Bölüm Hakkında

Konuklar:

-Cenk Çivici: Trendyol Head of Tech Team

-İsa Adahan Ünal: ODTÜ, Bilgisayar Mühendisliği 2. Sınıf Öğrencisi

Reconnect’te, şirketlerin teknoloji ekiplerinden bir yönetici ile kendisinin mezun olduğu üniversitede eğitim hayatına devam eden bir öğrenci buluşuyor!

Altıncı bölümde Trendyol bizlerle!

Bölüm Metni

Gediz Deren Öktem Ertürk:
Selamlar herkese, Coderspace'den Gediz ben, Reconnect'e hepiniz hoş geldiniz. Burada teknoloji dünyasının önde gelen isimleri bir zamanlar okudukları üniversitenin sıralarına geri dönüyor. Serimizin yeni bölümünde Trendyol ile birlikteyiz. Bu bölümde Trendyol Head of Tech Team Cenk Çivici ile kendisinin mezun olduğu okul ve bölüm ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği'nde şu anda ikinci sınıf öğrencisi olan İsa Adahan Ünal ile bir araya geliyor. Az sonra mikrofonu Adahan'a bırakacağım fakat öncesinde bir onları selamlamak isterim. Selamlar Cenk, nasılsın?

Cenk Çivici:
İyiyim, teşekkür ederim Deren. Sen nasılsın? Selam Adahan, sen de umarım iyisindir.

İsa Adahan Ünal:
Selamlar herkese.

Gediz Deren Öktem Ertürk:
Adahan sen de hoş geldin. Sınavların yeni bitti, umarım iyisindir.

İsa Adahan Ünal:
Selam herkese, teşekkürler. Çok iyiyim ben de Gediz.

Gediz Deren Öktem Ertürk:
Harika. Sizi gördüğüme çok sevindim. İkinize de katılımınız için tekrardan çok teşekkür ederiz. Şimdi ben sözü daha fazla uzatmadan aynı sıralardan geçen sizlere söz vermek istiyorum. Adahan söz sende, bölümün sonunda tekrar görüşürüz.

İsa Adahan Ünal:
Çok teşekkürler Gediz. Herkese merhaba öncelikle. Gediz'in de bahsettiği gibi ben de kendimden kısaca bahsedeyim. Ben İsa Adahan Ünal. Şu anda ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği'nde ikinci sınıf öğrencisiyim. Aynı zamanda bu sene kurmuş olduğumuz ODTÜ ACM Topluluğu'nun da kurucu başkanlığını yaptım. Cenk sen de hoş geldin tekrardan.

Cenk Çivici:
Hoş bulduk Adahan.

İsa Adahan Ünal:
İsterseniz hemen podcast'imize başlayalım. Öncelikle Cenk seni tanımak isterim. Kariyerini de içini alarak bize kariyer yolculuğundan bahsetmen mümkün mü acaba?

Cenk Çivici:
1993 yılında girdim ben ODTÜ Bilgisayara. 1997'de de mezun oldum. Yani çok iyi bir öğrenci de değildim. Ortalama diyeyim. Ben son sınıfta falan da çalışmaya başlamıştım. Hocalar sen bizim bölümde misin falan diyordu beni görünce son sınıftayken. Ama çok sevdiğim, hâlâ hatırladığım, çok özlediğim yıllardı o yıllar. Bu mesleği öğrendiğim, çok iyi arkadaşlıklar kazandığım, bu işi sevdiğim, çünkü girdiğim zaman bilmiyordum ne iş yapar bir bilgisayar mühendisi. 1997'de mezun oldum, iş hayatına atıldım yazılımcı olarak. Yıllar geçti, işte şu an Trendyol'da CTO'luk yapıyorum. Geçmişte yurt dışına gittiğim, bir 8-10 yıl orada tecrübe yaşadığım dönemler doldu. Her iş tecrübesi bende izler de bıraktı, dersler de bıraktı, yeni şeyler öğrendim. Zaten meslek hayatı dediğin şey öğrenilmiş derslerden ibaret. Her şey de benim yaşlara geldikçe yerli yerine oturuyor kafada. Onları paylaşmak isterim herkesle.

İsa Adahan Ünal:
Kesinlikle, kesinlikle öyle. Biz de senin deneyimlerini duymaktan çok mutlu olacağız. O zaman diğer sorumla devam edeyim. Şu anda Trendyol'da CTO'luk yaptığından bahsettin. Tam olarak Trendyol'daki rolün ve ekibinin çalıştığı iş nedir? Bunu açabilir misin bize acaba?

Cenk Çivici:
Dediğin gibi şu anki rolüm CTO'luk. Bu dediğim gibi bir rol. Mesleğim benim bilgisayar mühendisliği, yazılım mühendisliği gibi düşünebilirsin. Rolüm ise teknolojiden sorumlu insan olarak Trendyol'daki bütün business stratejilerini, iş stratejilerini, Trendyol'un büyümesi sırasında yaşanabilecek bütün konuları aslında teknolojilerin el verdiği yöntemlerle, süreçlerle, araçlarla çözebilmek. Bunu yaparken de organizasyonun ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmak. Bunun insani tarafı çok önemli çünkü. Ekip kültürü tarafı da çok çok önemli. Yani teknik bir rol gibi algılansa bile aslında bu işin yüzde sekseni daha çok bir kültür inşa etme, bir engineering kültürü, bir mühendislik kültürü inşa etme üstüne de kurulu. En basit tanımıyla burada teknik insanların anlayabileceği tarzda ifade edeyim bir mapping fonksiyonu gibi düşünün kendinizi. Businessi, o farklı dünyayı map edip teknoloji dünyasını map eden insan aslında CTO denen insan ve bunu yaparken de birçok farklı kısıtları da olan bir insan.

İsa Adahan Ünal:
Çok teşekkürler, tam o mapping fonksiyonu dediğin kısımda ben çok güzel anladım durumu gerçekten tüm mühendislerin de anladığını düşünüyorum ben burada. Diğer soruma geçeyim. Tabii ki ben de senin gibi bir ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği öğrencisi olarak ODTÜ'de yaşadığın deneyimler hakkında birçok merak ettiğim şey var ve bunları senden duymak çok isterim. Özellikle ODTÜ'deki eğitiminin iş hayatına nasıl katkı sağladığını düşünüyorsun? Öncelikle ilk sorum ODTÜ ile alakalı bu şekilde.

