Bölüm Hakkında
- Konuk katılımcının kısa yaşam öyküsü ve kariyer gelişimi
- Bilyoner teknoloji ekiplerinin vizyonu, ekip yapısı ve sektördeki hedefleri
- Bilyoner’de kullanılan tech stack’ler ve son dönem projeler
- Bilyoner yazılım ekiplerinde günlük çalışma düzeni ve iş akışı
- Bilyoner’de AI kullanımı ve yazılım dünyasına dair gelecek öngörüleri
- Yazılım ekiplerinde eğitim, rotasyon ve onboarding süreçleri
- Bilyoner teknoloji ekiplerinin gelecek hedefleri ve başvuru süreçleri
Bölüm Metni
Ahmet Hoşgör:
— Herkese merhabalar. Ben Coderspace’ten Ahmet. Bugün Codecast’in farklı bir bölümüyle sizlerleyiz. Aslında 56 farklı bölüm yayınladık ama ilk defa bu sektörden iki konuğumuz var. Dolayısıyla benim kendi sorularım, kendi merak ettiklerim de var. Çok keyifli geçeceğini düşünüyorum. Bilyoner’den Engineering Director Cem Çevikbaş ve Software Engineering Team Lead Burak Kocaoğlu bizlerle. Hoş geldiniz Cem, hoş geldiniz Burak.
Cem Çevikbaş:
— Hoş bulduk Ahmet.
Ahmet Hoşgör:
— Nasılsınız? Nasıl gidiyor, her şey yolunda mı?
Cem Çevikbaş:
— Vallahi gayet iyi gidiyor. Oldukça keyifli bir şekilde işlerimize devam ediyoruz.
Ahmet Hoşgör:
— Güzel, güzel.
Burak Kocaoğlu:
— Ben genel olarak bu soruya mükemmel diyebilirim…
Ahmet Hoşgör:
— Mükemmel, güzel bir cevap. Bizim Atıl Samancıoğlu vardır, ona da selam olsun. Türkiye’de bestseller eğitmen, Udemy’de. O da hep “muhteşem” der. Ne zaman sorsam “Nasılsın?” diye, “Muhteşem” der.
Evet, aslında herkesin bildiği bir şirket. Türkiye’de bence bilinirliği çok yüksektir ama arkada tam olarak ne oluyor, onları bugün teknik anlamda derinlemesine konuşacağız. Cem, istersen seni tanıyarak başlayabiliriz. Nasıl yollardan geçtin, buraya nasıl geldin? Bilyoner’de neler yapıyorsun?
Cem Çevikbaş:
— Tamamdır. Ben önce eğitim hayatımdan başlayayım, sonra iş tecrübelerime geçeyim. Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği mezunuyum. Daha sonradan master’ımı yine aynı üniversitede, aynı bölümde yaptım. Master yaparken de Netaş’ta yazılım mühendisi olarak çalışıyordum. Dolayısıyla ilk iş tecrübem Netaş oldu. Orada telekom sektöründe çeşitli santral yazılımları gerçekleştiriyorduk.
Netaş’ta üç yıl geçirdikten sonra Turkcell’de uzun bir kariyer hayatına başladım. Orada çok farklı ekiplerde çalıştım. Hep yazılım yöneticiliği yaptım. İlk önce tabii ki yine yazılım alanında development yaparak Turkcell’de işe başladım ama sonrasında kısa süre içerisinde çeşitli yazılım ekiplerinin yöneticiliğini yapmaya başladım. Hatta bir ara SIM kartların içindeki yazılımları bile yazıyorduk. Dolayısıyla çok farklı alanlarda yazılım tecrübesi edindiğimi söyleyebilirim.
En son Dijital Servisler ve Çözümler bölümünde yazılım ekiplerini yönetiyordum. Dijital Servisler’i şöyle düşünebiliriz: Hem bir backend’i olan, front-end’de kullanıcıların etkileşime girdiği web ve mobil uygulamaların yazılımlarını gerçekleştiren bir ekipti. Burada da çeşitli dijital servis ürünleri geliştirmeye çalıştık.
