yazılımcı kariyeriyle başlar ve iş değiştirmeye çalıştığında çok zorlanır. Biz bunu istemiyoruz. Tamamıyla poliglot mimari, platform takımları dediğimiz yapıyı da ön plana çıkardığı için biz bütün takımlarımızı bu alanda doğru şekilde serbest bırakabiliyoruz. Bir takımın yazacağı servisin hangi dilde yazılacağından çok hangi mimaride yazılacağı bizim için daha önemli. Mimari kuralları koyduktan sonra Clean Architecture, Onion Architecture ya da microservice-per-database gibi kuralları koyduktan sonra yazılım dili bağımlılığını ortadan kaldırmış olduk. Hem developer’a gelişme alanı ortaya çıkardık hem de teknoloji tarafındaki ekibin büyümesindeki engelleri aştık diyebilirim.
Bunun dışında yapı nasıl bir yapı? Ritüel olarak şunu benimsedik diyebilirim. Yavaş yavaş benimsiyoruz. Çok standart poliglot mimari, mikroservisler denince akla hemen domain takımları, Bounded Context’te bulunan takımlar geliyor. Bu yapılar burada da bulunan konular. Son dönem büyümeyle birlikte yaptığımız projelerde zaten bize bariz işaret eden şeyler oluyor. Biliyorsunuzdur, Spotify’ın Agile modeli var. Guild’ler gibi başlıklar var. Bunları da içeri alarak, yerine göre projeye göre guild’ler oluşturarak projelerimizi yapmaya çalışıyoruz. Tabii projeleri yaparken bazı projeler içerideki tüm takımlara dokunuyor, bazı projeler iki takıma dokunuyor. Tamamıyla bu şekilde projeleri kendi içinde bölüp parçalayıp tamamlamaya çalışıyoruz.
Takımları tamamen şeye göre böldük: Ödeal’deki bir üye işyerinin journey’i nasıl ortaya çıkıyorsa… Yani üye içeri girer; Fraud kontrolleri vardır, Findex kontrolleri vardır; sonrasında bu kontrollerden geçer, ödeme hesapları açılır, abonelikleri oluşur vesaire gibi. Ödeal’deki journey’e göre aslında kendi domain takımlarımızı buna göre böldük. Tabii bunların hepsi bir adaptasyon süreci. Bunları anlatması kolay ama oturtması zor süreçler. Zaman içinde iş birimleri de hangi ihtiyaç için hangi takıma gitmesi gerektiğini öğrenmeye başladı. Böylece teknoloji ve iş birimleri arasındaki iletişim daha sağlıklı hale geldi.
Ahmet Hoşgör:
— Burada teknik tarafta zorlayıcı ama tamamlandıktan sonra sizi mutlu eden bir proje örneği var mı?
Murat Orno:
— Tabii var. Biz aslında projeleri yaparken iki bakış açısıyla bakıyoruz. Business impact’e bakıp eldeki servis bu business impact için üzerine mi koyalım, yoksa yıkıp yeniden mi yapalım, yoksa gerçekten orada bir technical debt var onu mu çözelim diye değerlendiriyoruz. Bu ikisine de ayrı ayrı örnekler verebilirim.
Benim başladığım dönemde içeride entegre olduğumuz bir tane ÖKC firması vardı. İkinci ÖKC firmasıyla çalışmak istediğimizde mevcut servis yapısı jenerik yapıya çok uygun değildi. Normalde hızlıca entegrasyon yazıp devam edebilirdik ama mevcut servisin iyileştirilmesi gerektiğini anlattık. Belki bir aylık işi üç ayda bitirdik ama o gün yazdığımız kodu hâlâ bugün çok rahatlıkla dördüncü ya da beşinci ÖKC firması geldiğinde “servisin dokümantasyonu bu, bunu implement ettiğinde entegrasyonu sağlıyoruz” diyebileceğimiz bir yapıya getirebildik. Yani bazı noktalarda business’ın önünü açabilmek için teknoloji altyapımızı iyileştirdiğimiz durumlar oluyor. Önceliği buna veriyoruz aslında.