Cenk Çivici:
Kendimi düşünüyorum. 1993'te Antalya'da ÖSS, ÖYS vardı o zamanlar. Tam bir inek öğrenci.
Soru bankalarını bitirip, ezberleyip bütün soruları, çıkabilecek her türlü formatı. İyi bir puan alıp ODTÜ'ye girdim. Çok çok iyi insanlar, çok aklı çalışan, aklı başında, zeki insanlarla bir arada olduğum için bu bende daha fazla çalışmam lazım, arayı kapatmam lazım etkisi yarattı. Bir rekabetçi ortam olmasa dahi öyle bir his geldi. O da beni belli konularda, iyi olduğum konularda daha iyi olmaya itti. Yani ODTÜ'de çalışma disiplini kazandım diyebilirim. Bir konuyu bana birisi öğretmese, anlatmasa bile nasıl öğrenebileceğim konusunda sürekli bir hırs yarattı. O hırs da şimdiye kadar da devam etti işin ilginci. İşte LLM diye bir şey çıkmış dendiği zaman ilk bendeki tepkisi ya bunlar nasıl çalışıyor deyip biraz fazla detaylarına girdiğim, kaybolduğum da bunun dezavantajı zaten, detaylarda boğulmak. O yüzden en net öğrendiğim şey ODTÜ'deki yıllarımda iyi arkadaşlık, iyi insanların içinde bulunabilmek. Ödevleri yaparken ekip çalışması. ODTÜ Bilgisayarda ödevler çok fazla ve zordu ama dersler, sınavlar ona göre biraz daha nispeten kolaydı. O yüzden hep ödevleri yap çok zorlanmazsın denirdi. Biz ödevleri kolay yapmak için ödevleri paylaşırdık ekip içinde. Sen şu istatistik ödevini yap, ben şu ödevi yapayım diye. Şimdi ODTÜ'de birinci sınıfta daha çok temel dersler almıştık onu da hatırlıyorum. Matematik, fizik gibi. Kendimi de sürekli bilgisayar oynayacağız zannediyordum. O zamanlar Electronic Arts diye bir şirket yeni yeni başlıyordu hatta. FIFA'nın ilk 94-95 yıllarını düşünün. Herkesin amacı zaten o Electronic Arts'ta çalışmak gibiydi. İnternet çıktı. 93'te ilk defa internet kullanmaya başladım ben. ODTÜ'de başlamıştı hatta o dönem. Browser nasıl bağlanıyor, Linux diye bir şey var. Öğrenciliğim sırasında ne zaman yazılımla ilgili konular başladı, ikinci sınıftan başlayarak o zaman ilgim beş kat arttı. Şimdi düşünüyorum da kendimi, o zaman aslında nasıl bir yoldan gideceğim netleşmiş mesela. Şu anda da Cenk en çok sana keyif veren şey nedir desen çok iyi tasarıma sahip bir yazılım sistem dizaynı aslında. İyi kod kalitesi, iyi tasarım kalitesi, insanların mutlu mesut çalıştığı bir sistem, legacy kod probleminin olmadığı. Senin mesela şu an nasıl gidiyor? İkinci sınıftasın daha değil mi? Yavaş yavaş bilgisayar mühendisliğinin o tarafları başladı.

İsa Adahan Ünal:
Kesinlikle, şu anda görmeye başladık. Gerçekten teorik derslerimiz de arttı. Artık zorlanıyoruz ama bu zorlanma eğlenceli bir zorlanma oluyor benim için de. Çünkü ODTÜ'nün dersleri gerçekten çok zor ama içeride çok şey öğretiyor biz o ders anında bıkıyor olsak da gerçekten çok şey öğreniyoruz ve senin dediğin tüm deneyimleri de aslında yavaş yavaş yaşadığımı fark ettim. Şu anda gerçekten dediğin deneyimleri yaşamak ve bunu birinden duymak da beni çok mutlu etti. Peki ODTÜ'deki hangi dersler, projeler ya da kulüp etkinlikleri şu anki rolünüze en çok katkı sağladı?

Cenk Çivici:
Ödevler diyeyim. Ben böyle kulüplerde, etkinliklerde çok var olamadım. Bahar şenliklerine bile ucu ucuna yetiştirdim. Biz de bölümde o anda ödevler yapıyor olurduk. İşin tuhafı bölüm de stadyuma çok yakın olduğu için bütün konseri dinlerdik ama ödevler vesaire bittiği zaman giderdik yine etkinliklere. Yani ben daha çok matematik ve yazılımla ilgili konuları çok sevmiştim. Ama ne zaman yazılımla ilgili bir konu olsa gerçekten böyle kodum iyi görünsün diye kodu commentlerle süslediğimi falan hatırlıyorum. Uzaktan bakınca 20 satırda yapabileceğim bir şeyi 100 satırda süsleme, halı gibi süslemeye çalıştığımı. İşte şimdi değerlendirdiğimde o zamanki o genç Cenk yazılıma, iyi kod yazmaya gerçekten meraklı bir insanmış. Böyle elinden tutan birisi olsa belki danışmanlık yapan biri olsa sen bu yoldan devam et gibi, net kafasındaa yer alabilirdi. Çünkü ODTÜ Bilgisayardan sonra da meslek hayatına atılınca da biraz bocalama yaşıyor insan. Çünkü hayaller ve gerçekler birleşince insan ideal şeyi göremeyebiliyor. İşte Software Engineering dersi alıyorsun, çalışma hayatına atılınca bir hata çıkıyor sabaha karşı dörtte seni çağırıyorlar Cenk bunu düzelt diye. Bu iş böyle yapılmamalı deyip Amerika'ya gitme nedenlerimden birisi de oydu. İşte San Jose'ye gidip orada farklı farklı şirketlerde çalışıp en son yolum  ThoughtWorks'e düşmüştü. Agile'ın Extreme programlamanın ilk konuşulduğu yıllarda, 2003'te o iyi engineer'lar ile çalışma şansı bulmuştum. Özetle şöyle diyeyim, öğrenmem başladı ve ondan sonra da devam etti. ODTÜ bende o ateşi yaktı diyeyim.