Sonrasında Bilyoner’e geldim. Burada yazılım ekibinin direktörlüğünü yapıyorum. Benimle beraber beş yönetici arkadaşım var, bunlardan biri de Burak. Hep beraber Bilyoner’deki keyifli ortamı yönetmeye çalışıyoruz. Burak, istersen biraz da sen kendinden bahset.
Ahmet Hoşgör:
— Harika…
Burak Kocaoğlu:
— Tabii ki. Ben sektör ve yaptığım iş olarak kendimi şanslı saydığım bir yerdeyim. Altı yaşındayken “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuna “bilgisayar mühendisi” diye cevaplayan bir insandım. Gerçi benimki biraz oyun oynamaktan kaynaklıydı ama yine de o sektörle ilgiliydi.
Marmara Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği mezunuyum. Yazılımla ilk tanışmam on yedi yaşında, lisedeki grup arkadaşlarımla “bir dil öğrenelim” deyip başladık. Çocukça bir hevesle bir hesap makinesi yapmaya çalışarak Java dünyasına girdim, üniversiteden önce.
Üniversitede biraz yanlış bölüm seçtiğimi düşünüp ilgi alanım olan yazılıma daha çok yöneldim ve yazılımcı olarak çıktım. İlk işim Turkcell’de BiP’teydi. Aslında Cem ile yakın çalıştığımız bir dönem de var ama o sırada denk gelmemişiz.
Cem Çevikbaş:
— O sırada ben başka dijital uygulamaları geziyordum büyük olasılıkla Burak, sonradan BiP’e geldim.
Burak Kocaoğlu:
— Büyük ihtimalle arada bir koridor farkıyla beraber çalışmışız ama çok birebir tanışma fırsatımız olmamış. Turkcell’de yazılıma resmi olarak başlamış oldum. Ardından İstegelsin, Azerion vesaire birçok firmada çalıştım. Biraz daha yeni nesle uyuyorum diyebilirim, iş değiştirmem daha sık oluyor.
Şu an Bilyoner’deyiz. “Bilyoner’i nasıl daha eğlenceli, nasıl daha güzel bir ortam yaparız, nasıl daha başarılı yaparız?” diye takım olarak devam ediyoruz.
Ahmet Hoşgör:
— Süper… Evet, aslında ikinizde de elektrik-elektronik geçmişi var. Cem, sen çiplerden, gömülü yazılımlardan da bahsettin. Burada şunu çok merak ediyorum. Cem, senden Bilyoner’deki teknoloji ekiplerinin vizyonunu, işlerini, ekip yapısını ve hedeflerini dinleyelim. Bir de çok farklı alanlar görmüşsün; burada teknik olarak seni neler etkiledi, neler farklı geldi? Çünkü uzun bir kariyerin var, burası biraz farklı bir alan.
Cem Çevikbaş:
— Açıkçası Bilyoner’e geldiğimde modern teknolojilerin kullanıldığını gördüm. Yazılım anlamında oldukça güncel teknolojiler var. Mikroservis mimarisiyle backend yapıları geliştiriliyor. Bu da bir yazılımcı için çalışması keyifli bir ortam yaratıyor.
Ekiplerin birbirine çok yardımcı olduğunu da görüyorum. Yan yana çalışabiliyorsunuz, bir problem olduğunda herkes toplanıp fikir üretiyor ve çözmeye çalışıyor. Hem teknik olarak yazılımcıların kendilerini geliştirebileceği hem de sosyalleşme ve yardımlaşma anlamında keyifli bir ortam.
Biraz da Bilyoner’den bahsedeyim, bu sektöre yabancı olanlar için. Bilyoner’i bir dijital bayi olarak düşünmek gerekiyor. Şans oyunlarını kendisi üretmiyor; merkezi bir bahis sisteminden oranları alıp kullanıcılara sunuyor ve kupon oynamalarını sağlıyor.
