Bölüm Hakkında

Konuklar:

-Tuğba Öztürk Kaya: Logo Yazılım Technical Manager, Agile Transformation

-İlayda Kurt: Dokuz Eylül Üniversitesi, İstatistik 3. Sınıf Öğrencisi

Reconnect’te, şirketlerin teknoloji ekiplerinden bir yönetici ile kendisinin mezun olduğu üniversitede eğitim hayatına devam eden bir öğrenci buluşuyor!

Dokuzuncu bölümde Logo Yazılım bizlerle!

Bölüm Metni

Gediz Deren Öktem Ertürk:
Herkese merhaba, ben Coderspace'den Gediz. Reconnect'in yeni bölümüne hoş geldiniz. Bu seride teknoloji dünyasında farklı yolları keşfediyoruz. Kimi zaman bir öğrencinin merakıyla, kimi zaman bir profesyonelin deneyimiyle ama her zaman öğrenme tutkusuyla başlıyor bu hikâyeler. O hikâyelerden birine yakından bakıyoruz bugün.

Bugün Logo Yazılım'da Çevik Dönüşüm ve Yazılım Süreçlerinden sorumlu yöneticimiz bizlerle. Technical Manager Agile Transformation olarak görev yapan Tuğba Öztürk Kaya ve Dokuz Eylül Üniversitesi İstatistik 3. sınıf öğrencisi İlayda Kurt bizlere eşlik ediyor.

Bir yanda teknoloji ekiplerinde dönüşüme liderlik eden bir yönetici, diğer yanda kariyerinin başında o dönüşümün bir parçası olmayı hedefleyen bir öğrenci. İki farklı dönemin ortak merakı ve enerjisi bu sohbette buluşuyor. Ben moderatörlüğü İlayda’ya bırakmadan önce konuşmacılarımızı selamlamak istiyorum. Hoş geldiniz Tuğba Hanım, nasılsınız?

Tuğba Öztürk Kaya:
Hoş bulduk, teşekkür ediyorum. Sizler nasılsınız?

Gediz Deren Öktem Ertürk:
Bizler de çok iyiyiz, heyecanlıyız yeni bölüm için. İlayda, sen de hoş geldin. Nasılsın?

İlayda Kurt:
Hoş bulduk, çok iyiyim, teşekkür ederim. Sizler nasılsınız?

Gediz Deren Öktem Ertürk:
Bizler de iyiyiz. Heyecanla bekliyoruz sohbetinizi. İkinize de katılımınız için çok teşekkür ederim ben tekrardan. Bölüm sonunda tekrar yanınıza geleceğim, vedalaşmak üzere yanınızda olacağım. O sırada ben size güzel bir sohbet diliyorum.

Tuğba Öztürk Kaya:
Çok teşekkür ederiz, çok sağ olun.

İlayda Kurt:
Teşekkürler. Gediz Hanım bahsetti ama ben de kendimi tanıtarak başlayayım. Ben İlayda Kurt, Dokuz Eylül Üniversitesi İstatistik üçüncü sınıf öğrencisiyim. Coderspace’in düzenlediği, şu anda dinliyor olduğunuz podcastin moderatörlüğünü yapacağım bugün. Konuğumuz Tuğba Öztürk Kaya. Tuğba Hanım, hoş geldiniz.

Tuğba Öztürk Kaya:
Hoş bulduk, teşekkür ederim İlayda.

İlayda Kurt:
İsterseniz ben daha fazla sözü uzatmadan sorularımıza geçeyim.

Tuğba Öztürk Kaya:
Tabii, seve seve.

İlayda Kurt:
Öncelikle sizi tanıyalım. Kariyerinizi de içine alarak yolculuğunuzdan bahsetmeniz bize mümkün müdür?

Tuğba Öztürk Kaya:
Tabii ki, seve seve. İsmim Tuğba. Logo Yazılım’da on altıncı yılımı tamamladım, on yedinci yılımın içindeyim. Sondan başa doğru gideyim: Senin de şimdi içinde olduğun gibi Dokuz Eylül Üniversitesi İstatistik Bölümü mezunuyum aslında. 2009 yılında mezun oldum. Kariyerimde üniversite yıllarından başlayan merakımın aslında beni bugüne getirdiğini düşünebiliriz. İstatistikte öğrendiğim birçok şeyi birazdan da konuşuruz seninle zaten aslında uygulama imkânı bulduğum bir kariyer yolculuğum var.
İlk başladığımda proje departmanlarında görev aldım; aslında proje danışmanı olarak çalıştım, iş analisti olarak devam ettim ama son yaklaşık 9-10 yıldır da Çevik Dönüşüm Departmanı’ndayım. Agile Coach olarak görev aldığım dönemler oldu. Hâlâ yapmaya çalışıyorum ama bir yandan hem yazılım süreçlerinden hem de sizin bahsettiğiniz gibi çevik dönüşüm yolculuğundan sorumlu olarak devam ediyorum diyebiliriz. Kısaca böyle özetleyebilirim.

