Bölüm Hakkında
Konuklar:
-Sinemis Baker: Burgan Bank Bilgi Teknolojileri Kıdemli Ürün Grubu Yöneticisi
-Bengisu Coşkun: Yıldız Teknik Üniversitesi, İktisat 3. Sınıf Öğrencisi
Reconnect’te, şirketlerin teknoloji ekiplerinden bir yönetici ile kendisinin mezun olduğu üniversitede eğitim hayatına devam eden bir öğrenci buluşuyor!
Onuncu bölümde Burgan Bank bizlerle!
Bölüm Metni
Gediz Deren Öktem Ertürk:
Selamlar herkese. Coderspace'ten Gediz ben. Reconnect'in yeni bölümüne hoş geldiniz. Bazen bir mezunun hikayesi, bir öğrencinin yolunu tamamen değiştirebilir. Bugün o hikayelerden birini dinleyeceğiz. Yıldız Teknik Üniversitesi sıralarından başlayan bir yolculuk bugün Burgan Bank'ta dijital dönüşümün merkezine kadar uzanıyor. Konuğumuz Burgan Bank Dijital Kanal Geliştirme Bireysel Krediler Ekibi Ürün Grubu Yöneticisi Sinemis Baker ve onunla aynı sıralarda oturan Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat 3. Sınıf öğrencisi Bengisu Coşkun bu sohbetin moderatörü. İki farklı dönemin aynı bölümden gelen iki sesin buluşması. Bakalım bu yolculukta hangi anılar, hangi içgörüler ve hangi keşkeler konuşulacak. Hem Sinemis Hanım'a hem Bengisu'ya aramızda oldukları için teşekkür ederek başlamak istiyorum.
Gediz Deren Öktem Ertürk:
Öncelikle Sinemis Hanım hoş geldiniz. Nasılsınız?
Sinemis Baker:
Hoş bulduk, teşekkür ederim davetiniz için. İyiyim teşekkür ederim, sizler nasılsınız?
Gediz Deren Öktem Ertürk:
Bizler de iyiyiz. Sizin konuşacaklarınız konusunda heyecanlıyız. Ben arkada özenle dinliyor olacağım. Geldiğiniz için ben tekrardan kişisel olarak da teşekkür ediyorum. Bengisu sen de hoş geldin. Nasılsın?
Bengisu Coşkun:
Hoş buldum. Ben de iyiyim. Bugün moderatörlüğü üstleneceğim için de heyecanlıyım.
Gediz:
Süper, harika. Biz de senin moderatörlüğün konusunda heyecanlıyız Güzel sorular var, güzel bir sohbet olacağına inanıyoruz. Şimdi sözü fazla uzatmadan ben moderatörlüğü Bengisu'ya bırakıyorum. Bölümün sonunda tekrar görüşmek üzere.
Bengisu:
Teşekkür ederim. Sinemis Hanım nasılsınız?
Sinemis:
Teşekkür ederim Bengisu, iyiyim. Sen nasılsın?
Bengisu:
Ben de iyiyim. O zaman ilk sorunuzla başlayalım. Biz daha önce tanıştık ama sizi tekrar tanıyabilir miyim ben?
Sinemis:
Merhaba tekrar. Ben Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat Bölümü 2004 yılında mezun olduktan sonra öncelikle HSBC, arkasından TEB, arkasından şu an bulunduğum kurum olan Burgan Bank'ta uzun bir analistlik tecrübesinden sonra son 4 yıldır yöneticilik yapıyorum. Bu kadar.
Bengisu:
Peki bu yöneticiliğinizde ne gibi görevler üstleniyorsunuz? Nasıl geçiyor bir gününüz? Bunu anlatabilir misiniz?
Sinemis:
Tabii. Ben bilgi teknolojileri ekibinde bireysel kredilerden sorumlu grup yöneticisiyim, ürün yöneticisiyim. Yaklaşık 17-18 kişilik bir takımım var. Bankanın dijital kanallarında, şube kanallarında ve farklı kanallarda müşterilere sunduğu bireysel kredi dediğimiz gündelik anlamında KMH, ihtiyaç kredisi, taşıt kredisi ve konut kredisi gibi ürünlerin son kullanıcıya yani müşteriye çıkana kadarki olan kısmından sorumluyum. Dolayısıyla bütün bir günüm kredi ve etrafındaki bütün konularla geçiyor. İş kollarıyla sürekli yeni fikirler alışverişleriyle geçiyor. Ve aynı zamanda tabii ki bütün bu projelerin hayata geçirilmesi için yazılımcılar, analistler, test yapan arkadaşlar ve bunların çalışmaları, gündelik programlarıyla geçiyor diyebilirim.
Bengisu:
Peki size şunu sorsam, iktisat mezunu olarak IT tarafına nasıl geçtiğinizi anlatabilir misiniz?