Dolayısıyla Turkcell’de olduğu gibi bir backend’imiz var. Bu backend mikroservis mimarisiyle yazılmış, Spring Boot teknolojileri kullanılıyor. Web tarafında React, mobil uygulamalarda native teknolojileri kullanıyoruz.
Backend tarafında Redis, Kafka gibi mesajlaşma altyapıları var; NoSQL ve relational DB’ler de sık kullandığımız veri tabanları arasında. Ekip olarak hem teknik yetkinliği oldukça yüksek hem de sosyalleşme ve yardımlaşma anlamında birbirini destekleyen bir yapıdayız.
Şirket de bunu destekliyor. Her ay teras partisi yapıyoruz, her yıl Kıbrıs’ta bir araya gelme imkânı sunuluyor. O anlamda güzel imkânlarımız olduğunu söyleyebilirim. En önemli avantajlardan biri de Bilyoner’de full remote çalışmamız. Çalışanlar evlerinden, rahat ortamlarından yazılımları gerçekleştirerek katkı sağlayabiliyor. Zaman zaman ofiste birlikte çalışmamız gereken durumlar oluyor ama çok nadir. En büyük artımız olarak söyleyebileceğim şey full remote olmamız. 4. Levent’te bir ofisimiz var, Antalya ve Ankara’da da ofislerimiz bulunuyor. Türkiye’nin her yerinden yazılımcılarla çalışabiliyoruz. Genel olarak tablo bu.
Ahmet Hoşgör:
— Güzel… Remote çalışmanın devam etmesi önemli. İşin kendisi de keyifli. Burak, sen nasıl görüyorsun? Senin de geçmişte farklı tecrübelerin var. Yazılımcıları çekebilecek teknik challenge’lar neler? Hem zorlayıcı hem keyifli taraflar neler sence?
Burak Kocaoğlu:
— Güzel soru. Bir yazılımcı için yüksek trafik alan, çok kullanılan bir ürün üretmek hem challenge’lı hem de kariyer açısından çok şey katan bir deneyim. Ben bu konuda kısmen şanslıydım, kariyerime BiP’te başladım. Orası ciddi trafik alan bir yerdi ve çok şey öğrendim.
Burası da senior ve senior’un ötesine geçmek isteyen biri için dert edilecek çok fazla şey var. Konu bizim için hiçbir zaman feature geliştirmek olmuyor. Feature geliştirmek kısmen bir noktadan sonra alışılan bir şey ama işin içine yüksek trafik ve performans kaygısı varsa düşünmemiz gereken çok şey oluyor. Android, iOS, frontend, backend developer için de aynı durum geçerli.
Mesela bir iOS developer backend’le birlikte çalışırken oradaki kaygıları da birlikte düşünmek zorunda. “Daha az trafik yaratarak bu problemi nasıl çözerim?” diye düşünüyorsun. Bu aslında bir bulmaca gibi, biraz oyun gibi. Biraz da keyif alıyorsak bulmaca çözmekten…
Çalıştığım çoğu yazılım firması bu kadar trafik ve bu kadar müşteriyle çalışmıyor dürüst olmak gerekirse. O yüzden problem çözmeyi seven, challenge’larla kendini ileri taşımak isteyenler için çok güzel fırsatlar olduğunu söyleyebilirim.
Ahmet Hoşgör:
— Sen geldiğinden beri mikroservis mimarisi var mıydı, yoksa bir dönüşüm mü oldu?
Burak Kocaoğlu:
— Ben geldiğimden beri mikroservis yapısı vardı. Zaten bu kadar trafik alan bir platformda monolitik bir yapıyla ilerlemek çok zor olurdu. Bunun için zaten Redis kullanıyoruz, minimum seviyede database’e gitmeye çalışıyoruz. Mesaj broker’larımız bunun için var.
Trafiği manage etmek zorundayım, tamamen kullanıcı davranışına bırakamam. Dediğim gibi bunlar hep challenge. Android client WebSocket ile bağlıyken developer olarak hangi datayı nasıl aktaracağımı, data boyutunu nasıl minimal tutacağımı düşünmek zorundayım. Hangi data type’ı kullanacağım, bunların hepsi önemli.