Diğer taraftan mesela canlı örnek olarak technical debt ne vardı dersen, ilk tasarlanan Java servislerinde Java’nın altyapısından kaynaklı olarak bir fonksiyonun üzerine bir annotation koyduğunda o hem scheduled olarak çalışabiliyor hem pub/sub yapıya evrilebiliyor hem de bir API olarak dışarıdan istek alabiliyor. Sen bu servisi scale ettiğinde scheduled işlemi de scale etmiş oluyorsun. Böyle scale edememe gibi engellerimiz vardı. Bunları teknik mimari düzenlemelerle ve ortak yapılar oluşturarak çözmeye çalıştık, onları iyileştirdik. Böylelikle mikroservislerdeki scale engelinin önüne geçmiş olduk.
İleriye dönük en büyük challenge’larımızdan biri de startup’tan scale-up’a giden firmalarda sık görülen bir durum: ortada bir shared database’imiz var. Her ne kadar yeni servisleri database-per-service yazsak da ortadaki shared database’in bölünüp parçalanması ve ona bağlı servislerin yeniden yazılması gerekiyor. Bununla ilgili güzel bir teknik roadmap’imiz var diyebilirim.
Tabii bununla birlikte datayı da kendi içinde hot, warm, cold şeklinde ayırmak gerekiyor. Çünkü veri inanılmaz büyüyor. Sekiz yıllık bir database’i düşünün; milyon satırı geçmek üzere artık. Bunların hepsinin düzgün şekilde parçalanması gerekiyor. Bunlar güzel challenge’lar arayan developer’ların duymak istediği konular diye düşünüyorum.
Ahmet Hoşgör:
— Bence oldukça iştah açıcı şeyler anlattın. Ben de kendime not aldım bu soruyu hep sorayım diye. Çünkü sen de heyecanla anlattın. Aslında en can alıcı nokta bu. Yani geleceksin ve neler yapacaksın ve nasıl bir heyecanla yapabileceğin burada projeler var. Gerçekten güzel konular. Özellikle startup’tan scale-up’a geçiş süreci gerçekten heyecan verici. Sonrasında zaten belli bir stabiliteye geliyor.
Peki bir developer Ödeal’da işe başladığında onu nasıl bir çalışma düzeni bekliyor? Kimlerle çalışıyor gün içerisinde? Product manager’larla birlikte, daily’ler vesaire… Oradaki tam yapı nasıl geçiyor?
Murat Orno:
— Burada açık konuşmak daha doğru olur. Ben her zaman şu gözle bakıyorum. Her zaman her yerde bir problem, sorun vardır. İleriye dönük “bu nasıl iyileştirilebilir?” gözüyle baktığım için bunda iyileştireceğimiz bir durum olduğuna en azından inandığımdan ve benim roadmap’imde olduğundan bunu anlatmak isterim. İlk hafta biraz kaotik geçebiliyor çünkü tam anlamıyla dijital bir onboarding sürecimiz yok. Bunu dijitalize etmek istiyorum tüm şirketteki tüm iş birimlerine yeni başlayan herkes için. Sadece developer’lar için değil. Çünkü bir çalışan bir iş yerine başladığında ne yapacağı çok net olması lazım. Hani böyle bir verification mı olur, onboarding digitalization mı olur vesaire gibi konulara bakıyoruz. Bunları önümüzdeki sene büyük ihtimalle bir şekilde başlatırız.
Ahmet Hoşgör:
— Bu ürünü biz yapalım Coderspace’te.