İsa Adahan Ünal:
Çok teşekkürler. Dediğiniz şeylerin çoğunu biz de yaşıyoruz şu anda. Özellikle ödevler ve Bahar Şenliği ile ilgili olan kısımları. Hâlâ bölümümüzün yeri aynı olduğu için ödev yaparken artık konser sesi gelmeye başladığında bırakıp gidiyoruz biz Bahar Şenliğine. Aynı zamanda siz de bahsettiniz aslında kulüp etkinliklerine çok katılamadık diye. Bu sene bilgisayar mühendisliğinde biz de kulüp etkinliklerinin az olduğunu fark edip biraz ondan dolayı yeni topluluk kurmaya karar verdik. Ondan dolayı aslında bizim topluluğumuz, ODTÜ ACM'in kuruluşu ondan dolayı oluştu aslında.

Cenk Çivici:
Keşke bizim zamanımızda da olsaydı, bizim için etkinlik ödevleri yaparken geceyi sabahlamalardı hep birlikte bütün ekip olarak. Hatta o kadar yorgun olurduk ki bazen şöyle olurdu. O zaman bilgisayarların kasaları vardı. Şimdi oyun bilgisayarların kasaları var sadece. Bir gün ödevimi bitirmişim, e-mail'i yolladım. Ondan sonra bilgisayarımı kapatayım dedim. Ben de solak bir insanım. Bilgisayarımı kapattım zannettim. Yandaki arkadaşımın bilgisayarını kapatmışım. O anda orada yandaki kasanın düğmesine basıp...

İsa Adahan Ünal:
Çok eğlenceli zamanlar kesinlikle. Ben diğer soruma geçeyim. Günümüzde de aslında değişen bir dünya düzeni bulunuyor yapay zeka ile birlikte. Siz de az önce bahsettiniz, sizin ODTÜ'ye girdiğiniz zamanlarda aslında Türkiye'ye ilk internetin geldiği veya bunun ODTÜ'den sağlandığı zamanlara denk geliyor. Bu değişimi yaşarken siz neler hissettiniz? Bunu yaşarken yaşadığınız deneyimler nelerdi? Onu sormak isterim.

Cenk Çivici:
Önce bir merak uyandırdı. İnternet diye bir şey gelmiş. Sadece bölümde belli arkadaşlar bu internet bağlantısını yapabiliyordu. Onlardan yardım istedik, internete bağlandık. İnternete bağlandıktan sonra bir sene sonra HTML diye bir şeyle ödevler yaptırmaya başladı hocalarımız bize. Çok basit şeyler, yanıp sönen şeyler. Ondan sonra benim kafamda "Bu iş nereye gider? Nasıl evrilir?" yoktu. Mesela geçmişi değerlendirdiğim zaman Cenk bunu yapsan iyi olur diye düşündüğüm şeylerden biri, siz gençlere de bir tavsiyem sadece mesleki konular, derslerle ilgili konular değil de dünyada da genel olarak büyük resimde ne gibi değişimler oluyor? Çünkü bu konulara erken uyananlar çok daha farklı bir bilinçle hareket ediyor. Ben de bu algıya sahip olmayı çok isterdim. Ben de teknoloji, yazılım, AI bunun adına ne derseniz deyin teknolojik iyileşmeler, büyük atılımlar dışında bunların gerçek hayata etkileri neler olacak diye üstünde düşünebilmeyi çok isterdim mesela o yıllarda o bilince sahip olmayı. Eğer bu bilince sahip olsam belki çok daha farklı bir yol çizebilirdim kendime. Çünkü şu an baktığımda businessi en iyi bilen insanlar aslında teknolojiye bunu en iyi aksettiren insanlar oluyor. Ben mesela Trendyol'un businessine e-commerce'u bilmiyor olsam yaptığım iş sadece mühendislik bacağında kalır. Onun da limitli bir etkisi olabilir. Ama iki tarafta da olduğun zaman katkın daha artabiliyor. O yıllardan bu yıllara her şey böyle gelişerek de devam etti. İnternet çıktı. Ondan sonra yazılım dünyasına yeni yaklaşımlar gelmeye başladı. Agile yaklaşımlar gibi şeyler türedi. Mesela o zamanlar çok daha klasik yöntemlerle projeler geliştiriliyordu. Projelerin de başarı yüzdeleri çok düşüktü. Daha sonra dediğim gibi teknolojik iyileşmeler, atılımlar da arttı. Mobil dünya hayatımıza girdi. iPhone, ondan sonra App Store derken Cloud teknoloji geldi. Bunların hepsi aslında bizim gerçek dünyaya etkilerimizi arttırarak devam etti. Mesela şu an AI konularında da 2013'te yazılmış, yapılmış şeyler ancak ChatGPT gibi bir ürün çıktığı zaman insanların hayatında büyük etki yaratmaya başladı. İnsanlara da vay dedirtti. Ama bu işin içinde olanlar baktığı zaman sadece teknoloji bacağına bakanlar 2010'lardan beri bunun geldiğini görebiliyorlardı. Buna erken uyanan ama OpenAI'ın CEO'su Sam Altman mesela en büyük farkının o olduğunu düşünüyorum, iyi bir product geliştirdi. Bu research'ü de teknolojiyi de aslında başkaları yapmıştı ama product'ı, vizyonu ne gibi etkisi olabileceği, o farklı bakış açısı onda vardı. Ben de o bakış açısına sahip olmayı çok öneririm mesela genç senin gibi arkadaşlarımıza.