Birçok development ortamında bunlarla uğraşmak zorunda kalmamış olabilir bir yazılımcı ama burada bunları düşünmek zorunda kalıyoruz. Monitoring çok kritik. Client’ın ne kadar kaynak tükettiğini takip etmek zorundayım çünkü çok aktif bir bülten yapısı var. Canlı maçlar sırasında binlerce mesajı anlık aktarıyoruz ve bunun müşteriyi etkilememesi lazım. Böyle challenge’larla uğraşıyoruz.
Bunlar teknik olarak en keyifli tarafları. Daha da güzel bir nokta var Bilyoner için: bunlarla uğraşırken çok eğleniyoruz. Hayatımız boyunca çalışmak zorundayız, dolayısıyla ben günde 8-9 saatimi çalışarak geçireceksem bunu eğlenerek yapmak çok değerli benim için. Ben bunu çalıştığım her yer için ilk görüşmede söylerim bu arada: “Ben eğlenceli bir ortam bulabilecek miyim? Ben burada çalışırken çalıştığım arkadaşımla gülüp eğlenebileceğim bir ortam var mı?” Bu konuda Bilyoner gerçekten çok iyi. Sosyal aktiviteler çok fazla. Kıbrıs organizasyonları, aylık etkinlikler…
Remote çalışıyoruz ama birbirimizi çok iyi tanıyoruz. Bazen sadece sohbet etmek için ofise geldiğimiz günler oluyor, böyle bir ortam sağlıyor Bilyoner. Bu da teknik tartışmaları daha keyifli hâle getiriyor.
Ahmet Hoşgör:
— İşi oyun gibi görürsen hayat daha keyifli olur derler ya, sen zaten altı yaşından beri bu alanlarda olmak istiyorsun. Oraya da tik atmışsın. İşin içeriği de biraz oyun gibi olduğu için… O yüzden kulağa gayet iyi geliyor. Cem, şunu sormak isterim. Tabii ki Turkcell’de veya geçmiş ekiplerde de çok kritik oradaki hatalar, işin sorunsuz ilerlemesi var ama canlı bahis tarafı ekstra bir heyecan yaratıyor mu?
Cem Çevikbaş:
— Evet, ciddi bir heyecan yaratıyor. Sadece oyun oynatmıyoruz, sadece dijital bayi değil. Üzerinden ciddi paralar geçiyor, büyük cirolar geçiyor. O yüzden sistemlerin sadece performanslı değil, aynı zamanda tutarlı olması gerekiyor. Giren çıkan paranın birbiriyle eşit olması lazım. Bu da stres yaratabiliyor ama özellikle financial transaction’lar kısmında kontrollü yazılımlar yazmak, gün sonu mutabakatları yapmak bu stresi yönetmemizi sağlıyor. Burada da yazılımda kontrol gerekiyor açıkçası.
Ahmet Hoşgör:
— Bankalarda ya da e-ticarette özel günler bellidir; e-ticarette belli zamanlarda kasım ayında, Black Friday artış olur, bilirsiniz. Burada ise çok farklı maçlar olabiliyor hem trafik artışları hem de yapılacak bir hatanın ciro anlamında kaybı olabilir. Bunların hepsi bir yandan ayrı bir challenge, kulağa da keyifli geliyor.
Cem Çevikbaş:
— Bizim trafik spike trafik şeklinde geliyor. Maçtan beş dakika önce yüksek bir trafik gelmeye başlıyor, sonra yavaş yavaş sönümleniyor. Altyapıyı scale ederken bunu düşünmek zorundayız.