İlayda Kurt:
Çok teşekkür ederim cevabınız için. Bir diğer soruma geçeyim o zaman. Logo Yazılım’da ekibinizdeki rolünüz nedir? Günlük olarak yaptığınız işlerden, tam konumunuzdan bahsedebilir misiniz?

Tuğba Öztürk Kaya:
Tabii, bahsedebilirim. Söylediğim gibi Çevik Dönüşüm ve Yazılım Süreçleri Yöneticisi olarak görev alıyorum aslında. Burada biz ekibimizle beraber hem Logo Yazılım'ın çevik dönüşümünden hem de yazılım süreçlerini aslında sürekli iyileşmeye yönelik ilerletmesinden sorumlu olarak çalışıyoruz. Bir araç ekibimiz var. Bu ekibimizle beraber Logo’da kullandığımız çevik dönüşüm ve yazılım süreçleri araçlarının geliştirilmesini gerçekleştiriyoruz. Ayrıca Agile koçlarımızdan oluşan bir takımımız var. Ekiplere çevik dönüşüm alanında yardımcı olmaya çalıştığımız bir takımımız var. Dolayısıyla bu değişim kültürünü de Logo’da yaygınlaştırmak üzere görev alıyorum diyebilirim.

İlayda Kurt:
Çok güzel. Benim merak ettiğim sorulardan biri de, özellikle Dokuz Eylül’deki eğitiminizin Logo’daki rolünüze nasıl katkı sağladığını düşünüyorsunuz?

Tuğba Öztürk Kaya:
Burayı biraz uzun uzun anlatabilirim. Çünkü şöyle: Dokuz Eylül Üniversitesi İstatistik Bölümü benim okuduğum dönemde aktif eğitimle devam ettiğimiz bir süreçteydi. Bilmiyorum, biliyor musun İlayda, aktif eğitimin detaylarını; ama öğrenmeyi öğrendiğimiz bir dönem yaşadık. Tahmin ediyorum, şimdi de benzer  yani aktif eğitim olmasa da benzer bir mindset gidiyordur diye düşünüyorum. İstatistikte öğrendiğim konu başlıkları, dersler vs.nin yanı sıra aslında benim üniversitede geliştirdiğim en önemli şey “öğrenmeyi öğrenmek” oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde İstatistik Bölümü’ndeki bu kültür iş hayatımda da çok etkili oldu aslında. Bu role de katkılı; ama tabii ki bu işin bakış açısı tarafı, felsefi tarafı. Dersler anlamında da yine konuşuruz detaylı gönüllü kalite takımımız vardı ve ben üniversitede aslında ilk yalın felsefe ile orada tanıştım. Dolayısıyla bütün stajlarım da üretimde yalın felsefe üzerine oldu. Bugün yaptığım işin temelinde de yalın üretim var; dolayısıyla faydasını çok gördüm. Bir de veriden bahsediyoruz zaten istatistik deyince. Dolayısıyla yazılımın temelinde de böyle bir şey var; veriden bahsediyoruz. Bütün işleyişimizde aslında veriden bahsediyoruz. Dolayısıyla işte veri madenciliğinde aldığımız konu başlıkları vs., bir sürü konu tabii ki buradaki rolümü ve bakış açımı çok etkiledi.

İlayda Kurt:
Çok teşekkür ederim. Dokuz Eylül'deki hangi dersler ya da projeler şu anki rolünüzde en çok katkı sağladı? Kulüp etkinliklerini de dâhil edebiliriz. Zaten az önce de bahsettiniz bu konuda. Ben de şu an IEEE Öğrenci Kolu’nda aktif rol alıyorum. Bu tarz yaptığınız etkinlikler varsa bahsetmenizi çok isterim.