İsa Adahan Ünal:
Bu bakış açısını aslında sizden duymak beni de çok mutlu etti ki herkesi mutlu ettiğini düşünüyorum. Çünkü, böyle bir şeyin olduğunu görmek ona doğru yönelmeyi size sağlayacaktır. Diğer soruma geçeyim ben. Eğer üniversite yıllarınıza geri dönüp bugünkü bilginiz ve deneyiminizle bir proje başlatacak olsaydınız bu nasıl bir şey olurdu sizce ve neden böyle bir şey yapmak isterdiniz aslında?

Cenk Çivici:
Diyorum ya o zaman internetin yeni yeni başladığı yıllar olduğu için ben de bu konularda neler yapılabilir deyip aslında kendimce bir vizyon, o business tarafındaki dünyayla ilgili farklı bir vizyonum olsa belki çok daha farklı ilerleyebilirdim. Benim yaptığım şeyler genelde yine teknik açıdan iyi şeyler oldu mesleğim ilk yıllarında ama mesela e-commerce dünyasıyla tanıştıktan sonra, yıl 2012 gibi sanırım, n11 projesini yaptık çok iyi bir ekiple. Benim ondan sonra Dolap.com tecrübem oldu. O benim ilk uçtan uca sıfırdan bir iş kurma, bir start-up; yatırımıyla, ekibiyle, sıfırdan bir mobil uygulamasıyla, bütün süreçleri pazarlama faaliyetleriyle sıfırdan bir iş tecrübesi yaşadığım işti. Bütün mesleki deneyimimde her şeyi verdiğim bir işti. Daha sonra da Trendyol çatısına girdikten sonra da Trendyol'da devam ettim. Bütün bunlara baktığım zaman aslında iş tecrübelerimde teknolojinin dışında birçok şey öğrendim. O yüzden bir tavsiyem şöyle olur, yeni mezun bir insan bir işe girecekken bu rolde çalışırken "Ben neyi amaçlıyorum? Ben bu şirkette bu rolde çalışarak kendime ne şekilde yatırım yapıyorum Bu beni bir sonraki adıma hazırlıyor mu? Ben burada ne gibi kendi adıma faydaları elde edeceğim?" Ben bu mantıkta olmayı daha çok isterdim mesela ilk yıllarımda. ThoughtWorks'te çalışırken, o zamanlar küçük bir şirketti. Benim ThoughtWorks'e girmeyi istememin ana nedeni oradaki mühendislerin çok kaliteli olduğuna inanmam ve o ekipte en gelişmeye açık, kendini geliştirmesi gereken insan olacağım için daha büyük katkıda bulunacağımı düşündüğüm için gerçekten maaştan vesaireden de fedakarlık edip o zamanki maaşımın altında bir teklifi kabul edip oraya geçmiştim mesela. Şimdi baktığım zaman gerçekten mühendislik kültürünü en iyi öğrendiğim şirketmiş diyorum. O yıllarda, 2006'dan bahsediyorum. Hani şu an 2015'te 20'de konuşulan Agile konuların daha küçük ekiplerde ilk konuşulmaya başladığı zaman, test room development'ın, code craftsmanship'in birçok konuların daha ilk temellerinin atıldığı, bunla ilgili kitaplar yazan insanların toplandığı şeyler var. Her adımda bir sonraki adıma ne katkısı olur, bana ne katkısı olur. Çünkü, ben şeyi genelde ayırıyorum. Bir insanın mesleği var, bir de rolü var, yaptığı iş var. İşle meslek aslında aynı şeyler değil. İş sizin hayatınızı idame ettirmek için yaptığınız şey ama bir de mesleki taraf var. İş, mesleğinize katkıda bulunduğu zaman ve mesleğinizi seviyorsanız zaten o işte çok çok mutlu oluyorsunuz. Motivasyonunuz çok artıyor. Ben de bu ayrımı ilk yıllarımda yapabilmeyi çok isterdim. Yani Cenk bir işin var, bir de mesleğin. Mesela hep şimdi şunu düşünüyorum. Bir yerde çalışırken bile akşam eve geldiğimde yine mesleki konularda sürekli bir şeyler okurdum. Ya o ayrımı kafada yapıyormuşum ama böyle bir bilince sahip değilmişim diyorum. Şimdi gençlere şunu diyebiliyorum; iş başka bir şey, meslek başka bir şey. Meslek senin işte ODTÜ Bilgisyardan mezun olduktan sonra şu an aldığın formasyon. Bundan sonraki yıllarda da kendine sürekli yatırım yapacağın bir şey. Profession'un senin. Ama bir de job denen bir şey var, bu da iş.

İsa Adahan Ünal:
Kesinlikle çok özel deneyimler aslında paylaştığınız deneyimler. Özellikle paylaştığınız şirketler hepsi de şu anda çok büyük şirketler. Üniversite hayatınızla ilgili aslında son merak ettiğim şey hem kendimin tavsiye almak için hem de diğer arkadaşlarımın da tavsiye alabilmesi için. Aslında birkaç şeyden bahsettik ama bunlara ekleyeceğiniz bir şey var mı diye sormak isterim. Üniversiteden mezun olmadan önce bilseydim iyi olurdu dediğiniz bir şey var mı acaba? Üniversite yaşantınızda şu anki aklım olsa bunu değiştirirdim diyeceğiniz.