Burak’ın da bahsettiği bazı challenge’lar vardı ya; en büyük challenge’lardan biri spike trafiği handle edebilmek. Spike trafiğe göre scale ederseniz backend’inizi çok fazla makine veya resource kullanmanız gerekiyor. Burada da optimizasyonlar devreye giriyor. Yazılımların optimize olması gerekiyor ki spike trafiklerde çok fazla resource kullanmasın. Bu da başka bir challenge, her yerde karşılaşılan bir durum değil. Başka sektörlerde trafik yavaş yavaş artar; burada t=0 anında trafik atıyorum 5 iken, t=0+1 saniye sonra 1’den 100’e falan çıkabiliyor. O yüzden buna göre yazılımları yazmak lazım.
Ahmet Hoşgör:
— Teknik ekiplerin önemi burada başka sektörlere göre gerçekten çok yüksek ve canlı bahisle daha da yükselmiş bence. Canlı bahis olmadan belki bu kadar kritik değildi. Oynatamıyorsa 30 saniye, 3 dakika, 5 dakika sonra oynatıyordu. Burak sana da şeyi sorabilirim… Codecast’in amacı biraz da developerların diyelim ki ben Bilyoner’e girdim, mülakatları geçtim. Developer Hiring Day veya farklı bir süreçten… Başladım, ne yapacağım? Sen bunu nasıl somutlaştırırsın? Yeni başlayan bir developer, mid seviye senior seviye diyelim girdiğinde Bilyoner’de nelerle karşılaşır?
Burak Kocaoğlu:
— İlk olarak bir buddy eşlik ediyor developer’a. Karşılamaya yöneticisi ve buddy birlikte gidiyor. Benim kendi takımımdan birisi geliyormuş gibi düşünelim, o şekilde somutlaştırayım. Gelen arkadaşa bir buddy assign edilir, yöneticisi olarak ben ve buddy arkadaşımız hoş geldin deriz. Yemeğe beraber çıkarız, iletişimden bilgisayar kurulumuna, belgesel işlere kadar gelen kişiye her konuda destek oluruz. Bunlar daha kurumsal işlemler. Daha sonrasında takım entegrasyonu başlıyor.
Yeni gelen birinin en büyük sorunu kimseyi tanımaması. Ne diğer takımlardan ne kendi takımından insanlarla samimiyeti var; doğal olarak soru sorarken çekinebilir ya da gerilebilir. Bunların olmaması için buddy var, buddy ile her zaman iletişimde kalır ve zamanla entegre olur.
İş açısından genelde Scrum içerisinde bir sprint boyunca arkadaşımız daha lightweight işlerle uğraşıyor, alışmaya çalışıyor. Etrafı görebileceği task’ler assign edip öğrenmesini destekliyoruz. Bu arada zaten kendi takımından ya da diğer takımlardan arkadaşlarla, kendisi ya da buddy’sinin inisiyatifiyle iletişime geçebiliyor.
İkinci, üçüncü sprint’te dozajı yavaşça artırıyoruz. Ne olduğunu anlamadan Bilyoner’li olması için çalışıyoruz yeni gelen arkadaşlar için. “Nasıl işler yapıyoruz?” kısmında da ilk başta saydığım challenge’lar hâlâ geçerli. Bir developer’ın Bilyoner’de çalışırken ilk düşünmesi gereken şey stabilite oluyor doğal olarak; çünkü yüksek trafik ve canlı maçların olduğu bir ortamdayız. Buna uygun şekilde arkadaşımızın alışması için task’lerin dozajını yavaş yavaş artırarak ilerliyoruz diyebilirim.
Ahmet Hoşgör:
— Buradan da şeye bağlayayım Cem. Bu soruyu tabii 2-3 sene önce farklı şekilde soruyorduk, şu anda farklı soruyoruz. AI bakış açısı eskiden biraz daha data science gibi ele alınıyordu; şimdi ise özellikle son bir senedir generative AI, üretken yapay zekâ, LLM modelleri çok farklı bir çığır açtı. AI bakış açısı nasıl? Yapay zekânın geldiği noktayı ve önümüzdeki dönemi hem Bilyoner için hem de yazılımcıları etkilemesi açısından nasıl görüyorsun?