Tuğba Öztürk Kaya:
Tabii ki, burada aslında az önce bahsettiğim gibi benim için en faydalı olan, katıldığım gönüllü takım aslında kalite takımıydı. Ali Rıza Hocamız, Süleyman Hocamız’la o dönem ikisinin önderliğinde, özellikle Ali Rıza Hoca’nın önderliğinde kalite takımında gerçekten çok faydalı çalışmalar yaptık o dönem. Hem bölüme bunu tanıtmak, yani yalın felsefeyi tanıtmak anlamında hem de kolokyumlara katıldık birlikte. Dolayısıyla çok faydasını gördüm. Stajlarımı da bunun üzerinde ilerlettiğim için her türlü aslında farklılığı ya da derinleşmeyi çok anlamlı buluyorum. Hayatımda da böyle. Dolayısıyla katıldığım kulüp hangi kulüp olursa olsun fark etmez; bir kulübün içinde yer almak, bir takımın parçası olmak aslında mutlaka iş hayatında fayda sağlıyor. Konudan bağımsız olarak söylüyorum; fakat benim için özellikle konuda çok etkili, çünkü bugün çeviklikten bahsederken, Agile’dan bahsederken yalından bahsetmeden zaten geçemiyoruz, temelinde o olduğu için. Ben bunu üniversite yıllarında böyle bir aslında kulüple, takımla öğrenme fırsatı bulduğum için de şanslı hissediyorum kendimi. Ama özellikle altını çizmek istediğim konu bu: Hangisinde olursanız olun, o takım kültürünü yaşamak zaten gerçekten çok fayda sağlıyor.

İlayda Kurt:
Bir diğer sorum ise, eğer üniversite yıllarınıza geri dönüp bugünkü bilginiz ve deneyiminizle bir proje başlatacak olsaydınız, bu ne olurdu ve neden? Üniversiteden mezun olmadan önce “Bilseydim iyi olurdu.” dediğiniz bir şey var mı?

Tuğba Öztürk Kaya:
Aslında doğrudan bir konu söyleyemem burada. Çünkü konular sürekli çok değişkenlik gösteriyor yani. Bugün üniversiteye dönsem tabii ki zihnimden geçen şeyler oluyor ama özellikle bir konu söylemeyeceğim burada. Öğrenmeye odaklanıyorduk söylediğim gibi; onu biraz daha artırırdım. Bir proje başlatacak olsaydım da o günden… Aslında benim bitirme projem de yapay sinir ağlarıyla aneminin teşhisi projesiydi. Yani on altı yıl öncesinden bahsediyorum. Aslında bence o yıl için önemli bir bitirme projesi olarak açılmış vizyon olarak. Belki biraz daha bunlara ağırlık verirdim. Bir de aslında öğrencilerin “Biz ne iş yapıyoruz?”u daha rahat anlatmasını sağlayacak projelerden, uygulamada “Ne yapıyoruz?”u göstermelerini sağlayacak şeylere ağırlık verirdim diye düşünüyorum. Ama onun dışında öğrenme yolculuğu hep devam ediyor. Özellikle bir konum yok burada yani… “Dönseydim bu konuyu öğrenirdim” dediğim bir şey yok, öğrenmeyi öğrendiğim için üniversitede. Ama dediğim gibi, biraz daha anlatabilmek üzerine çalışma yapmak isterdim.

İlayda Kurt:
Çok teşekkür ederim değerli cevabınız için. Bir diğer sorum ise bu soruyu eminim ki istatistik okuyan her arkadaşım merak ediyordur. Üniversitede öğrendiğiniz istatistiksel yöntemlerin iş hayatında doğrudan karşılığını gördüğünüz örnekler oldu mu?

Tuğba Öztürk Kaya:
Çok oldu. Ben şanslıyım bu konuda, şanslı kişilerden biriyim. Hem mesleğe başladığım ilk yıllarda da… Bir kere biz zaten veriyle iş yapıyoruz; dolayısıyla yazılım dünyasında da veriden çokça bahsediliyor. Şimdi bugün zaten yapay zekâyı konuştuğumuz dünyada da temelde aslında bahsettiğimiz şey veri; ama sadece veriyi görmek de değil, onu anlamlandırmak da… Dolayısıyla burada birçok istatistiksel yöntemin aslında faydasını görüyorum ve kullanıyorum. Yani en temelde regresyon, korelasyondan tut istatistiksel süreç kontrolüne kadar; işte veri madenciliğine kadar aslında çokça yöntemi kullanıyorum tabii ki. Burada önemli olan aslında öğrencilerin derslere bakışında bu uygulama alanlarını da keşfetmeye çalışmak. Çünkü veri temel, bütün işlerin temelinde veri var. Bugün Logo’daki farklı departmanlara da baktığınızda aslında her iş veriyle ilerliyor. Yani insan kaynakları, organizasyona dönüşüm birimi de böyle; satın alma departmanı da böyle; dokümantasyon departmanı da böyle. Yazılım geliştirme zaten böyle. Dolayısıyla çokça konu başlığını bazen doğrudan, bazen dolaylı olarak yani onun bana verdiği bakış açısıyla da kullanıyorum. Ben dediğim gibi bu konuda şanslı kişilerden biriyim. Aynı zamanda sorumluluğum kapsamında süreç ölçümleri de olduğu için tabii ki çokça istatistiksel yöntem burada kullanılıyor.