Murat Orno:
— Olur, tamam konuşalım. Ayrı bir proje açabiliriz. Bunun için de gamification olarak yaptığınızda yeni başlayanlara task’lar atanabilir vesaire. Benim kafamda bu konuda güzel fikirler var naçizane, değerlendirebiliriz. Şu anda süreç şöyle ilerliyor (teknoloji departmanı için anlatıyorum): yeni başlayan kişinin bir buddy’si oluyor. Onunla birlikte hem kendi takımını hem de diğer takımları dinliyor, öğreniyor, tanışıyor. Tabii buradaki öğrenme sürecini her zaman iyileştirmek için şu an tüm domain takımlarımız mesela son dönem yine bir atılımla developer arkadaşlarımız aramıza katıldı, analist arkadaşlarımız katıldı. Onları onboard edebilmek için tüm domain takımlarımız şimdi kendi domain’lerini anlatabilecekleri sunumlar ortaya çıkarıyorlar ki önümüzdeki bir ya da iki ay içinde tüm Ödeal teknolojinin altyapısını, ürüne dokunduğumuz yerleri, iş birimlerine dokunduğumuz yerleri dokümante etmiş, anlatabilecek bir duruma geleceğiz. Bir all-hands düzenleyeceğiz içerideki herkesteki bilgi seviyesini ortaklaştırabilelim.
Dolayısıyla onboard oldu ne var ne yok az çok öğrendikten sonra normalde bizim günlük hayat tabii ki tahmin edebileceğimiz gibi sprint-Agile yapılarıyla geçiyor. Sprint’in içine dahil olmuş oluyor. Büyük ihtimalle ilk girdiği zaman -zaten beklenti olarak- bir ya da iki sprint boyunca tabii bu arkadaşın bilgi seviyesine göre değişiyor. Gerekiyorsa 1-2 sprint sadece izleyici olarak kalsın diyebiliyoruz. Okusun, izlesin, sorsun, öğrensin. Ondan sonra yavaş yavaş bir, iki, üç; kaç tane story veya task alabiliyorsa o şekilde ilerleyeceği bir setup kurmaya çalışıyoruz ki zaten bir sürü konunun olduğu şirketlerde bu konuların içine arkadaşları atıp kaybetmek istemiyoruz. Dolayısıyla yavaş yavaş ısındırıyoruz diyebilirim.
Onun dışında günlük sabah daily’lerimiz oluyor. Şansa hibrit sisteme döndük. Yani “şansa döndük” diyorum çünkü evlerde çalışmak en azından benim ve takımımdaki birçok kişiden de aldığım feedback’e göre gerçekten sıkıcı bir hâle gelmişti. O yüzden pazartesi-cuma fiziki daily’leri görebilmem benim için gerçekten motivasyon kaynağı. Ekipler için de motivasyon kaynağı. Domain takımlarımız da kendi alanlarını anlatan sunumlar hazırlıyor. Böylece herkes sistemin tamamını daha iyi anlayabilecek.
Yani günlük standartta daily’lerimiz oluyor. Belli sprintler kendi iç periyotlarında planlamalar, grooming’ler, retro’lar gibi bu ritüelleri aynen planlayarak ilerletebiliyoruz. Sprint’teki işleri genellikle şeye göre bölmeye çalışıyoruz, dengelemeye çalışıyoruz. Bir işte roadmap’ten gelen ana projelerimiz var. Bir nice-to-have iş birimlerinden gelen iyileştirme konuları var. Bir de bizim technical debt dediğimiz mimari iyileştirmeler, altyapısal iyileştirmeler gibi konu başlıklarımız var. Bunları epic’lere oranlarını belirleyip buna göre planlayacak şekilde ilerlemeye çalışıyoruz.
Ahmet Hoşgör:
— Burada hibrite döndük dedin. Aslında teknik ekip de bundan çok memnuniyetsiz değil gibi anlıyorum. Birbiriyle çalışmayı, aralarda ofise gitmeyi seven bir ekip var gibi.
