Bölüm Hakkında
Konuklar:
-Koray Yangal: Softtech İnovasyon Direktörü
-Selenay Akbaba: Ege Üniversitesi, Bilgisayar Mühendisliği 3. Sınıf Öğrencisi
Reconnect’te, şirketlerin teknoloji ekiplerinden bir yönetici ile kendisinin mezun olduğu üniversitede eğitim hayatına devam eden bir öğrenci buluşuyor!
Beşinci bölümde Softtech bizlerle!
Bölüm Metni
Gediz Deren Öktem Ertürk:
Selamlar herkese. Coderspace'den Gediz ben. Reconnect Podcast serimizin 5. bölümünde Softtech ile birlikteyiz. Softtech İnovasyon Direktörü Koray Yangal ve Ege Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği 3. sınıf öğrencisi Selenay Akbaba bizimle birlikte olacak. Az sonra mikrofonu Selenay'a bırakacağım fakat öncesinde bir onları selamlamak isterim. Selamlar Selenay nasılsın?
Selenay Akbaba:
İyiyim teşekkür ederim. Siz nasılsınız?
Gediz Deren Öktem Ertürk:
Koray Bey siz nasılsınız?
Koray Yangal:
Çok teşekkürler.
Gediz Deren Öktem Ertürk:
İkinize de katılımınız için şimdiden teşekkür ederim. Ben sözü daha fazla uzatmadan Ege Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği 2010 mezunu Koray Bey ve hâli hazırda aynı okul ve bölümde öğrenci olan Selenay'a mikrofonu bırakıyorum. Selenay söz sende, bölümün sonunda tekrar yanınıza geleceğim.
Selenay Akbaba:
Merhabalar, Gediz Hanım bahsetti ama ben de kendimi tanıtayım. Ben Selenay Akbaba, Ege Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği 3. sınıf öğrencisiyim. Reconnect Podcast'inin bu bölümdeki moderatörlüğünü ben yapıyor olacağım. Bu bölümdeki konuğumuz Koray Yangal. Merhaba Koray Bey, hoş geldiniz.
Koray Yangal:
Merhabalar Selenay, hoş buldum.
Selenay Akbaba:
Öncelikle sizi tanıyalım isterseniz. Kariyerinizi de içine alarak yolculuğunuzdan bahsedebilir misiniz?
Koray Yangal:
Evet. Keyifle, dediğiniz gibi ben 2010 yılında Ege Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliğinden mezun oldum. Bunu başkasından duymak ne kadar zaman geçtiğini de bir kere daha fark etmeme neden oluyor aslında onun üzerinden. Ben aslında doğma büyüme İzmirliyim ve üniversiteyi İzmir'de okumak istedim açıkçası. Birçok İzmir sevdalısının İzmir'den kopamaması gibi benzer bir durum bende de vardı. Üniversiteyi de tekrar orada okudum. Ege Üniversitesi'nin Bilgisayar Mühendisliğinin son yılında da Erasmus'ta yurt dışına Almanya'ya gittim. Oradaki eğitim ve öğretim sırasında da staj için İşbank GmbH'e başvurmuştum. Kabul aldım. Bir aylık bir staj programı vardı. O bir aylık staj programı benim burada bir problem bulmam ve bu problemi çözmek istemem üzerine 3 ay uzadı. Hatta bu benim bir yandan da bitirme tezim oldu. Üç ay olunca benim oradaki tüm hayatım, kariyerimi aslında bu staj dönemi değiştirdi. Çünkü ben normalde üniversite sonrasında Almanya'da yüksek lisasta eğitim kariyerime devam etmek istiyordum. Ama burada somut çıktılar alabileceğim bir işletme görünce ve çok daha hızlı öğrenebileceğim bir yetenek, yetkinlik seti görünce bir anda fikirlerim değişti. O yüzden Türkiye'de İş Bankası işe alım programı vardı o zaman. Ona başvurdum. Softtech de İş Bankası'nın iştiraklerinden bir tanesi ve böylelikle Softtech'te İş Bankası'yla yolum kesişti. 2010 yılının Ekim ayında sermaye piyasalarında bir developer olarak, yazılım geliştirici olarak başladım işe. On yıl boyunca farklı ekiplerde farklı görevlerle çalıştım. Yani yazılım geliştiriciye başlayan süreç bir süre sonra Teknik Lead'liğe bir süre sonra ekip liderliğine doğru evrimleşti. Geçen seneden beri de Softtech'te inovasyon direktörlüğü görevini yürütüyorum.
