Bölüm Hakkında
Konuklar:
-Fatih Kesgin, Akbank Mühendislik Pratikleri Müdürü
-Sıla Küçüknane, İTÜ 4. sınıf Bilgisayar Mühendisliği öğrencisi
Reconnect’te, şirketlerin teknoloji ekiplerinden bir yönetici ile kendisinin mezun olduğu üniversitede eğitim hayatına devam eden bir öğrenci buluşuyor!
Serimizin ilk bölümünde Akbank bizlerle!
Bölüm Metni
Merve Demirler:
Merhabalar herkese, Coderspace'den Merve ben ve yeni podcast serimiz Reconnect ile karşınızdayız. Reconnect'te ismiyle müsemma her bir bölümde bir şirketi ve şirketin teknoloji departmanında çalışan profesyonellerimizi mezun olduğu üniversitede eğitim hayatı hala devam eden bir arkadaşımızla buluşturuyoruz. Potansiyel meslektaşların bazılarının belki de tanış olduğu ilk durak olmasını umduğumuz serimize Akbank ile başlıyoruz. Ve bu bölümde yanımda Akbank'tan Fatih Bey ve Fatih Bey'in mezun olduğu İstanbul Teknik Üniversitesi'nde hala öğrencilik hayatına devam eden Sıla var. Önce Fatih Bey'le bir selamlaşıp başlayalım isterim. Merhabalar Fatih Bey, nasılsınız?
Fatih Kesgin:
Merhaba Merve, teşekkür ederim. Sen nasılsın?
Merve Demirler:
Ben de iyiyim, çok sağ olun. Sıla az sonra moderasyonu sana devredeceğim ama öncesinde sana da bir nasıl olduğunu sormak ve kendini de kısaca tanıtmanı rica edeceğim.
Sıla Küçüknane:
Tabii, teşekkür ederim. Ben Sıla, şu an İstanbul Teknik Üniversitesi'nde bilgisayar mühendisliği son sınıf öğrencisiyim. O zaman ben hızlıca direkt moderasyonu alıyorum. Fatih Bey, öncelikle sizi daha yakından tanımak isteriz. Biraz kendinizden bahsedebilirseniz.
Fatih Kesgin:
Tabii. İsmim Fatih Kesgin. İstanbul doğumluyum. Liseyi İstanbul Atatürk Fen Lisesi'nde okudum. Çok geniş bahçesi olan çok güzel bir liseydi. Benim için çok mutlu yıllardı. Daha sonra üniversite tercihi sırasında bilgisayar mühendisliğini çok isteyerek tercih ettim. İlk üç tercihim bilgisayar mühendisliğiydi. İTÜ oldu, İstanbul Teknik Üniversitesi. 2000-2004 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi'nde lisans eğitimimi tamamladım. Çalışkan bir öğrenciydim diyebilirim. Fena bir dereceyle bitirmedim okulumu. O üniversite bittiği dönemde benim bütün sınıf arkadaşlarımla birlikte bende de şimdi ne yapacağız kaygısı olmuştu. İşte bir iş başvurusu mu yapmalıyım, yüksek lisans mı yapmalıyım, hangi yola gitsem gibi böyle bir belirsizlik olan bir dönem. Ben o dönemde yüksek lisans yapmaya ve aynı zamanda araştırma görevlisi olmaya karar verdim. Dolayısıyla iki buçuk yıllık bir yüksek lisans eğitimiye devam ettim aynı bölümde. Bu dönemde de yine bilgisayar mühendisliği bölümünde araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladım. Araştırma görevliliği keyifliydi. Genellikle yapay zeka ağırlıklı alanlarda çalışıyordum. Hem yayınlar yapıyorduk hem de ders yardımcılıkları vesaire gibi geçen bir dönem oldu. Ama sonra temelde maddi durum, maddi kaygılar nedeniyle bir değişikliğe karar verip askerlik sonrasında özel sektöre geçtim. Özel sektörde de bankaların bilgi teknolojileri bölümlerinde çalışmaya başladım. Bizim zamanımızda da bankalar çok popülerdi. Burada da yazılım geliştirme uzman yardımcısı olarak en alt seviyeden bu sektöre giriş yaptım. Sektör içerisinde de yazılım geliştirmeyi hep severek yaptım. Daha sonra tabii artık kariyerimin yaklaşık 20. yılına gelmiş bulunuyorum. Çok çeşitli alanlarda, çeşitli görevlerde bulundum. Hem yazılım geliştirme, daha sonra mimari departmanlar. Daha sonra işte konuşuruz zaten son dönemde de DevOps'a ağırlıklı çalışmalarda bulundum. Hem liderlik hem yöneticilik vesaire çeşitli alanlarda çalışmalarına devam ediyorum. Son olarak da Akbank'tayım. Akbank'ta yaklaşık 3,5 yıldan beri Mühendislik Pratikleri Müdürlüğü'nün lideri olarak çalışıyorum.