Murat Orno:
— Evet ama kişiden kişiye değişiyor tabii. Şu şekilde yaklaştık, biraz şirketin de burada sağladığı destek önemli. Hani naçizane biz beklentimizi iletiyoruz. İnsanlık hâli, gelemeyecek durumda olanlar oluyor, vesaire oluyor ya da yazın bazı slot’lar açtık. İşte 2-3 hafta önce remote olmak isteyenler uzaklaşsın gibi böyle dengeli bir sistem kurduğunuzda insanların ofise gelmesindeki direncin azaldığını gördüm. Aksine artarak yani. Şu an baktığımda mesela bugün off günümüz ama içeride çalışan yedi sekiz tane developer arkadaşım çalışıyor. Bu da bir motivasyon kaynağı. Önemli olan bunu sağlayıp devamlılığını getirebilmek. Bu da güzel bir şey bizim için.
Ahmet Hoşgör:
— Doğru… Burada geleceğe biraz bakmak gerekirse aslında tam da sağ salim bu podcast’i yayınlarsak muhtemelen 1-2 hafta sonrasında son başvuruları tamamlanacak bir Hackathon’u da yapıyoruz. Ödeal ve Coderspace iş birliğiyle GPT AI Hackathon. Üye iş yeri tarafı tabii Ödeal dünyasında çok önemli bir parça. Oradaki aslında satış verilerinin segmentasyonunun sağlanması ve orada üye iş yeri için böyle prompt-based yeni kampanya promosyon sunabilme gibi bir konumuz var. Tabii yani dünyada da böyle GPT Hackathon desek belki işte 20-30 tane Google’da sonuç çıkıyor. Türkiye’de de öncü bir proje oldu. Bu anlamda ben de çok mutluyum böyle bir şeyi başlattığımız için. Senin de bu konuda yorumlarını almak isterim Murat.
Murat Orno:
— Evet, teşekkürler. Güzel bir konu seçtiğimize inanıyorum ben çünkü farklı bir konu oldu. Genelde ben de bir yandan hands-on olarak şunu tecrübe ediyorum: ChatGPT’yle neler yapabiliriz, ekibe neler kazandırabiliriz diye. Aslında buluşmamızla birlikte ilk defa iş için ne yapabiliriz gözüyle bakabildim. Yani iş birimi açısından ne sağlayabiliriz gözüyle bakabildim. Burada da eğer doğru noktaya konumlandırırsak on-the-fly üye iş yerlerine gerçekten bir kampanya öneri sistemine kadar gidecek, belki onun karşılıklı olarak ChatGPT’yle otomatik olarak olur da olmazını yapacak bir sistemi kurgulayabiliriz gibi bir hayalimiz var. Bence güzel bir hedef bu. Bakalım sonuçlarda ne olacak, hep birlikte göreceğiz.
Ahmet Hoşgör:
— O tarafta tabii Türkiye’de öncü olan ve bu konularda bir şeyler yapmaya çalışan bir ekip var. Özellikle GPT özelinde. Tabii ki Hackathon’larımız zaten çok başvuru alıyor ama bu özeldeki kitlenin çok ilgisini çekmiş gibi gözüküyor gelen başvurulara da baktığımızda. Ben de Hackathon’larda falan az çok neler çıkabileceğini tahmin ediyorum. Çünkü benzer sonuçlar çıkıyor yıllardır. Tabii her şirket özelinde değişiyor ama… Bu konuda ben de heyecanlıyım. Nasıl şeyler çıkacak, nasıl ürünler çıkacak, nasıl özellikler düşünülecek hep birlikte göreceğiz.
Kapatmadan belki son olarak biraz daha Ödeal’da kariyer ve kariyer gelişimi perspektifiyle düşünürsek içerideki ekipler mesela eğitimler alıyor mu ya da içeride rotasyon imkânları var mı farklı ekipler arasında? Bu domain bazlı da olabilir ya da frontend’den backend’e ya da DevOps ekibine rol değişiklikleri de olabilir. Kariyer gelişimine nasıl bakıyorsunuz onu da merak ediyorum.