Selenay Akbaba:
Softtech'te ekibinizin rolü nedir burada?
Koray Yangal:
Rolümle beraber öncelikle isterseniz biraz Softtech'ten bahsedelim. Softtech aslında 1600 kişilik bir şirket. Türkiye'nin en büyük yazılım şirketlerinden bir tanesi. Hatta en büyük üç tanesinden bir tanesi diyebiliriz. Softtech bir yandan inovasyon odaklı ürün ve hizmetler sunan, bir yandan da en büyük müşterisi olan Türkiye İş Bankası'na hizmet eden büyük bir yazılım şirketi. Ankara'da ve İstanbul'da ofislerimiz var. Bir yandan bununla beraber San Francisco'da da Markstech adında bir iştirakimiz var. Bu iştirak sayesinde de dünyadaki global trendleri ve inovatif gelişmeleri de takip ediyoruz. Ekibimin rolüne geldiğim zaman ise inovasyon ekibi, inovasyon direktörlüğünün daha bir yatay görevi var şirketler içerisinde. Yani herhangi bir üretim direktörlüğü, üretim ekibi gibi dikey değil. Aslında şirketin bütününe hizmet eden bir rol alıyoruz burada. Bizim temel görevimizi de üç başlıkta aslında sınırlandırabiliriz. Birincisi gerçekten inovasyon stratejisinin belirlenmesi ve bu sürecin işletilmesi. Bunun için şirkette strateji ekipleriyle beraber çalışıyoruz. Üst yönetimle beraber çalışıyoruz, diğer üretim ekipleriyle beraber çalışıyoruz. Şirketin inovatif olarak hangi yöne ilerlemesi gerektiğini, bunun için hangi süreçten işletilmesi gerektiğini netleştiriyoruz ve bunun için hangi yetkinlik setine, hangi teknoloji stack'ine ihtiyacımız olduğu konusunda hemfikir kalıyoruz. İkinci hizmetimiz, inovasyon kültürünün şirket genelinde yaygınlaştırılması. Burada ben bu konuyu anlatırken örnek vermeyi çok seviyorum. Winston Churchill'in bir sözü var: "Savaş generallere bırakılmayacak kadar önemli bir konudur" diye anlatıyor. Ben de inovasyonu aynı şekilde anlatıyorum. İnovasyon tek bir ekibe, tek bir kişiye bırakılmayacak kadar önemli bir konu. O yüzden de tüm şirket genelinde bu kültürün yaygınlaşması için çalışmalarımız oluyor. Bir diğer hizmetimiz de işbirliklerinin kurulması diyebiliriz aslında. İşbirliklerinin kurulmasından kastımız da temel anlamda problem ve çözümü buluşturmak. Çünkü bizim elimizde ciddi bir problem seti var. Hizmet verdiğimiz, müşterilerden topladığımız, onların bize ilettiği ve gelişmelerinin önünde engelleyen ya da gelişmelerini yavaşlatan süreçlerden bahsediyoruz burada. Bununla ilgili pazarda da birçok çözüm var hâli hazırda. Yani biz her şeyi sıfırdan kendimizin çözmesi, kendimizin yapması değil, gerekirse pazardaki çözümlerle kendi yanımızdaki problemleri de buluşturarak doğru işbirliklerini kurma yönünde de bir çalışmamız var. Bir yandan da tabii bunun için hem sivil toplum kuruluşlarıyla hem üniversitelerle akademik anlamda işbirliklerini kuruyoruz.
Selenay Akbaba:
Peki özellikle Ege'deki eğitiminizin Softtech'teki rolünüze nasıl katkı sağladığını düşünüyorsunuz?