Sinemis:
Benim buradaki tecrübem şöyle oldu. Aslında ben mezun olduktan sonra pek çok sınıf arkadaşım kurumsal ve finansal dünyaya geçtiklerinde neredeyse hiçbiri IT tarafına geçmedi veya daha çok operasyonel veya daha çok şu an bugün benim iş kolu dediğim taraftaki bölümlere geçtiler. Ama mezun olduktan sonraki iş arama süreci zorlu bir süreç ve insan her zaman hayalini kurduğu veya “ben spesifik olarak şunu istiyorum” dediği yerleri bulamayabiliyor. Ben de öyle bir dönemden geçiyordum. Uzunca da bir zaman geçmişti üzerinden ve artık başvurularımda çok da seçici olmadığım bir döneme gelmiştim. Tamamen şansıma HSBC o dönemde yeni mezunları, bugün işte MT, Management Trainee dediğimiz arkadaşları toparlıyorlardı ve ben bayağı kalabalık bir mülakat grubuyla beraber ortamdaki tek mühendis olmayan, tek ekonomi ve iktisat mezunu olan bir yeni mezun olarak girdim o görüşmeye. Açıkçası çok da şanslı da görmüyordum kendimi. Herkes elektrik mühendisi, bilgisayar mühendisi, enformatik okumuş, endüstri mühendisleriydi. Ben gerçekten kendimi hiç şanslı görmüyordum ve bunun verdiği bir rahatlıkla demek ki çok özgüvenli, rahat ve ne olduğunu bilen bir şekilde gösterdim kendimi ve oradaki o zamanki yöneticilerim bu ışığı gördüler ve tamam dediler ve öyle başladı bu hikaye. Ondan sonra IT'yi gördükten sonra, bilgi teknolojilerini tattıktan sonra da açıkçası başka bir ekipte yapamazmışım. Onu da görmüş oldum. Tamamen şans oldu benimki. Ama şunu diyebilirim. Yani şu an durduğum yerden neye baktıklarını, neye bakmadıklarını, neye kıymet verdiklerini ve ne aradıklarını daha iyi görüyorum. Ve o günkü mezun olan Sinemis'in neye cevap verdiğini de şu an görebiliyorum.
Bengisu:
Tamamdır. Teşekkür ediyorum. O zaman diğer soruma geçeyim. Özellikle Yıldız Teknik'teki eğitiminizin Burgan Bank'taki rolünüze nasıl katkı sağladığını düşünüyorsunuz?
Sinemis:
Yıldız Teknik'teki eğitimi sadece dersler ve hocalar olarak ayırmak istemediğim için şöyle başlayacağım. Yıldız Teknik Üniversitesi, Türkiye'nin gerçekten ilk herhalde 10-15'inde olan üniversitelerden bir tanesidir. Dolayısıyla orada okuyan öğrencilerin profili, hocaların o zamanki profilleri çok iyi seviyelerdeydi. Benim için aslında Yıldız ortamında okumuş olmak, orada bugün hala arkadaşım olan insanlarla tanışmış olmak, aynı zamanda okulun verdiği ve derslerin verdiği disiplin... İstesem de istemesem de tabii ki o yaşlarda birazcık daha farklı oluyor bakış açısı, hayata ve işlerin ciddiyetine. Ama Yıldız'ın o yeri geldiğinde tatlı sert zorlamaları beni aslında iş hayatına çok net hazırlamış şu an onu çok net söyleyebilirim. Özellikle ekonomi ve iktisat anlamındaki eğitimimin de şu an bana ne faydası var diye söylemem gerekirse şu: ben bugün kredi işiyle uğraşan bir bankacıyım. Kredi dediğimiz zaman bu işin ucu tamamen bir para alışverişi ve bu para alışverişinin aslında sisteminin nasıl yürüdüğünü, nasıl bir mantıkla hareket edildiğini müşteri dediğimiz dışarıdaki insanın hangi güdüyle bize gelip gittiğini bunun arkasından nasıl bir piyasa işleyişi olduğunu öğrenmemde gerçekten eğitimimin bana bir faydası oldu. Her ne kadar ben işin teknik tarafında olsam da şu konuşmaları artık iş kollarımla rahat rahat yapabiliyorum. Günümüz dünyasındaki ekonomimiz veya ülkenin ekonomisi veya insanların davranışları buralara doğru gidiyor, biz de buralara yönelmeliyiz. Bu işler veya bu ürünler veya bu krediler daha revaçta gelecek gibi gözüküyor önümüzdeki yıllarda dendiğinde ben bunların arkasında ne olduğunu artık bilerek bir feedback verebiliyorum veya bir fikir üretebiliyorum veya bunun karşılıklı konuşmasını yapabilir durumdayız. Bence Yıldız'ın bana kazandırdığı en güzel, o dönemler farkında olmasam da bugün işime yarayan en güzel kısımlarından bir tanesi bu diyebilirim.
Bengisu:
Yani sizin düşüncenize göre Yıldız'ın size en büyük katkısı aslında Yıldız'ın sahip olduğu kültür mü?
Sinemis:
Yıldız Teknik Üniversitesi bir devlet üniversitesi ve Türkiye'nin her yerinden her şehrinden, her okulundan, her sosyoekonomik ailesinden gelen insanın birbiriyle buluşabildiği bir yer. Ben o kadar karma bir geçmişe sahip bir insan değildim. Yıldız benim için o anlamda gerçekten uyandığım yerlerden bir tanesi oldu ve ben bu uyanışı 18 yaşında yaşadım. Dolayısıyla Yıldız'a gelen insanların getirdiği kültür Yıldız'ın kültürüne dönüştü, evet. O yüzden bu söylediğin doğru oluyor. Tam yerine oturuyor. Bununla da beraber hocaların bir disiplini ve vermek istedikleri eğitimin bir kalitesi vardı. Bunu yine ben o döneme istinaden söylüyorum. Bugünün ne olduğunu bilmediğim için ama tahmin ediyorum çok da değişmemiştir. Yani o vermek istedikleri kalite ve kültürün ister istemez öğrencileri rahatsız ettikleri, konfor alanlarından çıkmak zorunda bıraktıkları bir eğitim şekli var. Dolayısıyla evet o yaştaki çocuk için çok hoşumuza gitmiyor ama o konfor alanından da bizi çıkardığı için bence çok güzel kasları çalıştırıyor. Evet, senin dediğine katılıyorum. Yıldız'ın bir kültürü aslında bu. Umarım değişmemiştir.