Murat Orno:
— Bunun için farklı çözümlerimiz var. İçeride çalışan arkadaşlarımıza neler katabiliriz diye baktığımızda son dönemde mesela QA’lerimiz için başlattığımız bir test otomasyon eğitimi ve onunla birlikte hands-on olarak, kendi servislerimiz üzerinde bize eğitim veren firmanın danışmanlarıyla birlikte otomasyon altyapısı oturtabileceğimiz bir çalışmaya başladık. Bunun paralelinde, yine daha başlamadığımız ve önümüzdeki 1-2 ay içinde başlayacağımız, içerideki developer arkadaşlarımızın özellikle katılmasını istediğim bir hands-on Kubernetes eğitimi var. Bununla birlikte herkesin Kubernetes hakkında bilgisi olmasını istiyoruz. Şu an bizim infrastructure’ımız container tabanlı olarak Docker üzerinde çalışıyor. Bunu hep birlikte Kubernetes’e taşımak gibi bir hedefim var. Bunu da öncelikle ekibime eğitim aldırarak, sonrasında da bu geçişi hep birlikte yapacak şekilde bir planlama yaptık.
Fırsat buldukça, bunları yakaladıkça kendi ekibimizdeki insanlara hem bunun eğitimini sağlayıp hem de iş faydasına yönelik çıktıya nasıl dönüştürebiliriz, buna bakıyoruz aslında. Bunun dışında yetiştirme kampı olarak teknoloji ekibimiz içinde Level 2 Support olarak çalışan bir takımımız var. Yani iş birimlerinden gelen ticket’ları alıp onları çözen bir takımımız var. Genelde analist arkadaşlarımızı ilk etapta buraya yerleştirip burada tüm domain’i öğrenmelerini sağlıyoruz — çünkü bütün konular oradan geçtiğinden dolayı — daha sonra içerideki ekiplere yerleştirecek bir iç oryantasyon planı diyelim. Böyle bir planlama da yapmaya çalışıyoruz içeride.
Ödeal teknoloji ekibi ilk defa işte bu sene herhalde 50’ye falan yaklaştık. Sene sonuna kadar 60 oluruz diyoruz. Bu sene içinde yönetici arkadaşlarımla birlikte developer’ların kendi level’leri arasındaki geçişlerini nasıl yapacağız, quest’ler mi olacak, hedeflerini nasıl vereceğiz, junior nasıl mid olacak, nasıl senior olacak gibi hedef ağaçlarını belirleyip önümüzdeki seneden itibaren de şirket içindeki terfileri teknoloji ekibi içinde nasıl yöneteceğimizi planlayacağımız bir sene olacak diyebilirim.
Ahmet Hoşgör:
— Oldukça iyi ve aslında organik de büyüyen bir teknoloji ekibi var. Şu anda açık pozisyon da var LinkedIn’den baktığımızda. Bilmiyorum bu podcast’i yayınladığımızda açık olacak mı hâlâ ama senden son olarak aslında potansiyel adaylara nereden başvurabilirler, nasıl ulaşabilirler ya da ne tarz profiller arıyorsunuz? Yani kimler gelirse hem Ödeal’da mutlu olur hem siz mutlu olursunuz? Son böyle bir call to action section’ıyla kapatalım.
Murat Orno:
— Özellikle naçizane yeni başlayan arkadaşlara “nereden başlasınlar?” sorusu eğer oysa yeni başlayan arkadaşlar için iki üç tane temel önerim var aslında. Dediğin gibi senin de sektör büyüdükçe, maddi güç ortaya çıktıkça herkes bir yazılımcı olmak istiyor hem de hızlıca yazılımcı olmak istiyor ama burada o hızı doğru yönetemediğiniz durumda sonu mutsuzluğa doğru gidebiliyor. O nedenle benim burada naçizane önerim işin temeline odaklanılması.