Koray Yangal:
Ege'deki en temel katkı aslında şöyle kendi açımdan, mühendislik bakış açısının bana kattığı değer. Bu değerden kastım şu: Herhangi bir problemi tanımlama, problemi parçalarına bölme, daha küçük parçalarla çözümler üretme konusunda çok ciddi bir birikim sağladı Ege bana. Ve bunu da İş Bankası ve Softtech'ten sonra çok daha fazla geliştirme şansım oldu. Bir yandan bu eğitimin getirdiği disiplin ve sorumluluk. Çünkü proje bazı çalışmalar çok önemli bir yer tutuyordu benim öğrencilik zamanımda. Eminim hâlâ benzer bir durum da söz konusudur. Dolayısıyla bu projelerin deadline'ları, bu projelerde beraber çalıştığınız ekip arkadaşlarına karşı olan sorumluluğunuz, bunlar size ayrı bir motivasyon kaynağı oluyor. Bu da bizi bir sonraki maddeye de götürüyor aslında. Bir de takım çalışmasına yatkınlık. Takım çalışmasına yatkınlıktan kastım da şu, iş hayatına girince bunu çok daha net şekilde fark ediyorsunuz. Aslında bireysel çözümler genel anlamda net bir çözüm üretmek konusunda bir sonuç yaratmıyor. Bunun yerine gayet kolektif bir çözüm arama eğiliminde oluyoruz. Bu anlamda da özellikle proje bazı çalışmalar sayesinde takım çalışması ile ilgili birçok yeteneğim ve yetkinliğimin geliştiğini iş hayatında fark ettim. Herhalde bir de sonuç odaklılıktan bahsedebilirim. O da şu yine kulakları çınlasın isim vermeyeyim bazı hocalarımız projelerimizin teslimatı olmadığı sürece o arada geçen yolculukla hiç ilgilenmezdi. Yani siz burada hangi sorunla karşılaşmışsınız, ne gibi aksiyonlar almışsınız çok radarlarında değildi. Bunu iyi ya da kötü anlamda söylemiyorum ama şöyle bir şey kattı gün sonunda bana da, özellikle iş hayatına girince şunu fark ediyoruz: iş hayatı da biraz daha benzer bir şekilde ilerliyor buraya. Yani bir kitaptan alıntı vardır "Gün sonunda hiçbir liman sizin hayatta geçtiğiniz fırtınalarla ilgilenmez, gemiyi limana getirip getirmediğinizle ilgilendirir." diye. Bu iş hayatında acı gerçek diyebiliriz ya da hayatın gerçeği diyebiliriz. Ama bu gerçekle de beraber o sonuç odaklılığın ne kadar önemli olduğunu Ege Üniversitesi kattı bana. O hocalarımı da zamanında biraz üzmüş olabiliriz ama bugün ne kadar değerli olduğunu bir kere daha anlıyorum.
Selenay Akbaba:
Aslında sıradaki soru da benim en çok merak ettiğim sorulardan bir tanesi. Ege'deki hangi dersler ya da projeler şu anki rolünüze katkı sağladı ya da sizin dersler ya da projeler haricinde katıldığınız bir etkinlik ya da bir kulüp içerisindeki herhangi bir rolünüz vesaire oldu mu?
Koray Yangal:
Dersler konusundan ilerleyebiliriz burada çünkü iki ders var ki benim sadece profesyonel hayatımı değil normal gündelik hayatımı değiştiren iki ders bunlar. Veri Tabanı ve Nesne Yönelimi ve Dizayn dersleri ikisi de birbirine de benzer dersler aslında. Neden değiştirdi? Çünkü şöyle, birincisi hocaların serbest yaklaşımı. Bu ders başladığı an hocalarımızın böyle kürsüye, masaya yaslanıp şey dediğini hatırlıyorum: "Hadi şu anda bir e-ticaret sitesi yapıyoruz, başlayın bakalım burada neler olur" diye. Hiçbir girdi yok elimizde. Başlıyoruz tartışmaya bütün sınıf olarak ve bu tartışmadan sonuçlar çıkmaya başlıyor ve bu süreç özellikle bu nesne yönelimi dizaynla beraber de bir süre sonra hayat yaklaşımını şöyle değiştiriyor. Bir problem gördüğüm zaman o problemin parçalarını bunun sayesinde keşfetmeye başlıyorum. Yani şöyle bir metaforik örnek vereyim: Bir araba gördüğüm zaman bu arabanın parçaları nelerdir, özellikleri nelerdir? Vitesi, direksiyonu, gaz pedalı bunun parçalarıdır. Ama hızlanması, frenleme mesafesi gibi şeyler özellikleridir. Bu parçaları bölmemi sağlaması sayesinde iş hayatında da bir anda problemleri bu şekilde görmeye başlıyorsunuz. Ve bu problemleri de bu özelliklerine göre daha küçük parçalara bölüp daha çözülebilir hale getiriyorsunuz. O yüzden bu iki ders benim hayatımda gerçekten önemli yer tuttu. Bir de kulakları çınlasın Cenk Hoca hâlâ orada mıdır bilmiyorum Cenk Ardur ama Otomata Teorisi diye bir ders veriyordu.