Bengisu:
Yani ben hala değiştiğini düşünmüyorum. Hâlâ hocaların o katı disiplinli anlayışı devam ediyor. Dediğiniz gibi belki bizim şu an hoşumuza gitmese de iyi bir şey olarak görülebilir bu.
Sinemis:
Yani dozu önemli tabii. Ve ne kadar mantığa oturduğu önemli. Belki sorunun doğrudan cevabı olmayacak ama ben hocalarımızı bizi zorladıkları konuların hep farkındaydık. Özellikle üzerinde durulan o konu, o ders, o tarih neyse onu daha iyi öğrenmek için ve bunu ezberden ziyade niye böyle yapıyoruz, bunun mantığı budur arkasındakini öğretmek için yapılan hareketlerdi. Onu görebiliyorduk. Hoşumuza gitmiyordu ama görebiliyorduk.
Bengisu:
O zaman diğer soruma geçeyim. Yıldız Teknik'teki hangi dersler ya da projeler şu anki rolünüze en çok katkı sağladı? Mesela ben şu an üniversitede Spark kulübündeyim. Sponsorluk koordinatörlüğü görevini üstleniyorum. Sizce bu şekilde aktivitelerde yer almam benim geleceğim için bir katkı sağlar mı?
Sinemis:
Peki, önce şöyle bir şey sorayım. Spark kulübünde bulunduğun pozisyon ne yapmanı gerektiriyor? Nelerle uğraşıyorsun mesela?
Bengisu:
Ben ana sponsorluk koordinatörüyüm. Firmalarla, şirketlerle yapacağımız, gerçekleştireceğimiz etkinlikler için sponsorluk gerektiğinde ben iletişime geçiyorum. Bu görüşmeleri ben gerçekleştiriyorum veya organizasyonların ve etkinliklerin arka planında ben rol alıyorum. Bu şekilde bir rolüm var.
Sinemis:
Bunu tek başına mı yapıyorsun yoksa seninle beraber aynı amaç uğrunda koşturan bir ekibin, takım arkadaşların var mı?
Bengisu:
Biz üç sponsorluk koordinatörüyüz. İçerik koordinatörlüğünü üstlenen bir arkadaşım var. Altımızda da ekip üyeleri arkadaşlarımız var. Bu şekilde yürütüyoruz.
Sinemis:
Yani bu söylediğin zaten bence kurumsal hayatın yüzde sekseni. Hani sen daha oralara adımını atmadan oradaki işlerin yapılan işlerin %80'ini şu an tek başına yapıyorsun ve başlı başına tek başına müthiş bir şey. Bir takımı yönetmek, takımdaki insanlara iş vermek, ondan sonra o işleri takip edebilmek, kimde ne iş yapılıyor, hangisiyle yapılıyor, nerede sorun yaşanıyor, bunu nasıl çözmeliyiz konusunda kafa yormak ve yeri geldiğinde bunları takımca bir araya getirip bir çözüm üretmek. Gerçekten kurumsal hayatın %80'i bunun üzerine kurulu. O yüzden şu an sen bayağı önden hazırlık yapıyorsun. Bir de şu bacağını söyledin. Sponsorluk ihtiyacı olduğunda dışarıya da açılıyoruz. Hani bu tamamen bir öğrenci oluşumu değil. Aynı zamanda dışarıda anladığım kadarıyla hani iş insanları, firmalar, şirketler bunlarla da bir iletişiminiz ve alışverişiniz var. Bu zaten senin normalde okul hayatında veya özel hayatında hiç karşı karşıya gelemeyeceğin çok daha yüksek seviyelerde, yüksek mertebelerde veya tam tersi başka türlü sektörlerde çalışan insanlarla seni bir araya getiriyor. Bunun yegane bence en büyük geliştirdiği şey şu, herkeste spesifik bir konu özelinde konuşabilme, anlaşabilme ve bu konuda da bir mutabakata varabilme kasını geliştiren bir şey bu. Çünkü bu yegane şey, diyelim ki sen bir şirketin CEO'suyla 21 yaşında bir kadın olarak oturup konuştuğunda kendini anlatabilmen, karşı tarafa düzgün bunu gösterebilmen, ihtiyacı gösterebilmen, ihtiyacın olanı karşı taraftan alabilmen seni zaten 10-0 iş hayatını avantajlı başlatıyor. Bence bırakma yani bu yaptığın gerçekten müthiş bir şey. Hatta ekibini büyüt, daha fazla insanı çalıştır. Zaman içerisinde onlara da sorumluluklar ver, yaptıkları işleri takip et. Kim nerede takılıyor, neyi yanlış yapıyor? Bunun bir tık ötesi şu, sen takımında iki, üç kişiyle daha çalışıyorsun ve bazı şeyler istediğin gibi gitmiyor, istediğin hızla gitmiyor ya da istediğin kalitede bir sonuca ulaşamıyorsun. Onu yapamadığını düşündüğün veya bu konuda gelişmesi gerektiğini düşündüğün takım arkadaşlarında: “Bak arkadaşım, bunu böyle yapsan, şöyle yapsan, şu konularda takıldığını görüyorum, gel bunu nasıl çözeriz” gibi geri bildirim kültürü bence çok zor bir kültür, çok zor geliştirilen bir kas. Onu da koysan 10-0, 100-0 olur ben sana diyeyim.