Cem Çevikbaş:
— Öncelikle yazılım dünyasına bakışımı anlatayım; yazılımcıların çok değerli ve şanslı olduğunu düşünüyorum. Fikirlerini bir laptop ile hayata geçirebiliyorlar. Dolayısıyla çok şanslı bir sektördeler. AI ile fikirleri hayata geçirebilme süresi daha da kısaldı. Çünkü bazı rutin işleri AI’ya verebiliyorsunuz ve oradan çok değerli katkılar alabiliyorsunuz. Diğer sektörlere de katkıları var ama yazılımda verimliliği ciddi şekilde artırdığını düşünüyorum.
Biz şu anda Bilyoner’de yazılım geliştirirken kullandığımız IDE’lere AI tool’larını entegre etmeye başladık ve buralardan bazı çıktılar almaya başladık. Unit test’leri oradan yazıyoruz, bazı kod parçacıklarını AI’ya yazdırıyoruz. Bu da production efficiency’yi, yani verimliliğimizi artırıyor. Ben bunu verimliliği artıran bir araç olarak görüyorum ve bu etkinin artacağını düşünüyorum.
Şu anda belki junior developer’ların etkinliğini artırmış olabilir ama hâlâ yetkin yazılımcılara ihtiyacımız var. Çünkü performans ve stabilite tarafında yetkin bir yazılımcının çok değerli katkılar sağlayacağını düşünüyorum. AI henüz onların yerini doldurmuş değil. Ama bu ileride olmayacak anlamına da gelmiyor; çünkü çok hızlı bir gelişim var. Çok yakın zamanda İK görüşmelerinde de “AI araçlarını kullanıyor musunuz, neler kullanıyorsunuz?” gibi soruları sormaya başlayacağız diye düşünüyorum. Genel olarak yazılım sektörü ve AI ile ilgili düşüncelerim bu şekilde.
Ahmet Hoşgör:
— Burak, sen nasıl bakıyorsun?
Burak Kocaoğlu:
— Benim bakış açımda hem olumlu hem olumsuz taraflar var. Olumsuz taraf şu: belli bir developer kitlesi elenmek durumunda kalabilir. Çünkü verimlilik çok artıyor. Eskiden üç kişinin yaptığı bir işi belki bir kişi yapabilir hâle gelecek. Şu an Cursor’da AI ile çok basit bir uygulamayı Android ya da iOS bilmeden bile rahatça yaptırabiliyorsunuz. Bu durumda kendini geliştirmemiş yazılımcıların elenme ihtimali var, bu kısmen olumsuz bir durum kişiler için.
Ama olumlu tarafı şu: Kendini geliştiren, yaptığı işin mantığını anlayanlar için AI basit işleri hızlandıran bir etmen olacak. Bence burada yazılımcılar için iki yol var: Ya işi gerçekten anlayarak ilerleyecekler ve AI kullanarak kendi verimliliklerini artıracaklar ya da ezbere framework ve kütüphanelerle devam edecekler. Beş yıl sonrasını düşünelim; AI tool’lar bunları çok rahat yapabilir hâle geldiğinde, bu kişiler kendi yeteneklerini boşa harcamış olacaklar.
Bence her yazılımcının bu noktadan sonra kendine şunu sorması gerekiyor: “Ben ne öğreniyorum? Gerçekten öğreniyor muyum, yoksa ezberliyor muyum?” Burada bir örnek verebilirim: Gitarda tab ezberlemekle müziği öğrenmek arasındaki fark gibi. Ezbere gittiğinizde çaldığınız şeyi farklılaştıramazsınız ama müziği öğrendiğinizde istediğiniz zaman onu şekillendirebilirsiniz. Bu metaforla açıklayabilirim.
Ahmet Hoşgör:
— Yazılımda da işin özünü, mantığını anlamak artık daha da önemli hâle geliyor diyorsunuz. Burak, buddy imkânlarını söyledin ama içeride rotasyon ya da farklı alanlara geçiş imkânları var mı? Mesela mobile’dan backend’e geçmek gibi; rotasyon, eğitim imkânları oluyor mu?