Cenk Çivici:
Şu anki aklım olsa dediğim gibi geçmiş yıllara gittiğimde Cenk şunu yap bunu yap diyeceğim çok konu olurdu. Biraz önce anlattığım konularla ilgili özellikle mesleki seçimler. Mesela yeni bir konu çıktığı zaman bir insan, bir yazılım mühendisi diyeyim ya da bir bilgisayar mühendisi yapacağı yatırımları aynı finansal yatırımcılar gibi diyeyim, seçerek değerlendirerek ilerlemeli. Yani ben bu teknolojiyi öğrenmeli miyim? Bunun gerçekten geleceğin dünyasında yeri olacak mı? Örneğin iPhone çıktığı zaman bazı insanlar bu gerçekten büyük bir paradigma değişikliği, insanların hayatı değişiyor deyip bu konuya erken uyananlar oldu ve belki bazıları şirketler kurdu, kendilerine yatırım yaptı, bu konuda belki aranılan insanlar hâline geldi, mesleki olarak buna yatırım yaptılar, belki işlerinde de start-uplar kurdular, başka şeyler yaptılar. Yani bir finansal yatırımcı durumu yönetmemiz gerekiyor. Neye yatırım yapmamız gerekir? Çünkü zaman en değerli şey. İnsanın zamanını doğru şeylere yatırım yaparak öğreneceği şeyleri seçmesi, kullanacağı tool'ları, araçları seçmesi. Şu an herkes mesela AI, işte LLM'ler, Agent'lar, robotik otomasyonları konuşuyor. Ve gerçekten net değil mi hepimizin kafasını bunun dünyayı değiştireceği? Ama eminim yüz binlerce, milyonlarca teknik insan arasında şu an bu konuya gerçekten çok çok erken uyananlar vardır. Kimisi de böyle mesleki açıdan o değerlendirmeyi net yapmadığı için belki çok fazla çekinceli yaklaşıyor da olabilir. Benim için bu değerlendirmeyi yapabilmek, gerçek dünyayla arasındaki ilişkiyi kurabilmek falan çok faydalı olurdu. Ben keşke bu mantıkla düşünebilseymişim diyorum o zamanlar.

İsa Adahan Ünal:
Çok teşekkürler. Kesinlikle çok faydalı şeyler ve zaman yönteminin önemi de çok önemli kesinlikle. Peki diğer bir konumuza geçelim aslında. Siz Trendyol'da çalıştığınız için şirketinizle ilgili de yaşadığınız deneyimleri ve bizim faydalanacağımız şeyleri sormak isterim. Trendyol'da yeni işe başlayan birinin bir bilgisayar mühendisliği olarak hangi teknik becerilere sahip olması gerekiyor? Hem işe alınması için hem de orada çalışabilmesi ve devam edebilmesi için.