Selenay Akbaba:
Evet.
Koray Yangal:
Orada mı? Harika. Çok güzel Türkçesiyle beraber bize Otomata Teorisi diye bir ders veriyordu. Otomata Teorisi de bu soyut problemleri, soyut tartışmalarda bize nasıl bir yol izleyeceğimizle ilgili çok net bir harita çiziyor aslında. Deterministik, doğrusal ve karmaşık problemlere nasıl yaklaşacağımız konusunda büyük bir faydası oldu bana bu dersin de.
Selenay Akbaba:
Aslında ben şu an sizin oturduğunuz sıralarda oturuyorum ve geçtiğiniz yollardan geçiyorum. Bugünkü bilginiz ve deneyiminizle benim yerimde olup yani üniversitelerinizde geri dönüp bir proje başlatacak olsaydınız bu ne olurdu Yani üniversiteden mezun olmadan önce keşke şunu bilseydim, keşke şunu yapsaydım dediğiniz şeyler var mı?
Koray Yangal:
Selenay bununla ilgili iki örneğim var. Birincisi acı tecrübe. Acı tecrübe de dediğim gibi ben üniversitenin son yılında Erasmus'a gittim. O zamanlar bir matematik profesörü bizden sorumluydu yani Erasmus öğrencilerinden sorumluydu. Ve biz ilk tanışma toplantımıza gittiğimizde bir bilgisayar ekranı vardı ve sürekli sayılar akıyor aşağı doğru. Ve bilgisayardan o kadar korkunç bir ses çıkıyor ki patladı patlayacaktı. Ben ne yaptığını sormuştum. O da bana asal sayılarla madencilik yaptığını söylemişti. Yani 2009-2010 senesi tam Bitcoin'in çıktığı sene. Dolayısıyla o zamanlar belki bu kripto paraya ya da desentralize finans dediğimiz konuya biraz daha odaklansaydım daha farklı bir uzmanlığım en başından beri gelişmiş olabilirdi. Bu kendi acı tecrübem. Bunu kenara koyayım ama özendiğim aklımda kalan ne var dersen de tarım projeleri. Ben tarımın bu kadar önemli olduğunu gerçekten çok sonradan keşfedebildim. İşte bununla ilgili Daron Hocanın çok güzel yazıları var. Mesela şu örneği veriyor benim çok hoşuma gidiyor. İklim krizleriyle beraber, mülteci problemleriyle beraber, globalleşen siyasi politikalarla beraber gittikçe toprak alanları verimini kaybediyor. Yani yapısal değerini daha fazla arttırıyor ama tarımdan gelen değeri ise gittikçe daha az hale geliyor. Bu yüzden de tarımın ne kadar önemli olduğunu birkaç yıldır özellikle pandemi döneminden sonra farkına vardım. Softtech olarak İmece gibi projelerle de tarıma önem verdiğimizi bir kere daha ortaya koyuyoruz. Umarım daha fazla projeler yaparız. Bununla ilgili benim içimde ukde kalan bir konudur mesela.
Selenay Akbaba:
Peki SoftTech'de işe başlayan birinin özellikle bir bilgisayar mezunu olarak hangi teknik becerilere, hangi teknolojilere hakim olması gerekiyor?