Bengisu:
Teşekkür ederim. Peki sizin var mıydı böyle şu anki rolüme katkı sağladığı diyebileceğiniz bir dersiniz, bir projeniz?
Sinemis:
Şu an düşünüyorum keşke benim de böyle bir kulübüm olsaymış ama yoktu. Ve en azından belki benim ilgim yoktu o taraflara daha çok. Benim okul zamanındaki kulüp anlamında söyleyeyim, kulüpler daha çok danstır, dağcılıktır, sinema gibi konulara ben daha çok o zamanlar heves ediyordum. Ve bunların hepsi bireysel yapılan hobilerin kulüpleriydi. Dolayısıyla ben aslında senin şu an anlattığın yerde, orada görevin bana verildiği ve ben o görevi yerine getiren kişi olarak yer aldım o kulüplerde. Dolayısıyla hani benim için ne oldu? Ben takımdaşlık nedir belki orada öğrenmiş olabilirim. Bunun dışında dersler anlamında, iktisat dersleri anlamında az önce söylediğim gibi bugün kredi dünyasını veya para ve bankacılık dünyasını anlamama sebep olan pek çok dersin yanında aynı zamanda şu tarz dersler de vardı. Ben her aslında okulla ilgili bir şey konuşulduğunda benim için yeri hiçbir şekilde doldurulamayacak bir şeydi ve kendimi de çok şanslı hissettiğim bu konuda. Ben Emre Kongar'ın öğrencisiydim. Siz okulda belki denk gelmemişsinizdir ama işte onunla sosyoloji dersi almak, Türkiye'nin gerçeğini öğrenmek ve bu işi sosyolojik açıdan değerlendiren böyle müthiş bir insandan ders alıyor olmak... Hep üniversite denince bir fotoğraf gelir ya insanların aklına. Kocaman bir tahta, önünde bir hoca ve amfiler, amfinin böyle sonlarına kadar dolu öğrencilerin olduğu bir görsel vardır insanların aklına gelen. Ben onu bir tek onun dersinde yaşadım mesela. Yani başka okullardan öğrenciler gelirdi. Okuldaki bütün öğrenciler dersi olsun olmasın onu dinlemeye gelirdi. Yer bulamazdık ona yakın oturabilmek için amfide. Böyle millet üst üste otururdu falan. O yüzden ben ondan ders alabilmiş olmaktan çok mutluyum. Ve gerçekten söylediği şeyler bugün bile hâlâ aklımda olan şeyler, o kadar genç yaşta bizi o kadar ileriye taşıyacak ve gerçekten çok genel geçer doğruluğu olan konuları konuşabildiğimiz ve tartışabildiğimiz. Çünkü tamamen o anlatıyor, biz dinliyor değildik. Herkese söz veren, yeri geldiğinde çata çat tartıştıran bir hocaydı. O anlamda kendimi şanslı hissediyorum. Ben bunu büyük ihtimalle ömrüm boyunca bir daha pek bir yerde yaşayamayacağım. O yüzden Yıldız'da bunu yaşayabilmiş olmak bana çok büyük keyif veriyor hâlâ geriye dönüp baktığımda. Bunun iş hayatıma yansıması nedir? Böyle bir ortamda insanların fikirlerini dile getirebilmesi, açıkça tartışabilmesi, doğru yanlışı bulmak için sürekli böyle bir git gel yaşarken saygıyı, farklı fikirlere yer açabilmeyi, dinlemeyi öğrenmek açısından en büyük katkısı bu. Çünkü iş hayatı da böyle. Herkes sürekli farklı bir fikir getiriyor masaya. Günün sonunda birilerinin bunu tartışarak en iyi hale getirip, karar verip yola çıkması gerekiyor. İşte o dinlemekten ve bu kasların sürekli hareket ettirilmesinden gelen bir şey. O yüzden benim için dönüp baktığımda gerçekten Emre Kongar'mış yani.
Bengisu:
Sizin için çok güzel bir deneyim olmuş hayatınıza dokunan bir öğretmen olması gerçekten. O zaman diğer soruma geçiyorum. Eğer üniversite yıllarınıza geri dönüp bugünkü bilginiz ve deneyinminizle bir proje başlatacak olsaydınız bu ne olurdu ve neden? Üniversiteden mezun olmadan önce bilseydim iyi olurdu dediğiniz bir şey var mı?