Cenk Çivici:
Ben Trendyol'da niye çalışıyorum diye başlayayım. Trendyol'un bana bir teknik insan olarak, bir mühendis olarak sunduğu en büyük zorluk büyüme zorluklarıydı. Çok hızlı büyüyen bir şirket düşünün ve bu şirket son kullanıcıya, bu alıcıları olsun, satıcıları olsun, kargocuları olsun, kuryeleri olsun. Yüz binlerce insana, milyonlarca insana dokunuyor şu an. Bu hem Türkiye'de hem de yurt dışındaki müşterilerimiz açısından da düşününce. yaptığımız işin değerinin ne kadar olduğu, bir mühendisin bir şirket için ne kadar değerli olduğunun bir göstergesi bu. O yaptığınız iş hatalı ise ne kadar süre sonra bir telefon alırsınız, alarmlar, ziller çalar. Bu aynı zamanda benim için şunu da gösteriyor, bu işin kaliteli yapılması, doğru yapılması, doğru organizasyonla yetkin insanlarla yapılması, ekibin iyi olması, ekip kültürünün iyi olması, bu ekiplere iyi şartlar sağlanması... Bu teknoloji çok kritikse bir şirket için, o teknoloji ekibi de kritik oluyor ve şirketler de teknoloji şirketi haline geliyor aslında bu sayede. Çünkü teknoloji şirketi olmadan, teknoloji ekibini güçlendirmeden bu rekabette, bu dünyada yaptığımız işte ileriye gitmek imkansız. Benim de ilk önerim yeni mezun arkadaşlara şöyle olur, ne kadar kritik olduğuna bakın derim. İkinci konu da e-commerce ile teknoloji birebir aynı demek aslında. Teknoloji ekibindeyiz mesela Trendyol'da ama yaptığımız işin sonucu e-commerce sadece ve her şeyi bu büyük ölçekte, ikinci konu da o. Bu büyük ölçek ve sürekli ölçeğin artması mühendislik açısından sürekli her sene yeni yeni zorluklar, yeni mühendislik açılımları gerektiriyor bizim için. Yaptığımız işi daha iyisini nasıl yaparız? Statik olmak kadar kötü bir şey yok. Bir şirketin bir sonraki sene aynı kârlılıkta, aynı şekilde devam etmesi aslında teknoloji açısından baktığınızda hani durgun sular
gibi ama dalgalı denizler, tsunamiler... Mesela tsunami bizim için ne demek derseniz, Black Friday, 11.11 eventleri Trendyol için gerçekten tsunami. Saniyeler içinde milyonlarca insanın gelmesi gibisi yok o stres anları için. O tsunamileri yaşamak gibisi yok. Hatta bizim Slack grubunda tsunami resimleri paylaştığımız zamanlar da olur. Dalganın sahillerimize vurmasına iki saat kaldı diye. O yüzden şöyle diyebilirim, bu mühendislik zorlukları da insanı pişiriyor, geliştiriyor, mecbur bırakıyor. O yüzden iş seçimlerinde en önemli konulardan bir tanesi de bu zorluklar ve zorlukların katlanarak devam etmesi diyebilirim. Google'lar, Amazon'lar, bu şirketler ölçekleri artmasaydı bugün teknolojik anlamda bu noktada olmazlardı. Cloud teknolojileri olamazdı mesela. Amazon kendi problemlerinden yola çıkıp AWS'i geliştirmek zorunda kalıyor örneğin. Trendyol'da bir kariyer patikası dendiği zaman dört tane ana şey akla geliyor. Yeni mezun arkadaşlardan beklentimiz kısa sürede öğrenmeleri aslında. Bunun adına Junior Engineer diyelim. Junior Engineer'lardan beklenti hızlı adaptasyon, kültür ve teknik yetkinlikler anlamında öğrenme. O yüzden öğrenme kabiliyetine ve kültürel olarak uyumluluğuna bakıyoruz. Gidip de bir teknolojide yıllardır kaliteli iş yapma gibi bir beklentimiz olamıyor, olmaz zaten yeni mezun arkadaşlarımızdan. En önemli konu burada öğrenme hırsı, öğrenme kabiliyeti ve bunu da CV'sine bakarak değil de sohbet ederek, konuşarak, mesela GitHub'da birçok proje yapmış olması bizim için çok iyi sinyallerden bir tanesi oluyor. Çünkü öğrenmek demek, uygulamak demek bizim için. Birçok kitap okumuş olması, birçok konu hakkında fikre sahip olması değil de öğrenmesi, bunun da üstüne paylaşması diyebilirim. Mesela senin gibi etkinliklerde yer alıp bunu paylaşmaya çalışıyor olması da bir etkinlikte sunumlar yapıyor olması da çok pozitif sinyaller oluyor bizim için. Junior Engineer'dan beklentimiz bu diyebilirim. Mid-level arkadaşlarımız için uygulama, mesleğinde pişmesi beklentimiz oluyor. Bir sonraki adım için de senior arkadaşlar için de uygularken liderlik etmesi, mentorluk etmesi. Lead level arkadaşlardan da büyük bir domainide, örneğin Trendyol'un payment domaini diyelim. O konudaki projelerde diğer ekiplerle çalışırken liderlik etmesi, arkadaşlarını yetiştirmesi, sistem dizaynlar, mimariler çizmesi gibi beklentiler oluyor. Ama bu seviyenin hepsindeki beklenti ortak: öğrenmek, paylaşmak. Bu mindset'i hep arıyoruz diyeyim. Seviye farksız, öğrenmek, paylaşmak ve ekipçe çalışmak. En önemli konulardan bir tanesi de o. Yani hep şöyle denir, yazılımcılar teknik insanlar bir köşeye çekilirler, bilgisayarlarını açarlar, gece gündüz çalışırlar, kodlar yazarlar. Hiç öyle değil. Aslında teknoloji çok sosyal bir aktivite, bir ekip çalışması. Farklı farklı rollerde de çok insan var. Product Manager var, testçiniz var, business insanları var, müşteriler var. Ekibine ne kadar katkısı oluyorsa o kadar değerli aslında o insan da. Tek başına gidip de sürekli üç sayı basket atması değil de ekibine iyi paslar çıkarması değerli. Çünkü her ekip Trendyol'da mesela 200'e yakın product ekibi var, biz çok kısaca bahsedeyim çok büyük bir iş yapıyoruz. Trendyol'daki bütün şeyleri düşünün. Buzdağının görünmeyen birçok kısmı var. Depolar var, kuryeler, işte Trendyol Express altyapıları, Trendyol'un payment'ı, order management'ı yani aklınıza gelen sayısız teknoloji Trendyol'da geliştiriliyor. Dışarıdan aldığımız hazır bir yazılım, bir altyapı yok. Şimdiye kadar da bunun da en büyük nedeni Trendyol hıza büyürken bağımlılıklar, core domainiler ana iş akışlarımızda bugün bize bir katkı yaratsa bile yarın bir buttondaki bir probleme dönüşme riski artıyor. Çünkü çok hızlı büyüyor, çok hızlı şekilleniyor işimiz. O yüzden teknolojiye yatırım yapıp bu işi biz yapalım kafasındayız çoğu zaman. Yani Trendyol payment diye bir iş, bir kaygı varsa Trendyol payment ekip oluyor. Ve Trendyol order ekibi, Trendyol müşteri hizmetleri ekipleri gibi her biri müşterinin farklı farklı adımlarına odaklanıyor. Buna domain-driven design diyoruz. Mikro servislerimizle, altyapımızla, mimarimizle, organizasyonumuzla birebir aynı tutmaya çalışıyoruz. Ekiplerin arasındaki iletişimler de mikro servisler arasındaki iletişimler gibi daha yapısal açıdan temiz oluyor. İletişim kolaylaşıyor. İyi bir yazılı mimarisi eşittir, iyi bir organizasyon. Organizasyonu değiştiriyorsanız mimari de değişir. Mimari değişiyorsa organizasyon da değişir. Teknik konular, non-teknik konulardan kopuk değildir. Bu benim yıllar içinde öğrendiğim, deneyimlediğim bir şeydi. Trendyol'da da rotasyonlarla zaten farklı farklı start-uplarda birçok ekip arkadaşımız yeni bir yere gitmiş gibi. Payment'ten örnek vereyim. Üç senedir Payment'ta çalışıyorum, artık sıkılmaya başladım. Biraz girip Search'te çalışsam mı deyip rotasyonla mesleğine yatırıma devam edebiliyor. Bu büyüklüğün de bir avantajı. 200'e yakın ekip olunca 200 farklı mesleki seçenek ortaya çıkıyor mesela. Roller arasında da rotasyon yaptığımız zamanlar olabiliyor. Yazılımcı bir arkadaşımız artık ben biraz da security konusunda öğreneyim deyip security ekibine geçebiliyor, cyber security ekiplerimize. Bana da en büyük motivasyon kaynağı bu. Ekibimizin sürekli mesleki gelişimini sağlayabildiğimiz bir ortam yaratabilmek. Bunu yaparken de Trendyol'un da başarısını sağlamak aslında iş açısından.

İsa Adahan Ünal:
Kesinlikle. Çok teşekkürler cevabınız için. Aslında hem benim sorduğum soruya da cevap oldu hem de sizin Trendyol'daki deneyimlerinizi duymak benim de bakış açımı değiştirdi. Eminim dinleyicilerin de bakış açısını çok değiştirmiştir hem içerideki yönetim hem Trendyol'un içinde aslında ne gibi zorluklar olduğunu da sizden duymuş olduk.

Cenk Çivici:
Zorluk bizi gelişmeye iten itici güç. Tabii bu zorluk yönetilemez biçimde de olmamalı. Zaman zaman bu da olabiliyor. Benim daha çok sürekli gelişme, sürekli işin büyümesi... Trendyol hızla büyüyor diyelim ki ve altyapı çok genişliyor. Ondan sonra bakıyorsunuz bir problem, bir konu bütün ekiplerin bağımlılığını onların iş akışında zaman kayıplarına yol açan bir nokta hâline geliyor. Siz de teknik açıdan oraya dokunup orada bir iyileşme yaptığınız zaman bir bakıyorsunuz ekibin performansı, deneyimi kendini en başta motivasyonda gösteriyor zaten. Dediğim gibi teknik bir iyileşme bir ekibin motivasyonunu çok pozitif etkileyebilir. Mesela Trendyol'da Developer Experience diye bir ekibimiz var. Müşterisi içerideki yazılım ekiplerimiz. Onlara platformlar, araçlar sağlayarak o ekiplerin deneyimini, performansını arttırmaya çalışıyorlar. Bir büyük olmanın avantajı da bu diyebilirim. Bu konulara yatırım yapabilen bir ekibiz. Developer Experience gibi konulara, içeride gerçekten dışarıdan satın almak yerine geliştirdiğimiz çok çok iyi tool'lar var.