Koray Yangal:
Hadi burayı da beraber tartışalım seninle. Çünkü şundan dolayı diyorum, ben mezun olduğumda daha farklıydı bu sorunun cevabı. Bizde çok klişe ve bugünlerde de duyabildiğin analitik düşünme, problem çözme vesaire vesaire yetkinlikler önemliydi değil mi? Teknik yetkinlikler. Bunlar hala önemini koruyor, önemini kaybetmiş değil ama mesela yakın tarihte Dünya Ekonomik Forumu'nun yaptığı bir anket var, 2024 anketi yanlış hatırlamıyorsam. Geleceğin İşleri diye bir anket. Burada yine birinci sırada analitik düşünme var ama ikinci sırada mesela. Resilience ve çeviklik, agility var, esneklik, flexibility var. Çünkü artık bu teknik yetkinlikler nasıl ki endüstri devrimi zamanında mavi yakaların bazı işlerini ellerinden alıp onları otomatize ettiyse bu yapay zeka devrimi de yavaş yavaş beyaz yakaların bazı yaptığı işleri otomatize ederek onlara farklı yetenekler, yetkinlikler kazanma şansı sunmaya başlıyor. O yüzden de eskiden soft skill dediğimiz skilllerin birçoğu özellikle bilgi temelli işlerde çalışan bir sektörde iş yapıyorsanız artık olmazsa olmaz yetenekler haline geliyor. O yüzden de bu ilk başta klişe dediğim konular zaten olması gereken konular, bunlar kesinlikle olmadan yola çıkamayacağımız konular ama bunların yanına esnekliği liderliği, sosyal etki yaratmayı, empatiyi, aktif dinlemeyi, meraklılığı koymanızı gerçekten tavsiye ederim. Benim zamanımda bu kadar yine önemliydi ama bu kadar önemli değildi. Fakat şu an çok önemli. Bu raporlar bize diyor ki bundan beş yıl sonra da çok daha önemli hale gelecek.
Selenay Akbaba:
Yani aslında teknik becerilerden daha çok soft skillerin daha öne çıktığını söylüyorsunuz.
Koray Yangal:
Tam anlamıyla değil ama en az onlar kadar önemli hâle geldiğini söylüyorum. Eskiden teknik beceriler tek başına yeterli ve önemliydi. Diğerleri zamanla öğrenilebilir hâldeydi, zamanla gelişebilir hâldeydi. Şu anda ise daha en baştan t0 anında bu soft skill'leriniz yoksa bir projede yer almanız, bir kolektif üretim yapmanız, ortak bir konu çıkartmanız bir tık zor bir hâle geliyor. Liderlik dediğimde burada şey anlaşılmasın, burada bir bürokratik ya da hiyerarşik bir liderliği kastetmiyorum. Ortaya kendiliğinden çıkan bir liderlik yani kendi sorumluluk alma isteğinizle beraber başkalarını etkileyerek onları ortak bir hedefe yönlendirerek ortaya çıkardığınız liderlik. Bunları yapmadığınız sürece tek başına etkiliğiniz o kadar büyük bir seviyede olmuyor maalesef artık.
Selenay Akbaba:
Peki Softtech'te çalışmaktan mutluluk duyduğunuz üç aklınıza gelen şey nedir?