Sinemis:
Şu anki bilgimle tecrübemle üniversiteye geri dönsem büyük ihtimalle üniversiteyi uzatırdım. Çünkü üniversite hayatı çok güzel bir zaman, çok eğlenceli bir zaman. Benim için en azından öyleydi. Finansal sorumlulukların daha çok başlamadığı, güzel, genç, sağlıklı bir dönem. O yüzden hani şu anki aklım olsa gerçekten orada kalmaya çalışırdım. Bu işin şaka olan kısmı. İş hayatımda ne olsaydı? Aslında bu sorunun cevabı senin biraz önce sorduğun sorunun içinde. Yani senin şu an yaptığın gibi bir kulüp organizasyonunu ,ister bir kulüpte olsun, ister bir derste olsun, ister bir hocanın asistanlığı olsun gibi daha proje bazlı yapabileceğim bir iş olmasa da yaratabilseydim bunun bana çok faydası olurdu diye düşünüyorum. Mesela şu olurdu, bazı hocalarımız bir ödev verirlerdi. Buna proje hazırlayın, istiyorsanız tek kişilik hazırlanabilirsiniz veya istiyorsanız gruplar halinde, takımlar halinde çalışabilirsiniz ve o şekilde bir ödevle bize gelebilirsiniz seçeneğini veren az hoca vardı ama vardı. Ben mesela genel olarak onlarda daha solo çalışmalar yaptım. Aslında şu an düşünüyorum da keşke aslında o zaman daha böyle takım arkadaşları, ekip arkadaşları bulsaymışım. Beraber o fikirleri konuşa konuşa, sorumluluğu paylaşa paylaşa yapmış olmayı isterdim. Bugünkü yaptığım işe bir faydası olurdu. Bir de bunun ucuna belki şunu ekleyebilirim. O tamamen konudan bağımsız. Benim çalıştığım kurumlarda bir şekilde ama az ama çok hep bir İngilizce ihtiyacım oldu. İşte HSBC İngiliz Bankası'ydı. TEB Fransız bankasıydı. İşte Burgan Bank Kuveytlilerin ama bir ara Burgan'a satılmadan önce Yunan bankasıydı. Dolayısıyla hep bir yurt dışından insanlarla iletişim kurma, bu yüz yüze de olabiliyor, e-mail aracılığıyla da olabiliyor veya telefonla da konuşabiliyorsunuz. Hani o dönemlerde okulda aldığın o İngilizce eğitimin -ki ben İngilizce eğitimimin iyi olduğunu düşünüyorum- pratiğe dönmesi başka bir şey. Hani onun fikir olarak ve içeride durması başka bir şey. Şunu yapmış olmak isterdim aslında bu az önce söylediğim projelerin belki İngilizce versiyonları daha daha güzel olurdu benim için. Dönüp baktığımda aslında evet senin şu anda yaptığın bir proje yaratmak, proje yönetimi yapmak, proje takibi yapmak, bunu da mümkünse İngilizce ile yapmak ve farklı farklı insanları bu işin içine dahil edebilme gibi bir yola gitmiş olmayı isterdim şu anki kafamda.
Bengisu:
Tamamdır, teşekkür ederim. O zaman diğer sorumuza geçeyim. Burgan Bank'ta işe yeni başlayan birinin özellikle bir iktisat mezunu olarak hangi teknik becerilere sahip olması gerekiyor?
Sinemis:
Ben bunun için bilgi teknolojileri tarafını düşünerek bir cevap verebilirim. Belki iş kolu tarafındaki beklentiler farklıdır ama ben kendi ekibimde stajyer olsun veya yeni mezun olsun fark etmez alacağım arkadaşlarda aslında aradığım birkaç tane fix özellik var diyebilirim. Bunlardan bir tanesi nedir benim için gerçekten kıymetli olan? Merak. Bir insanın yaptığı işi, neden yaptığına, nasıl daha iyi yapabileceğini veya niye yapıyoruz bunu, şu an gerçekten bunu anlamak istiyorum sorusunu soran insanlara, bence çok kıymetli sorular. Genelde yeni mezun veya stajyer arkadaşların şöyle bir yanılsaması oluyor. İşte biz bu konuları bilmiyoruz, yanında çalıştığımız arkadaşlar veya bu takımdaki insanlar yıllardır bu işleri yapıyorlar. Herhalde bir bildikleri vardır gibi bir yargıyla yaklaşıyorlar. Evet bu bazen olabiliyor. Hani biliyoruz ama orada o soruyu sorabilmek, o cesareti göstermek. Bunu niye böyle yapıyoruz? Bunu neden şu şekilde yapmıyoruz? Burası biraz çetrefilli değil mi? Bunun daha basit bir versiyonu yok mu gibi gerçekten çok basit sorular bazen yıllardır bu işi yapan bizleri bile o işin içinden, o işin kompleksisinden çıkarıp dışarıdan bakmayı sağlayacak cümleler oluyor. O yüzden birincisi merak. İkincisi bu böyle çok klasik bir cümle farkındayım ama yaptığın işin sorumluluğunu iyisiyle kötüsüyle alabilmek. Bununla neyi kastediyorum? İşte örnek veriyorum, Bengisu yöneticimiz var. Ona hazırlanması gereken bir sunumumuz var. İçinde üç tane bilgiyi vermemiz gerekiyor. Bana böyle bir şey hazırlar mısın? Üzerinden beraber geçelim. Ve bunun da örnek veriyorum cuma gününe kadar hazırlanması gerekiyor gibi bir görev veriyorum. Benim beklediğim Bengisu'nun o işe