İlayda Kurt:
Teşekkürler. Veri dedik, yazılım dedik. O zaman biraz daha ona uygun bir soru sorayım. İstatistik mezunlarının yazılım sektöründe öğrenmesi gereken programlama dilleri ya da araçlar sizce hangileri olmalı?

Tuğba Öztürk Kaya:
Bu konuya ben biraz farklı bakıyorum aslında, İlayda. Şöyle: Diller değişir, teknoloji değişir, konu başlıkları değişir ama İstatistik mezunu ya da herhangi bir bölümden mezun olan arkadaşlarıma en çok söyleyebileceğim şey öğrenme çevikliğini edinmek olur. Çünkü bir dili iyi öğrenmek mümkün, yapabilirsiniz; ama dünya bugün değişiyor. Dolayısıyla bu dünyada sabit bir dil-teknoloji-araç söylemem çok doğru olmaz. Öğrenme çevikliği dediğimiz şey yeniliklere kolay adapte olabilmekle ilgili. Dolayısıyla her yeniliği, her teknolojik değişimi fark edebilmek ve onu çabuk öğrenebilmek aslında işin önemli noktası. Dolayısıyla altını çizmek istediğim şey şu: Burada bir dil söylemeyeceğim ya da bir araç söylemeyeceğim; ama altını çizmek istediğim nokta bu. Çünkü mezun olduğunuzda bugün kullandığımız diller bile belki aslında daha nostaljik kalacak baktığımız zaman. Öğrenme çevikliği… Burada en çok öğrenmek gereken şey bu diyebilirim. Aslında altını çizmek istediğim konu bu.

İlayda Kurt:
Çok teşekkür ederim. Şunu sorayım o zaman: Sizin gözünüzde iyi bir istatistikçi-yazılımcıyı ayıran özellikler nelerdir?

Tuğba Öztürk Kaya:
Şöyle, iyi bir çalışan diyeyim genel olarak aslında ya da iyi bir üretici diyeyim. Hepimiz iş üreten insanlarız günün sonunda. Meraklı bir kere, öncelikle… Ben biraz bu konuşma boyunca herhalde benden en çok duyacağınız şey bu olacak: Öğrenme vurgusu. Öğrenebildiğinizde var oluyorsunuz; değişimleri takip edebildiğinizde, farkındalığınız yüksek olduğunda var olabiliyorsunuz. Dolayısıyla meraklı, heyecanlı, tutkulu… Aslında iyi bir yazılımcıyı da, iyi bir istatistikçiyi de, herhangi bir işi iyi yapan birini de ayıran özellikler bence bunlar. Bir görevi yerine getirirken, bir çalışmayı yaparken içine tutku katamıyorsanız o çalışmanın istediğiniz tekniği mükemmel bilin günün sonunda ortaya çıkardığınız değer aslında sizin beklentilerinizi karşılamayacak bir noktaya gidiyor. Dolayısıyla tutkulu, meraklı, öğrenmeye açık biri; iş birliğine açık, takım çalışmasına yatkın biri her zaman bir adım öne çıkacak biri. Çünkü öğrenmeyi bilmek demek aslında dünyadan her zaman haberdar olmak, farkında olmak demek. Zorluk çekmemek demek yani; yenilikten korkmamak demek. Dolayısıyla bu kısımlar önemli. Yani benim için iyi bir istatistikçi de öyle. İstatistik özelinde söylemek gerekirse de aslında şöyle bir şey de söyleyebilirim: Veriyi sadece okumak değil; anlamlandırmak, hikâyeleştirmek… Geçmişini, geleceğini… Şimdi tahminlemeleri konuşuyoruz zaten. İyi bir istatistikçi aslında iyi bir hikâye anlatıcısıdır bana göre bu anlamda. Çünkü veriyi gözlemler, anlamlandırır, yorumlar ve hikâyeleştirir. O zaman veri anlamlı olur. Öyle söyleyebilirim.

İlayda Kurt:
Çok teşekkür ederim güzel cevabınız için. Biliyorsunuz, mühendisler bizim bir tık önümüzde bu konuda. Onlar da veri bilimi üzerinde uğraşıyor ama biz de anlattıklarınıza göre istatistiği bir öne taşıyabiliriz diye düşünüyorum, benim kafamda daha da netleşti şu an. Bir diğer sorum ise: Logo’da işe yeni başlayan birinin, özellikle bir istatistik mezunu olarak hangi teknik becerilere sahip olması gerekiyor?