Burak Kocaoğlu:
— Rotasyona kesinlikle açık bir firmayız. Yakın zamandan bir örnek verebilirim: Product manager olan bir arkadaşımızın Android geçmişi vardı ve Android’de devam etmek istediğini iletti. İç değerlendirmeleri yaptık ve Android tarafında değer katabileceğini gördük. Şu an Android developer olarak devam ediyor. Bu konuda açık fikirli bir şirketiz.
Eğitim tarafında Udemy eğitimlerimiz var. Bunun dışında birbirimize çok şey öğretiyoruz. Şu anki çalışma metodolojimiz şöyle; squad takımları var, her alanda uzmanlaşmış ekipler. Bir de chapter bazlı ayrı yatay kanallar var; bu chapter’lar backend, client, frontend gibi ayrılıyorlar. Bu chapter’lar kendi içlerinde talk’lar yapıp, eğitimler düzenleyip birbirine bir şeyler öğretebiliyorlar. Diyelim ki backend’de on beş kişi var; her tecrübede insan var. Haftalık toplantılarla, soru-cevaplarla herkes birbirinden öğreniyor. Bunun katkısının çok yüksek olduğunu düşünüyorum.
Code review’ün kişisel gelişime çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Bana çok şey kattı. İçeride güçlü bir code review sürecimiz var. Bu konuda acımasız dahi olabiliyoruz. Yanlış olduğunu düşündüğümüz konularda açıkça konuşabiliyoruz. Bu da öğrenmek için çok büyük bir fırsat yaratıyor.
Ahmet Hoşgör:
— Evet, iyi developer’larla konuştuğumda code review örneğini çok duyuyorum. Bunun olması gerçekten geliştirici bir nokta. Kapatırken Cem, son olarak şunu sorayım. Bu Codecast’i dinleyenlerin çoğu farklı seviyelerde developer’lar oluyor. Kimleri Bilyoner ekiplerine beklersiniz, nereden başvurabilirler? Tabii ki Bilyoner Senior Developer Hiring Day’i de söyleyelim: 10 Nisan’da başvurular sonlanıyor. Backend, frontend, mobil (Kotlin, Swift, iOS, Android) ve DevOps tarafında pozisyonlar var. Hızlı bir işe alım süreci var. Sözü son çağrı için sana bırakayım.
Cem Çevikbaş:
— Bilyoner tarafında aslında baştan beri konuştuğumuz gibi yetkin development resource ihtiyacımız her zaman oluyor. LinkedIn’de Bilyoner sayfasında bu ihtiyaçları görebilirsiniz. Bunun dışında senin de dediğin gibi etkinlikler de düzenleyeceğiz, oralarda da sizleri aramızda görmek isteriz.
Challenge’larımız zorlu; yüksek trafikten bahsettik, kullanıcıların finansal işlemler gerçekleştirdiğinden bahsettik. Dolayısıyla biz buralarda kendini güncel tutan, sorumluluk sahibi, öğrenmeyi bilen ve öğrendiklerini uygulayabilen, aynı zamanda ekip içi iletişimi güçlü developer arkadaşlarla çalışmak isteriz. Umarım sizin de düzenleyeceğiniz bu etkinlik sonrasında birlikte çalışma fırsatımız olur. Ben teşekkür ederim.
Ahmet Hoşgör:
— Harika. Bugün gerçekten çok keyifli bir oturum oldu. Hem sizi tanıdık hem Bilyoner’i dinledik. Hem Bilyoner’deki teknik challenge’ları, bence eğlenceli olan challenge’ları, içerideki kültürü konuştuk. Bir sürü örnek verdiniz. Bana geliştirici, eğlenceli ve full remote çalışılabilen bir yer izlenimi çok net bıraktı. Çok teşekkürler Cem, çok teşekkürler Burak, konuk olduğunuz için. Çok keyifliydi. Umarım yüz yüze de bir gün tanışma fırsatımız olur.
Cem Çevikbaş – Burak Kocaoğlu:
— Umarız. Teşekkürler Ahmet.
Ahmet Hoşgör:
— İyi günler.