İsa Adahan Ünal:
Çok yardımcı oldu özellikle büyüme kısmını anlatmanız. Benim sonraki sorum, aslında sondan bir önceki sorum şu şekilde: Günümüzde yapay zeka ile dünyanın değiştiğini siz de söylediniz zaten. Peki buna uyum sağlamak için Trendyol hangi yolları izliyor ve aslında bu yenilikleri yakalamak için sizin ekstra Trendyol dışında kişilere tavsiyeleriniz neler olurdu?

Cenk Çivici:
Yine aynı pencereden bakalım. Bir mesleki kısmı. Herkesin bence şu an gece gündüz aklının fikrinin burada olmasında fayda var diye düşünüyorum. Çünkü bu tür paradigma değişiklikleri bir işi yaparken yapma şeklimiz, düşünce şeklimiz hayatın içinde böyle çok sık değişmiyor ama AI böyle bir değişimi getirdi mesela. Şu an hepimizin önünde ve bir kez böyle bir değişim başladıktan sonra çok hızlı artarak 3x, 5x, 10x diye hayatımızı etkileyerek devam ediyor bu değişimin hızı. Bu 2021'de, 22'deydi sanırım Chat GPT'nin çıkmasıyla başladı o zamanlar şu nedir, bu nedir diye sorular sorabiliyorduk. Derken agent'lar konuşulmaya başlandı bir iki sene öncesinde. Bir anda baktık open source bir sürü teknoloji çıkmış bunları yapan. Sonra mantar gibi çoğaldı LLM'ler. Değil mi? Herkes birbirleriyle yarışmaya başladı ve milyarlarca dolar da yatırım yapılıyor her yıl bu konulara. Yani bunun kalıcı olduğu, hayatımızı etkileyeceği kesin. Aynı internetin çıkışı gibi diyelim. Konuşmamızın başında keşke ben de uyansaydım diyorum ya, o yıllarda bu tür hayatımızı nasıl etkileyecek, iş dünyasını nasıl etkileyecek, burada bir şey yapılır mı? AI da böyle bir şey bence şu an. Biz de bu konuya bu seneki en büyük projelerimizden bir tanesi gözüyle bakıyoruz. Birçok proje yapıyoruz Trendyol'da.
Burada ister AI olur, aslında buna bir araç olarak bakıyoruz yine, bunu kullanarak etkiyi ve deneyimi iyileştirmeye çalışıyoruz. Ana çıkış noktamız bu şu an. Mesela geçen Karpathy'nin bir sunumunu paylaşmıştım, Open AI’ın kurucularından birinin. Software 3.0 nasıl olacak? 1.0, 2.0, 3.0 diye bu evrim süreci devam ederken 3.0 dünyası nasıl olacak? Bu dünyada nasıl roller gerekecek gibi konulara kafa yormak daha mantıklı. AI beş sene sonra yazılımcıları öldürecek falan gibi değil de, ölmeyecek çünkü. Sadece başka bir şeye evrilecek. O evrildiği dünya nasıl olacak, o dünyada bize nasıl bir yer olacak bunları düşünmek ve tartmak çok daha mantıklı. Biz de Trendyol’da bu açıdan ilerliyoruz. En büyük yaptığımız şey de mevcut yaptığımız işleri tekrar bir değerlendirip "Biz bunu şu anki teknolojilerle, AI’ın verdiği teknolojilerle daha iyi hale nasıl getirebiliriz?" diyoruz. En basiti mesela Cursor diye bir tool kullanıyoruz. Eskiden code completion varken şimdi promptlarla yazmak istediğimiz kodu kullanmaya başlıyoruz mesela. Ama bunun etkilerini de ekibin belli metriklerinde ölçmeye çalışıyoruz. Daha fazla deployment yapabilir hale geldik mi, daha az incident yaşanıyor mu, kod kalitemiz nasıl etkilendi şeklinde. Buna böyle bir hype gibi "hadi herkes yapıyor biz de yapalım" gibi değil de ölçerek tartarak ilerlemeye çalışıyoruz. Müşteriyle ilgili konu da aynı şekilde, biz agent'ları ne gibi konularda kullanabiliriz? Voice agent'lar müşteri hizmetlerinde bize bir katkıda bulunabilir mi, müşterimiz beğenir mi, sever mi, onların deneyimi iyileşir mi ya da onlarca farklı ülkede hizmet vermeye başladı. Ürün detaylarını çok hızlı şekilde kaliteli biçimde nasıl farklı dillere çevirebiliriz gibi yine AI teknolojilerini kullanıyoruz buralarda. Her domainde, her konuda giderek artan biçimde Trendyol'da LLM'ler kullanılıyor ve agent'lara yavaş yavaş geçiyoruz, ölçerek tartarak. Benim de tavsiyem, bu gerçek bir değişim ve hepimizin öğrenmesi gerekiyor. Bugün yeni mezun olan bir bilgisayar mühendisinin LLM'ler nasıl çalışır, nasıl train olur, inference nasıl gerçekleşiyor, token dediğin nedir, emdbedding vector'ler nelerdir, semantic search nasıl gelişir dendiği zaman AI dünyası bunları gerektirdiği için öğrenmesi gerekiyor diyebilirim. Özellikle de sadece software engineering değil de data engineering, Data Ops, MLOps gibi konular önümüzdeki dönemlerde daha da artacak. Çoğu şirkette çoğu organizasyonda çok büyük data var ama o datayı anlamlandırmak için önce başka bir şeye çevirmek gerekiyor. Onu çevirdikten sonra bir modele vermek gerekiyor feature'lar şeklinde ve daha sonra bunun bir data science'ta bir modele çevrilmesi ve iş etkisi yaratması gerekiyor. Bütün bu süreçte çok fazla mühendislik işi var, benim gördüğüm kadarıyla da bir eksiklik burada bu işleri yapabilecek yetkinlikte insanlar tüm dünyada az, Türkiye’de de az. O yüzden biraz önce dediğim bilgi yatırımı açısından baktığınızda, mesleki açıdan yeni mezun arkadaşlara bu konularda yatırım yapmalarını tavsiye edebilirim. Herkesin bildiği çok yaygın teknolojiler değil de Data Ops, MLOps gibi platformlarla ilgili konular çok daha mantıklı geliyor bana şu an.