Öğrenme artık biraz şeye döndü. Hani bir yerden kopyalayayım, bir yere paste edeyim, tamam F5’e basayım, çalışıyorsa “okay”. “Ben bunu öğrendim.” gibi olmaması lazım. Yani o F5’e basıldığında fiziki katmanda ne oluyor, işte memory nasıl allocate ediliyor gibi konular; temelde ne var gibi bilgi işlem terimlerinin öğrenilmesi bence arkadaşların ileriye dönük önünü açacaktır. Client-server mimarilerinin iyi öğrenilmesi gerektiği gibi biraz işin temellerine odaklanılması naçizane tavsiyem olur.
Onun dışında gördüğüm başka bir konu mesela yardım istemeyi öğrenme diye bir kavram var. Bazı arkadaşlarımız ilk iş yeri, ilk iş ortamı olduğundan çekingen olabiliyorlar ama onlara öneri olarak şunu söyleyebilirim. Soru sormaları bunu bilmiyorsunuz gibi bir algı oluşturmuyor bizde eğer bu algıdan dolayı sormuyorlarsa. Bence sormaya şöyle kendilerini teşvik etmelerini rica edebilirim: “Bunu sorarsam daha hızlı öğrenebilirim. Üç saat değil beş dakikada çözebilirim” gibi bir motivasyonla her daim yardım istemeyi öğrenmelerini tavsiye edebilirim.
Son olarak diyebileceğim gözle değil elle kodlama diye bir şey var. Bizim yıllardır yaptığımız ve öğrendiğimiz çok fazla materyal var. Onların da kafaları karışıyor anlayabiliyorum. Yeri geliyor bizim de karışıyor ama bu iş tamamıyla pratikler üzerine kurulu bir iş. Gördüğünüzü, okuduğunuzu elle pratikleştirmediğiniz sürece boş bir vaktinizde de hobi vaktinizde de bunların hiçbir anlamı olmuyor.
Bir de bunların tamamının temelinde aslında iletişim var. Yani Ödeal’da bizim en çok dikkat ettiğimiz şey, Ödeal teknoloji ekibinde ekipler arası ve kişiler arası iletişimin en iyi seviyede olması. Buna çok değer veriyoruz. Dolayısıyla iletişim kaslarını güçlendirmek için ne ihtiyaçları varsa her zaman destekliyoruz. Bazen yeri geliyor zorluyoruz. İyi yönde zorluyoruz. Amacımız tamamıyla insanların içindeki cevheri doğru şekilde ortaya çıkartabilmek.
Podcast yayınlandığında ilan olmasa bile ik@odeal, murat@odeal ya da LinkedIn’den bize ulaşıp direkt temasa geçebilirler. Yani temasa geçildiğine dair biz response verebilen yapılarda insanlarız. Dolayısıyla teknoloji çatısı altında herhangi bir sorumlulukta olan herkese kapımız açık. En azından muhabbet seviyesinde tanışabiliriz. Duruma göre ihtiyaç vardır, yoktur, bir yere yönlendiririz ama her zaman arkadaşları değerlendirmek ve dinlemek isteriz.
Ahmet Hoşgör:
— Gerçekten çok keyifli bir sohbet oldu. Umarım dinleyenler de çok memnun olur, mutlu olurlar. Ağzına sağlık Murat.
Murat Orno:
— Çok teşekkür ederim. Sağ olun.
Ahmet Hoşgör:
— Ben teşekkür ederim konuk olduğun için. Bugün Murat Orno ile birlikteydik. Ödeal CTO’su bizimleydi. Hem kendi kariyerini hem Ödeal’ı hem de teknik projeleri konuştuk. Sonunda da potansiyel kariyer önerileriyle kapattık. Umarım siz de keyif almışsınızdır. İyi günler Murat, görüşmek üzere.
Murat Orno:
— Görüşmek üzere. Çok teşekkürler.