Koray Yangal:
Bununla ilgili de 3+1 hakkımı kullanıyorum. Neden 3+1 dediğimi açıklayayım. Şu şekilde ilerlemek isterim. Bir çalışanı, bir insanı ne motive ederle ilgili Daniel Pink'in çok güzel bir kitabı var. Orada diyor ki üç şey lazım insanın motive olması için: "otonomi, uzmanlık, amaç." Otonomiden başlayalım. Şimdi Softtech'in bize verdiği otonomi. Hem beraber çalıştığım kadar yöneticilerim olsun hem benim şu anda beraber çalıştığım takım arkadaşlarıma yaptığım yaklaşım olsun. Herkes her kararında hesaplanabilir riskleri aldığı sürece, gerekli paydaşları bilgilendirdiği sürece tamamen otonomdur. Otonom bir şekilde çalışabilir. Bu endüstriyel bir iş gibi emir komutayla yürütebilecek bir iş değil. Zaten böyle yürüttüğünüz zaman insanların içindeki yaratıcılığı öldürüyorsunuz. Bizim burada özellikle inovasyon ekibi olarak en önemli amaçlarımızdan bir tanesi insanların yaratıcılığını ortaya çıkarmak. O yüzden de Softtech bize otonomi veriyor. Ben de çalıştığım ekip arkadaşlarım elinden geldiğince otonom karar almaları konusunda destek olmaya çalışıyorum. Bir diğer madde uzmanlık demiştik. Uzmanlık da özellikle her geçen gün teknolojide birçok yeni alan ortaya çıkıyor. Bir yandan az önce bahsettiğimiz o soft skill'ler gittikçe daha önemli hâle geliyor. Buradaki uzmanlıklarını geliştirebileceği ve kullanabileceği altyapıları sunmak insanlara ve bu görevlerde çalıştırmak. Bu açıdan da Softtech özellikle insanları yapıcı şekilde zorlayan projelerde çalıştırmak konusunda çok cesur bir şirket. Yeter ki siz burada sorumlu kalmak isteyin. Bir diğeri de amaç demiştik. Aslında Softtech olarak bizim gerçekten güzel bir amacımız var. O da şu ki; insanların potansiyelini açığa çıkarmak için hayata zaman yaratmak. Gerçekten grup olarak felsefemiz şu ki teknolojiyi insanın yerine değil yanına konumlandırmayı önemsiyoruz. Yani bizim burada teknolojiden dolayı bir maliyet azaltımı temel amacımız değil. Aksine teknolojiyi kullanarak insanlara daha fazla zaman yaratıp onların o yaratılan zamanında onların o yaratıcılıkla beraber daha yeni iş kolları, daha yeni potansiyel fırsatlar açığa çıkarmalarını sağlamak. O yüzden de bu ulvi amaç bizi bir arada motive tutuyor ve doğru hedefe doğru yönlendiriyor. 3+1 demiştim. +1 hakkımı kullanayım. +1 dediğim de şu: Aslında Softtech'in altı tane değeri var. Bunlar her birini gündelik hayatımda da uyguladığım ve büyük keyif aldığım değerler. Ama özellikle bir tanesi var ki onu ayrı önemsiyorum. O da birliktelik değeri. Birliktelik değeri dediğimiz de şu, gerçekten bireyselliği de yine önemseyerek ama bununla beraber güçlü ilişkiler kurarak birlikte geliştirme, farklılıkları kabul etme ve birlikte üretme değeri. Aristo'nun bununla ilgili çok güzel bir sözü var. Sistematik düşüncede de bundan bahsediyor. Aslında diyor ki bütün, parçaların toplamından daha fazlasıdır. Yani benim Koray olarak üreteceğim değer, senin Selenay olarak üreteceğin değer, bizim ikimiz toplandığımız zaman üreteceğimiz değerden çok daha az bir değer. Dolayısıyla sadece kendi penceremizden bir şey üretmek var, bir de genel pencereden bakıp bir şey üretmek var. Bununla ilgili yine bir referansı çok seviyorum. İş Bankası iki yıldır Atatürk Vizyonuyla Gelecek Yüzyıla Bakış Konferansı düzenliyor. Bu sene Ege Cansen konuklardan bir tanesi ve şöyle bir cümle kurdu: "Bireysel çözümlerin toplamı, toplumsal sorundur." diye. Bunu gerçekten keşke herkes bilgisayarlarına bir post-it olarak yapıştırsa ki birlikteliğin ne kadar önemli olduğunu bir kere daha fark edebilsek hep birlikte.
Selenay Akbaba:
Teşekkür ederim sorularıma cevap verdiğiniz için.
Koray Yangal:
Ben teşekkür ederim Selenay vaktin için çok teşekkürler.
Gediz Deren Öktem Ertürk:
Kapanış için ben girebilirim. Bu noktada Selenay ve onun gibi kariyer hayatına yeni gireceklere ilham olduğunu düşünüyorum konuşmalarınızın. Ben tekrardan bugün bizimle olan sizlere ve şu anda bizi dinleyenlere çok teşekkür ederim. Bir sonraki bölümde tekrar bir araya gelene kadar kendinize iyi bakın, görüşmek üzere.