Tuğba Öztürk Kaya:
Aslında aynı şeyleri söyleyeceğim. Yine teknik söylemeyeceğim; çünkü teknik beceriler kazanılır. Ama burada tabii ki çok klasik şeyler var: İşte analitik düşünebilmeniz… Zaten bir istatistik mezunundan aksini beklemeyiz diye düşünüyorum. Dolayısıyla veriye saygılı ve veriden öğrenen kişiler önemli bu noktada. Teknik beceriden çok aslında biraz davranışsal becerilerden bahsetmek burada daha doğru olur. Karar verme noktalarında veriye dayalı ilerleyebilen kişiler, özellikle istatistik mezunu olarak tabii ki çok daha başarılı olur.

Buradaki önemli nokta bu: Karar noktalarını veriye dayandırabilmek ve anlamlandırabilmek aslında. Bir de az önce söylediklerim yine burada da geçerli yani… Öğrenmeye açık olmak, meraklı olmak çok kritik bütün iş hayatında, iş sürecinde. Böylece teknik de öğrenilir çünkü.

İlayda Kurt:
Çok teşekkür ederim. Logo’da çalışmaktan mutluluk duyduğunuz üç akla gelen şey nedir?

Tuğba Öztürk Kaya:
Ben bazı paylaşımlarımda da çokça söylüyorum bunu, dile getiriyorum. Aslında Logo, benim için özgürce hayal kurabildiğim bir yer. O yüzden Logo... İlk sırada bunu söyleyebilirim. Hayal kurmaktan kastım da şu: Yapmak istediklerimi hayata geçirebiliyorum burada, bunun için destek görebiliyorum ve hayal edebiliyorum gerçekten. Yani böyle bir imkânım, bir alanım var. Bu çok önemli. Bir işi yaparken hayal etmek, çünkü aslında bugünün dertlerini bir kenara bırakıp “Daha iyi ne yapabiliriz?”e odaklanmayı da getiriyor. Günün sonunda Logo’da en sevdiğim taraflardan biri bu. Hayal etme alanım var Logo’da; yani birçok arkadaşımın da mutlaka öyle. Hatta geçmişe yönelik LinkedIn paylaşımlarında da çok benzer şeyler söylediğimi görebilirsiniz.

Logo’nun bir diğer sevdiğim özelliği, insan odaklı kültürü. Çalışana değer verildiğini hissediyorsunuz burada. Normal hayatımda da ben aslında… Benim için sözler çok şey ifade etmeyebilir; davranışlardır esas aldığım nokta. Logo’da da bunu davranışlarda görüyoruz. Yani Logo’nun aslında davranışlara yansımasını da görüyoruz gibi düşünebilirsiniz.

İki tane söyledim, değil mi? Üçüncü olarak da yine bu benim çok kişisel bir özelliğim bir yandan tutkuyla yapabiliyorum buradaki işi ve seviyorum da. Sevdiği işi yapabilmek herhâlde yüzde olarak çok fazla insana nasip olmuyor günümüz dünyasında. Ama ben biraz o şanslı taraftayım. Çok tutkuyla bağlı olduğum ve gerçekten çok sevdiğim bir işi yapıyorum. Bu da benim için önemli.

İlayda Kurt:
Teşekkür ederim. Birkaç sorum daha olacak sizlere. Öğrenme çevikliğinden bahsettik. Rolünüzü anlatırken de çeviklikten oldukça bahsettiniz. Nedir bu çeviklik? Siz nasıl tanımlarsınız?

Tuğba Öztürk Kaya:
Çok güzel soru. Çeviklik aslında en temel hâliyle söyleyeyim: Değişime adapte olabilmek, değişimin maliyetini de düşürebilmek; biraz manevra kabiliyeti. Bu değişen dünyada, bu kadar teknolojinin değiştiği, belirsizliğin olduğu, karmaşanın olduğu dünyada aslında gözlerimizi kapatıp kafamızı kuma gömüp hayatımıza devam etmemiz çok mümkün değil.

Sadece iş hayatında değil bu arada; özel hayatlarımızda da böyle, sosyal hayatlarımızda da böyle. Çevikliğin altında aslında iş dünyasında çeviklikten bahsediyoruz ama öğrenme çevikliğinden de bahsederiz burada. Eğitimde de çeviklik çok önemli. On iki yaşında bir oğlum var benim; yedinci sınıfta bu sene. Onunla beraber de bu pratikleri uyguluyoruz. Neden uyguluyoruz? Çünkü çeviklik dediğimiz şey gerçekten adaptasyon yeteneğini geliştiren bir şey. Bir mindset olarak almak lazım, bir bakış açısı olarak almak lazım bunu. Ama en sade, en temel, yalın hâliyle ‘değişime adapte olmak’ diyebiliriz.”

İlayda Kurt:
Teşekkür ederim. Çevik çalışma ile birçok ritüel olduğunu duydum. Bunlardan bahsedebilir misiniz?