çalışması, araştırması, kendince kendi yaratıcılığını koyacağı bir şeyler yapması ve günün sonunda ben cuma günü o işe sormadan, hadi ne zaman bakıyoruz hazır mısın diye sormadan mümkünse cuma sabahı “Sinemis ben hazırım. Saat 11'de buluşalım mı? Üzerinden geçelim mi?” veya o cumaya kadar “ben şunları şunları topladım, bunlar bence gerekli.” veya o konuda beni darlaması yeri geldiğinde? Yani o işin sorumluluğundan kastım o. Bütün kurumsal ve bence IT dünyasında özellikle önemli olan sorumluluklardan bir tanesi bu. Yaptığın işin takibini yapmak, her sonucundan sorumlu hissetmek ve bununla ilgili kiminle çalışıyorsan, takım arkadaşın, yöneticin, stajyerin hiç fark etmez. Onunla beraber sürekli o bilgi ağını güncel tutmak bence çok önemli bir özellik. Bunun dışında bunlar daha çok kişisel ve EQ dediğimiz özellikler, benim özellikle analist arkadaşlarımda veya yeni mezun arkadaşlarımda aradığım özelliklerden bir tanesi. Ama bir yandan da şu an artık 2025'de bitirmek üzereyiz. Dünya bambaşka bir yere gidiyor. IT sektöründe var olabilmek ve burada bir şeyler yapabilmek için bambaşka şeyler de gerekiyor artık. Bundan on yıl önce sorsaydın derdim ki SQL bilmen lazım bir analist olarak, bir servis dokümanını okuyabilmen lazım. Fikir oluşturması lazım ama bugün artık bu tarz orta teknik şeylerin hepsi için AI kullanılıyor. Biz de kullanıyoruz. Hatta çoğu zaman iş kollarımızın sorduğu sorulara, sistemle ilgili sorduğu sorulara, ürünle ilgili sorduğu sorulara AI tool'larını kullanarak cevap veriyoruz. AI tool'larında benim kendi kişisel tecrübemden anladığım şu ki bu tool'lar evet aslında her şeyi hazır gibi verse de ona doğru soruyu sorabilmek, doğru yönlendirebilmek ve gerçekten tam istediğin cevabı alabilmek için doğru soruları yöneltebilmek de bir yetenek mi diyeyim, meziyet mi diyeyim bilemedim. Ama orası da öğrenilmesi gereken bir yer. Dolayısıyla ben şunu söyleyebilirim. Daha analistlik pozisyonu, proje yönetimi gibi veya yazılımcı için çok daha başka bir dünya ama şu an seni ve beni düşünerek söylüyorum bunu. Bu AI tool'larını kullanmayı öğrenmek, neyi nerede kullanırım, ne ne zaman işime yarar, beni hangi operasyonel veya el oyalayıcı işten kurtarır konusunda bilgi sahibi olmak bence bir artı. Ben mesela eski usul not tutan bir insandım. Defterlerim var, yapılacak işlerim, işte üzerine not aldığım şeylerim. Daha yeni bir sene oldu not defterlerini bırakalı… Artık AI toolu üzerinde tutuyorum ve o bana hatırlatmalar yapıyor. O ne oldu diyor, bu ne oldu diyor. Kendi kendime iş çıkarıyorum. Ve bunu bana söyleyen benim takımımdaki benden epey yaşça genç olan bir arkadaşım. Hani niye bunu kullanmıyorsun dedi. Bu benim için, benim hayatımda başka bir şey değiştirdi. Büyük ihtimalle daha da bu konulara hakim genç nesil senin neslin gibi insanlar daha çok geldiğinde bizim hayatımız da otomatik olarak aslında bundan olumlu olarak etkilenecek diye düşünüyorum.
Bengisu:
Peki şöyle bir soru sorayım. Eminim ki bu podcasti dinleyecek iktisat öğrencileri de bunu düşünüyordur. AI'ın bu kadar geliştiği bir dönemde iş gücünün azalmasıyla birlikte yani iş gücüne duyulan ihtiyacın azalmasıyla birlikte bizim ayrılmak için AI'ı kullanmamız ayrıştırıcı olacak mıdır mesela?
Sinemis:
Güzel soru ama bence bunun yüzde yüz cevabı yok. Çünkü AI'ın şu an yapabildikleri ve bundan bir sene sonra yapabildikleriyle bambaşka bir yerde olacak. Yani sen mesela şu an 3. sınıf öğrencisisin. 4. sınıftan mezun olduğunda benim bugün AI'la yapabildiğim veya benim takımımdaki AI'la yapılan işlerin 4. sınıf sonrasında yapılabilenlerle aralarında fersah fersah fark olacak diye düşünüyorum. Ama şu değişmiyor gördüğüm kadarıyla. O ilk başta söylediğim sorumluluk bilinci, işini takip etme, analitik düşünceyi atlamışım onu da söyleyeyim. Bu gerçekten çok önemli bir kast. AI'dan daha önemli bence. Yani ben bugün bir adım attım. Bunun üç adım sonrası, dört adım sonrası, sağında, solunda, arkasında ne kalacak, ne gelecek, önüme ne çıkarabiliri önceden düşünebilmek ve buna göre A, B, C, D planlarını koyabilmek bir kere bir IT'ci için zaten olmazsa olmaz. O zaten cebinde olması gereken bir özellik. Dümdüz her şey tren gibi ilerlemiyor hayatta. Hani o vagonu aldım, önüne bunu koydum, önüne bunu koydum, tamam yolunu da döşedim. Oradan dümdüz gidiyor gibi