İsa Adahan Ünal:
Kesinlikle. Çok teşekkürler çok güzel bir bakış açısı oldu aslında bu yeni teknolojiler için de. Benim son sorum, sizin Trendyol‘da çalışmaktan mutluluk duyduğunuz şeyleri üç kelimeyle anlatacak olsanız direkt aklınıza gelen üç kelime ne olurdu?

Cenk Çivici:
Birincisi ekip. Hemen, hiç düşünmeden bile aklıma geldi. Bunca yıl Trendyol büyük başarılar elde etti, ben Trendyol’da neredeyse dokuz yılı doldurdum. Şirket o dönem boyunca çok hızlı büyüdü, çok büyük başarılara imza attı. Bu işi başaran ekipti, daha da büyük başarıla imza atacağız. Her şey ekiple oluyor en başta. Bütün bu işler hep motive, yetkin, birbirine çok destek olan, doğru kültürde bir ekip oluştuğu zaman zorluğun üstesinden geliniyor. O yüzden hep derim, en büyük motivasyon kaynağım iyi bir ekip görüyor olmam. Yeni mezun bir arkadaşımıza en çok sorduğum sorulardan biridir, altı ay öncesine baktığın zaman kendini çok geliştirdiğini hissediyor musun? "Evet ya Cenk, gerçekten iyi ki gelmişim, burada çok şey öğrendim." dediği an dünyalar benim oluyor. İkincisi yaşadığımız teknolojik zorluklardan sürekli öğrenmiş olmak diyebilirim. Trendyol’un mesleki anlamda da sürekli katkıda bulunuyor olması, bizi daha iyi hale getiriyor olması, daha iyi mühendisler haline getiriyor olması, bazen zorlayarak. Siz Trendyol'da bir platformda bir şeyi mühendislik açısından bir vidayı çok sıkmadan production ortamına atsanız ölçek yüzünden bir Black Friday’de bir 11.11’de o sistem patlayabilir, o vida yerinden çıkabilir teknik anlamda. O da işimizi yerinde yapmamızı zorunda tutuyor mesela. Üçüncüsü de yenilikler aslında. Biraz önce dediğim gibi işimizi daha iyi yapmanın sürekli yollarını araştırıyor olmak. O da işte bugün AI olur, LLM’ler, agent’lar... Agent'lardan konuşulmaya başlandığı zaman ya da AI, kodlama ile support'tan, dünya ile çoğu şirketten çok daha hızlı adapte olduk. Şu an bütün ekibimiz Cursor gibi yolları kullanıyor. Başka toolları da inceliyor. LLM’leri hobi olarak sürekli train eden arkadaşlarımız var. Ben şu iş için bir fine tuning yaptım gibi. Sürekli akıllarda fikirler dolaşıyor. Herkes bir sonraki adım ne olur gibi bir sorgulamada. O yüzden de bütün ekipten şunu görüyoruz, dışarıdan bir yazılım almadan biz de bunu yaparız hemen bi MAP kıvamında bir şey yapıp çıkma şeklinde. O start-up çevikliği diyeyim, bir fikir. Tamam yapalım dendikten sonra Trendyol’da çok hızlı execution’a dönebiliyor. Her konuda bu, sadece teknik anlamda da değil. Karar alma süreçlerinde haftalar, aylar, yıllar geçmiyor. Yani enerjiyi en çabuk öldüren şeylerden birisi karar alma sürecinin çok yavaş olması. Ne oldu bu iş, bakılıyor, yöneticiler değerlendiriyor gibi şeyler mesela. kısaca bunu diyebilirim. Ekip, teknoloji, ölçek ve yenilik.

İsa Adahan Ünal:
Çok teşekkürler cevaplarınız için. Benim sorularım bu kadardı. Bence çok keyifli bir konuşma ve podcast oldu. Ben çok mutlu oldum ve çok şey de öğrendim aslında. Hem kendi hayatımda hem üniversite hayatımda hem üniversiteden mezun olduğumda uygulayacağım. Geldiğin için çok teşekkürler Cenk. Çok keyifli bir sohbetti.

Cenk Çivici:
Benim için de öyle oldu. Teşekkür ederim. LinkedIn’den bana herkes yazabilir, mümkün olduğu kadar cevap vermeye çalışıyorum. Ankara’ya gelirsem mutlaka bölüme de uğrarım.

İsa Adahan Ünal:
Geldiğinizde görüşmek çok isterim ben de sizinle. tekrardan teşekkürler, sözü Gediz’e bırakıyorum ben o zaman kapanışı yapması için.

Gediz Deren Öktem Ertürk:
Burada araya girmek isterim. ODTÜ Bilgisayar’dan Trendyol’a uzanan bu yolculuktaki anılarını, tecrübelerini ve tavsiyelerini paylaştığın için öncelikle Cenk sana çok teşekkür ederiz. 

Cenk Çivici:
Ben de çok teşekkür ederim tekrar.

Gediz Deren Öktem Ertürk:
Eminim ki Adahan’ın da söylediği gibi yolun başındaki pek çok dinleyiciye ışık olmuştur bu konuşmalar. Adahan sana da soruların ve harika moderatörlüğün için teşekkür ederim. Reconnect’te bizlere kulak veren, şu anda bizleri dinleyen herkese de ayrıca gönülden teşekkürler. Yeni bir bölümde tekrar buluşana dek hoşçakalın. Kendinize iyi bakın.