Tuğba Öztürk Kaya:
Bahsederim. Aslında hem eğitim tarafında hem iş dünyasında faydası olacağını düşündüğüm ritüellerden bahsetmek isterim. Burada tabii çeviklik bize şunu söylüyor temelde: Değişimi yakalayabilmek için, değişime adapte olabilmek için hem teknolojik değişimden bahsediyoruz hem de aslında pandemi gibi büyük değişiklikleri de bunun içinde düşünebilirsiniz ya da daha küçük çaplı değişimleri de… Adapte olabilmek için temel felsefe bize şunu söylüyor, diyor ki: ‘Aslında zamanı küçük parçalara ayırın, işleri de küçük parçalara ayırın ki değişimi yakalayın.’

Eski yöntemlerde nelerden bahsediyorduk? Çok klasik: İşte analizini yaptık, kapsamını oluşturduk, kendimizi aslında kuma gömdük; iş bitene kadar kafamızı kaldırmadık ve iş bittikten sonra ancak müşteriyle tekrar buluştuk gibi bir dünyada… Çevik dünyaya geçerken bize şunu yapmayı söylüyor ritüeller anlamında da: ‘Sık geri bildirim al.’ Ne demek bu? İki haftalık planlamalar yapıyoruz örneğin. Değişebilir bu süreler tabii ki ama iki haftalık planlamanın en temel ritüeli… İşte orada bir planlama ritüelimiz var. Planlamaya hazırlık aşamasında farklı ritüeller var.

Planlamayı yaptık, iki haftayı tamamladık. İki hafta boyunca her gün, günlük olarak ekibin bir araya gelmesi; burada planladığımız hedefe uyup uymadığımızı kendi arasında değerlendirmesi önemli oluyor. Planlama süresi iki hafta; ‘sprint’ olarak adlandırılıyor. İki hafta bittikten sonra da — asıl önemli kısım burası — geri bildirim döngüsü başlıyor. ‘Sprint review’ diyoruz adına. Aslında müşterilerden geri bildirim aldığımız aşama. İteratif olarak, iterasyonlarla beraber yaptığımız çalışmayı müşteriye sunduğumuz, geri bildirimini aldığımız ve bu aldığımız geri bildirimlere göre devam ettiğimiz bir aşama. Dolayısıyla da değişimi yakalama şansı var. Dolayısıyla da bu manevra kabiliyetini yerine getirme şansı var diyebilirim.

Tabii çeviklik temelde yalını da barındırdığı için sürekli iyileşme odağında ilerler. Dolayısıyla ‘retrospektif’ adını verdiğimiz, aslında en temel ritüellerden biri… Üzerine kalın kalın kitaplar yazılmış bir ritüel. Birçok farklı teknikle uyguluyoruz ama amacımız: ‘Düne bakalım; neyi iyi yaptık, neyi daha iyi yapabilirdik?’ Ele alalım ve somut aksiyonlar alarak ilerleyelim. Takım, self-organize bir şekilde aslında planını yapabilen, geri bildirimini alabilen, geri bildirim döngüsünü işletebilen, iyileşme noktalarını tespit edip aksiyonlarını alan bir takım hâline gelsin istiyoruz. Çevik takımlardan temelde kastettiğimiz de bu.

Dolayısıyla eğitim hayatına da bunu uyarlamak çok mümkün. Koskocaman bir yön–eylem kitabını çalışmaya başlamak tek başına çok gerçekçi değil ve bir yandan da korkutucu. Ama onu parçalara ayırdığında, kontrol noktaları koyduğunda, kısa döngülerde planlama yaptığında ve kendini aralarda deneyimlediğinde işte o zaman çevik mindset’e de uygun bir çalışma disiplini yaratmış oluyorsun. Eğitim hayatına da çok rahat uygulayabilirsin ve çok da faydasını görürsün.

İlayda Kurt:
Çok teşekkür ederim değerli cevabınız için. Eminim ki birçok arkadaşıma da bu cevap faydalı olacaktır. Bir diğer sorum: Her zaman iş hayatı için kendimizi geliştirmiyoruz, sizin de bahsettiğiniz gibi. Bir oğlunuz olduğunu da söylediniz. Peki siz iş hayatı dışında nasıl birisiniz? Profesyonel hayatta kendimize ayırdığımız zaman bazen zor olabiliyor ve göz korkutabiliyor. Siz iş dışında neler yapıyorsunuz kendiniz için? Biz öğrencilere şimdiden neler önersiniz bunun için?