bir dünya yok bir IT dünyasında. O yüzden o analitik düşünme %100 olmazsa olmaz. Buradan şuna bağlayacağım. AI bugün yapabildikleri bizim ona tariflememizle veya bizim onun çıktılarını kontrol edebilmemiz üzerine gidiyor. Hani günün sonunda ben bugün basit bir ekran tasarımını veya işte bir kod parçacığını AI'a verip bana bunu düzelt veya ben bunun böyle gözükmesini istiyorum, böyle bir tasarım hayal ediyorum çıktığında bir çıktı üretiyor ama günün sonunda hala onun karar vericisi veya onun daha iyileşmesi için gerekli olan verinin sahibi hala benim. Benden kastım yani onunla çalışan insanlar ve benim hayal gücümle benim ona verebildiklerimle kısıtlı bu kısım değişmiyor. Yani evet eskiden işte .NET bilmek, Java bilmek, C++ yazabilmek ne kadar çok dil bilsen o kadar iyiydi belki bir yazılımcı için. Bugün bunları yine bilmek çok önemli. Ama zaman içerisinde büyük ihtimalle bilmiyor olmak bunu AI ile yazamayacağı anlamına gelmeyecek. Ama az önce söylediğim o yaratıcılık, yönlendirme, işin ihtiyacını ortaya koyabilme özellikleri bence değişmeyecek. AI'ı bu konuda yönlendirebilmek önemli. Senin bugün X AI tool'unu çok iyi kullanabiliyor olman, seni işin anlamında belki birden ona taşımayacak ama onu çok iyi kullanabiliyor olman, aynı zamanda senin işin gerekliliklerini de anladığın ve bunu tarif edebildiğinde evet seni bir noktasından on noktasına çok daha hızlı taşıyacak demek. Mesela benim 9 yaşında bir oğlum var. Meraklı falan filan. “Hiç boşuna yazılım bilgisayar mühendisi falan okumaya kalkma. Gerek kalmayacak çünkü zaten böyle bir bilgiye” diyeceğim o yaşa gelene kadar. Ama şu an sizin yaş döneminiz için hâlâ gerek var. Önümüzdeki bence bir süre daha gerekli olacak. Ama bir 10 yıl sonra 15 yıl sonra bence gerekmeyecek artık.
Bengisu:
Tamamdır. O zaman şu soruyu sorayım. Burgan Bank'ta çalışmaktan mutluluk duyduğunuz üç aklınıza gelen şey nedir?
Sinemis:
Ben Burgan Bank'ta 15. senemi doldurmak üzereyim bu yılın sonunda ve ilk girdiğim zamanlarda yine böyle uzun zamandır çalışan çalışma arkadaşlarla denk geldiğimde onlara dedim nasıl oluyor, nasıl bu kadar zaman geçiyor hep söylüyorlardı “nasıl geçti hiç anlamadık”. Zaman çok hızlı geçiyor. İşte ben bu cümleleri 25-30 yaşlarında duyduğumda bana çok klişe geliyordu. Zaten her zaman söylenen, tekrarlanan cümleler gibi. Ama gerçekten öyleymiş. Nasıl geçtiğini hiç anlamadım. Zaman çok hızlı akıyormuş. Bunun bence yegane sebebi benim çalışma arkadaşlarım. Şu an için çok geçerli değil ama sonuçta 2020’de pandemi öncesinde hepimiz her gün kalkıp işe gidiyorduk, servislere biniyorduk. Yeri geldiği zaman ailenizden, eşinizden, annenizden, babanızdan daha çok görüyorsunuz takım arkadaşlarınızı, ekip arkadaşlarınızı ve ister istemez onlar hayatınızın bir parçası oluyor. Ben bu anlamda Burgan'da çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Çok güzel insanlarla yıllardır birlikte çalışıyorum ve onların varlığı hala beni gerçekten kuruma çok bağlayan şeylerden bir tanesi. İkincisi bilgi teknolojileri anlamında Burgan gerçekten çok yenilikçi ve piyasayı hatta piyasanın daha da ötesini görmek ve yenilikleri buraya getirmek bundan da bizim faydalanmamız için gerçekten çok büyük efor veren bir takımda çalışıyorum. Yani bu konuda genel müdür yardımcımız ve bölüm başkanlarımız gerçekten çok vizyonlu davranıyorlar ve bu vizyonun da zaten biz meyvesini yiyoruz son 3-4 senedir. Gerçekten iş görüşmeleri yaptığım zaman ilk zamanlar daha önce de yaptıklarımda da işte bir yazılımcı ile görüştüğümde kullandığımız teknolojileri anlattığımızda çok standarttı. Hatta bazen çok da çekici gelmeyebiliyordu. Ama ben son 3-4 senedir bu konuda kiminle görüşme yapsam hepsinin gözleri parlıyor. Onu da mı kullanıyorsunuz, bunu da mı kullanıyorsunuz, onu da mı biliyorsunuz falan dendiği zaman o hoşuma gidiyor. O da çok büyük bir etken. Bir de genel olarak bankanın bence kültüründe olan ve bunca yıldır hiç değişmeyen şöyle güzel bir şey var. Burada herkes en junior'ından en senior'ına herkes için söyleyebilirim. Önümüze konan bir iş varsa onu nasıl yaparız, nasıl bitiririz ve bu konuda birbirimize nasıl destek olarak bunu hallederiz mantığıyla çalışıyor. Beni de bu kadar zamandır burada tutan şeylerden bir tanesi bu diyebilirim.
Bengisu:
Bu gerçekten önemli bir şey.