Tuğba Öztürk Kaya:
Şöyle, iş hayatı dışında da aslında ilk söyleyebileceğim şey şimdi aklıma geleni de söyleyeyim. Çok okumaya çalışan biriyim ve hem kendi oğluma hem çevremdeki herkese hem bütün öğrencilere önerebileceğim ilk şey de bu. Okuyun; bulduğunuzu okuyun hem de… Yani sadece kitap, roman okumaktan bahsetmiyorum. Neden önemli bu? Çünkü okumak haberdar olmak demek; farklı hayatlardan, farklı insanlardan, farklı kültürlerden haberdar olmak demek. O size çok yönlülük katıyor. Okuma noktasında da şurada da yokum ben diyeyim aslında; sadece tek bir kanaldan sadece kişisel gelişim okumak, sadece roman okumak, sadece teknik doküman okumak değil; hepsinden aslında. Çünkü dümdüz bir romanı okumanın da katkısı zaten, bunu söylemek benim haddim değil ama tartışmasız çok fazla. İlk söyleyeceğim şey bu.

Dolayısıyla ben iş hayatı dışında fırsat buldukça gerçekten okuyorum; ama onun dışında tabii ki sadece okuyarak hayatımı geçirmiyorum. Bisiklete binmeyi çok severim mesela; en sevdiğim şeylerden biri bu. Bisiklete biniyorum aslında fırsat bulduğum her anda. Müzik benim için tutku derecesinde sevdiğim bir şey; dolayısıyla müzik dinlemediğim gün yoktur ama söylemeyi de severim bir yandan. Dinlemenin yanı sıra onu da söyleyebilirim.

Oğlumla çokça vakit geçirmeyi seviyorum. Bizim aslında neredeyse koleksiyon oldu diyebileceğim kutu oyunlarımız var. Neredeyse koleksiyona döndü gerçekten; bir dolabın bütününü kapsayacak şekilde kutu oyunları oynuyoruz bol bol. Yine oğlumla birlikte Harry Potter fanlarıyız; dolayısıyla Potterhead’iz diyebilirim bu noktada. Bol bol, aralarda canımız sıkıldığında da açıp Harry Potter izliyoruz gerçekten. 

Böyle yani... Çok farklı hobiler edinmeyi de seven biriyim. Hep söylerim, benim hobim yeni hobi edinmek diye. Tabii bazıları yarım kalıyor, bırakıyorum ama çok… Belki işte adını duymadığınız hobiler ediniyorum; sonra bir kısmı tabii yarım kalabiliyor ama böyle söyleyebilirim genel olarak. Tabii bir anneyim bir yandan; evdeki o yemek yapmayı çok sevmek… Her anne gibi belki yemek yapmayı çok seviyorum diye çok genel özetleyebilirim. Varsa başka merak ettiğin, tabii sorabilirsin.

İlayda Kurt:
Ne kadar güzel, aktif bir hayatınız varmış; şu an gerçekten çok özendim. Bu kişisel hobileriniz, uğraşlarınız iş hayatında fayda sağlıyor mudur sizce?

Tuğba Öztürk Kaya:
İnsanın kendisi için yaptığı her şey bence her alanda fayda sağlar. Yani iş hayatında da fayda sağlıyordur mutlaka, sağlıyor. Bir kere zaten okumak sadece şey değil aslında; dediğim gibi, roman, kişisel gelişim vs. değil, ben teknik okumaları da çok severim. Yani hâlâ aslında çok değişiyor çünkü bizim alanımız da çok değişiyor. Onları da okumayı çok severim. Tabii ki de fayda sağlıyor iş hayatıma.

Ama diğerleri de sağlıyor. Yani orada hatta şöyle bir örnek verebilirim: Oğlumla oynadığımız bir kutu oyununu bir gün ekibimle de oynadık takım olarak. Çünkü tamamen takım olmayı gerektiren bir oyundu. Şöyle bir işleyişi var; çok kısaca bahsedeyim aslında: Bir ada var ve takım olarak yani rakip değilsiniz birbirinize oynayan herkes bir takımda ve takım olarak o adadan kurtulmaya çalışıyorsunuz. Bu kapsamıyla mesela oğlumla bu oyunu oynadıktan sonra “Lanetli” adı hatta oyunun ismi bu oyunu oynadıktan sonra “Ya evet, bu çok güzel bir takım etkinliği olabilir.” diye düşünüp hemen fiziksel bir araya geldiğimiz bir anda takım oyunu olarak oynadık ve çok da keyif aldık gerçekten.

Takım olabilmek çünkü çok önemli bir kavram. Buna fayda sağlayan böyle oyunlar var. Biz ekibimizle zaman zaman böyle oyunlar da oynuyoruz takım olabilmek için. Bu önemli iş hayatında çünkü hep bireysel sorular üzerinden gidiyoruz ama belki bunu da söylemekte fayda var. İş hayatının en önemli konu başlıklarından biri bu; takım olabilmek, iyi bir takım oyuncusu olabilmek. Bu çok önemli bir nokta.