Sinemis:
Ben buraya girdiğimde nispeten daha junior iken, bir tık daha yukarıdaydım ama yine de junior sayılabilecek bir insandım. Genel müdür yardımcısının odasına da rahat rahat girdim. Onunla da konuşmam gereken konu varsa konuştum. İşte mail atacaksam aman sen atma, yöneticin atsın veya buradaki hiyerarşi belki küçük bir banka olmaktan da kaynaklı olabilir ama genel olarak kültürümüzde yok. Birbirine ulaşmak isteyen herkes kıdeminden bağımsız rahatça birbirine ulaşabiliyor. Ve şöyle bir dünya yok. İşte sen stajyersin, sen şuradaki bir juniorsun, bu konuyu ben seninle konuşmayacağım gibi cümleler tabii ki yok. Hiç ama hiç karşılaştığım ve duyduğum şeyler değiller. Bugün bir stajyer bir konuda bir fikri varsa ve bu konunun gerçekten bankanın işine yarayacağını düşünüyorsa en üst kademeye kadar konusunu götürür. İhtiyacı anlatır, kafasındakini anlatır. Çata çat bununla ilgili de tartışmasını gerekiyorsa yapabilir. Her gün her konuda herkes birbiriyle tartışıyor anlamında değil ama bunun yolu açık ve bu böyle dikenli bir yol değil. Onu söyleyebilirim.
Bengisu:
Teşekkür ederim. Benim sorularım bu kadardı. Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Sinemis:
Valla bu güzel sorular için teşekkür ederim. Bu kadar uzun konuşacağımı ben de beklemiyordum. O kadar da provasını yaptık aslında ama. Şöyle bir şey söyleyebilirim. Şu an üniversiteli bir genç olmak hem bir yandan çok keyifli ve çok güzel bir zaman. Tadını çıkar derim. Çünkü bu zamanlar geri gelmiyor. Ama bir yandan da endişe verici ve gelecekte ne olacağız, ne yapacağız, nasıl bir iş edineceğiz konusu da çok insanın omuzlarında yük olan bir dönem. Onun da farkındayım. İş seçiminde bir yere girdiğinizde, bir insanla konuştuğunuzda, eşte, sevgilide, çocukta her yerde içeride bir ses var ya hani bir şey ters burada. Burada olmayan, hoşuna gitmeyen bir şey var. O sesi her zaman dinlemek gerekiyor. İş hayatımda da çok gerçekten ben o sese çok güveniyorum. Bu arkadaş da olmayacak, bu projede bir şeyler oturmuyor veya burada iyi niyet hissetmiyorum veya işte Gediz'le konuşuyoruz ama sanki aynı dili konuşamıyoruz. O içerideki hissi gerçekten dinlemek gerekiyor. Bunu şuna evireceğim. Okul bittikten sonra pek çok yerle görüşme yapacaksın. Pek çok yerle mülakat yapacaksın. O gerçekten çok büyük bir kas. Mülakat yapabilme, mülakatta kendini anlatabilme tamamen bir spor. Antrenman yaptıkça gelişen bir konu. O yüzden mümkün olduğu kadar çok antrenman yap o konuda. Ama içerideki bir ses yani burası bana göre değil buradan ben bir şey alamayacağım ama bir yere başlayalım da başlamış olmak için başlayalım hissine çok kapılma derim eğer koşullar buna müsaade ediyorsa.
Bengisu:
Tamamdır. Bunu da kesinlikle hatırlayacağım. Ben söylediğiniz her şey için çok teşekkür ederim. Sohbet çok keyifliydi. Sizinle tanışmak benim için çok değerliydi.
Sinemis:
Ben de çok teşekkür ederim. Beni davet ettiğiniz için. Güzel sorularınız için. Samimi cevaplar için.
Bengisu:
Söylediğiniz her şeyi ben bir tavsiye olarak alacağım ve hayatımda uygulamaya çalışacağım. Çok teşekkür ederim.
Gediz:
Burada ben artık araya girebilirim. Ben de ikinize de çok teşekkür ederim. Üniversite yılları çoğu zaman ne yapmak istediğimizi tam bilemediğimiz, hayatın akışına kapıldığımız, denemelerle dolu bir dönem Sinemis Hanım'ın da bahsettiği gibi. Ama bazen birinin hikayesini duymak o karmaşayı anlamlı bir yöne çevirebiliyor. Bugün Burgan Bank'tan Sinemis Hanım'ın paylaştıkları da tam olarak böyle bir rehber niteliğindeydi bence. Kariyer yolculuğunda attığı adımlar, yaptığı seçimler dinleyen birçok öğrenci ve yeni mezun için eminim bir ışık olmuştur. Sinemis Hanım'a hem içten paylaşımları hem de ilham verici bakış açısı için çok teşekkür ederiz. Ayrıca moderatörümüz Bengisu'ya da özel bir teşekkür gelsin. Sorduğun her soru sadece senin değil bu alanda yeni yol arayan herkesin merakıydı. Bugün sohbet “Ne yapmalıyım?” sorusuna biraz daha anlam kattı aslında. Biz Coderspace olarak da gençlerin bu sorulara yanıt bulabileceği alanlar yaratmaya devam ediyoruz. Hackathon'lardan Bootcamplere, staj programlarından teknoloji zirvelerine kadar hem öğrenerek hem de doğru insanlarla tanışmak isteyen herkes için buradayız. Reconnect serisini de bu amaçla sürdürüyoruz. Çünkü her hikaye bir diğerine ilham oluyor. Dinlediğiniz için teşekkür ederiz. Yeni bölümlerde görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.