İyi bir takım oyuncusu olabilmek için bireysel yetkinliklerinizin de gelişmiş olması gerekiyor. Bireysel çevikliğinizin bir kere gelişmiş olması gerekiyor, ön planda olması gerekiyor. “Ben teknik olarak çok iyiyim, her şeyi çok iyi yapıyorum.” diyen birini düşünün ama bir takımda var olamıyorsa aslında bireysel olarak çok iyi olmasının çok da bir anlamı olmayabiliyor. Takımlarla çalıştığımız bir dünyadan bahsediyorum. Biz Logo’da öyleyiz; yazılım takımlarıyla ya da farklı takımlarla çalışıyoruz. Dolayısıyla iyi bir takım oyuncusu olmama da katkı sağlıyor diye düşünüyorum. Olabiliyorsam tabii yani… Ne kadar olabiliyorsam o benim verebileceğim bir yanıt olmaz, takımıma sormak lazım.

İlayda Kurt:
Bence buraya yansıyan iyi bir takım oyuncusu olduğunuz. Ben şahsen böyle yorumlamak isterim. Benim sorularım bitti. Podcastin sonuna geldik. Öncelikle sorularımı samimiyetle cevapladığınız için size çok teşekkür ederim Tuğba Hanım. Bu podcastin içinde bulunma fırsatı verdiği için de Coderspace’e çok teşekkür ederim. Sizin eklemek istediğiniz birkaç şey varsa sizi de dinlemek isteriz.

Tuğba Öztürk Kaya:
Ben çok teşekkür ediyorum; hem sorular için hem beni davet ettiğiniz için hem de tanışma imkânı, seninle tanışma imkânı bana verdiğin için. Üniversite yıllarıma götürdün beni, şu anda devam ettiğini bildiğim hocalarım da var. Dolayısıyla duygulandığım da bir podcast oldu bu anlamda benim için. Seviyorum ben üniversitede geçirdiğim yılları. Bu vesileyle de bütün Dokuz Eylül Üniversitesi İstatistik Bölümüne, hocalarıma ve bugünün öğrencilerine, benimle birlikte okuyan herkese de aslında selamlarımı iletmiş olayım. Teşekkür ediyorum.

İlayda Kurt:
O zaman ben de teşekkür ederim. Son sözü de Gediz Hanım’a bırakalım.

Gediz Deren Öktem Ertürk:
Çok teşekkürler. Üniversite yılları çoğu zaman yönümüzü bulmaya çalıştığımız, bazen kararsız kaldığımız, bazen de deneme yanılmayla ilerlediğimiz bir süreç aslında. Ama bugün dinlediğimiz gibi birinin deneyimini duymak bazen birçok soruya yanıt olabiliyor. Tuğba Hanım’ın hikâyesi de tam olarak böyleydi. Teknoloji dünyasında dönüşümün sadece süreçlerle değil, insanla başladığını bir kez daha anlattı bize. Öğrenmenin ve merakın çevikliğiyle kendimizi geliştirebileceğimizi görmüş olduk. Bu içten paylaşımları için kendisine çok teşekkür ederim.

Tuğba Öztürk Kaya:
Ben teşekkür ediyorum nazik davetiniz için.

Gediz Deren Öktem Ertürk:
Teknoloji sektöründe yönetici pozisyonunda kadınları görmek de beni ayrıca mutlu ediyor. O yüzden Tuğba Hanım, tekrardan ben de teşekkür ederim sizlere katılımınız için. Ayrıca İlayda’ya da teşekkür etmeden geçemem. Sorduğun her soru aslında seninle benzer yollardan geçen herkesin sorusuydu. Bu bölüm belki de o sorulara “Doğru zaman geldiğinde her şey yerine oturur.” dedirtecek bir bölüm oldu.

Biz Coderspace olarak tam da bu yüzden aslında buradayız. Teknolojiye adım atmak isteyen herkes için öğrenme fırsatları, doğru insanlarla tanışma alanları yaratmaya çalışıyoruz. Bootcamp’ler, hackathon’lar, staj programları, teknoloji zirveleri… Hepsi aslında aynı hedefe hizmet ediyor: kendini keşfetmek, gelişmek ve ilham almak.
Reconnect serisi de bu hikâyeleri duymak ve isteyen herkes için bir buluşma noktası hâline geliyor. Dinlediğiniz için teşekkür ederiz. Yeni bölümlerde yeniden görüşmek dileğiyle. Merak etmeyi ve öğrenmeyi hiç bırakmayın.