Sıla Küçüknane:
Teşekkürler. Aslında siz araştırma görevliliğinden, software engineeringden, menager'lığa kadar aslında her alana dokunmuşsunuz diyebilirim. Her alanı gözlemlemişsiniz.
Fatih Kesgin:
Biraz çeşitli bir kariyer oldu.
Sıla Küçüknane:
Evet. Peki şu an Akbank'taki ekibinizde önünüz tam olarak nedir? Engineering Practices Manager nedir, ne yapar? Biraz anlatabilir misiniz?
Fatih Kesgin:
Tabii. Şimdi Akbank Teknoloji bizim bütün Akbank'ın teknolojisini geliştiren organizasyonumuz.Burası oldukça büyük bir organizasyon. Bizim müdürlüğümüzün aslında Türkçesi kulağa daha anlamlı geliyor, Mühendislik Pratikleri. Mühendislik büyük bir disiplin. Bu disiplin içerisinde herkesin aynı seviyede, aynı verimlilikle iş yaptığından emin olmak istiyoruz. Aslında mühendislik pratiklerinin temel amacı bu. Bunu hangi alanlarda yapıyoruz? Başlıca alanlardan aslında DevOps. Yine benim kariyerimin kesiştiği noktalardan bir tanesiydi. DevOps'u biraz açmak gerekirse developer ve operations kelimelerinin birleşiminden oluşmuş bir kavram bu. Aslında bu alanı biraz anlatmak da istiyorum yeri gelmişken. Çünkü DevOps da bazı arkadaşlarımız için bir kariyer yolu olabilir. Eski günlerimizi düşünürsek yazılım geliştirme sektöründe, yazılımcılar sadece kod yazarlar gibi bir bakış açısı vardı. Yani ben yazılımcıyım, bana bir işi tarif edin, şöyle bir mobil uygulama geliştirilecek. Ben de kodumu yazarım, bir bakarım çalışıyor mu diye. Çalıştıktan sonra bunu gönderirim ve benim işim biter, bakış açısı hakimdi. Bu bakış açısının tabii bazı handikapları var. Bunu kaç kullanıcı kullanacak, ne kadarlık bir büyüklüğe hizmet verecek, bu işin kullanıcı deneyimi nasıl olacak, bütün bunlar yazılımın dışında ama en az kod kadar önemli olan parçalar. İşte iyi test edilmiş mi, hızlı çalışıyor mu, verimli mi, kullanıcının ihtiyaçlarını doğru karşılıyor mu, bütün bunları bir şemsiye olarak operasyonun altına atılıyordu genellikle. Yani ben kodu yazarım operasyon ekipleri de bunu düzgün şekilde çalıştırsınlar, ona göre server kursunlar, ona göre hesap kitap yapsınlar, kaç tane sunucu gerekiyorsa hesaplasınlar gibi işler vardı. DevOps biraz bunun verimsizliklerini ortadan kaldırmak için ortaya çıkmış bir yapı. Otomasyon ağırlıklı, yazılım geliştirme ekipleriyle bu sistem operasyon ekiplerini
harmoni içerisinde çalıştırmaya yönelik bir yaklaşım. Biz de bu konuda Akbank teknoloji içerisinde gerekli çalışmaları yürütüyoruz. Hem pipeline dediğimiz geliştirmeleri tamamlıyoruz, hem yazılım geliştirme ekiplerimizin verimli hem de operasyon ekiplerimizin verimli çalışması için gerekli adımları atıyoruz. Bunun yanında test de önemli bir şey. Birazdan bahsedeceğiz yazılım geliştirme yaşam döngüsü denilen, aslında bir fabrika bir araba üretimi gibi de düşünebilirsiniz. İş sadece mühendislerde bitmiyor, iş sadece teknik ekiplerde bitmiyor, test yapan arkadaşlarda bitmiyor. Hepsinin düzenli çalışması için gerekli araç ve süreçleri oluşturan bir ekibimiz var. Temelde bu alanlarda çalışıyoruz diyebilirim.
Sıla Küçüknane:
Teşekkürler. Peki özellikle İTÜ'deki eğitiminizin bu role nasıl bir katkı saldığını düşünüyorsunuz ya da genel kariyerinizde İTÜ'lü olmanın avantajlarını ya da dezavantajlarını gördünüz mü?
Fatih Kesgin:
Muhakkak. Genellikle sektörün içerisine baktığımız zaman iki tür profil karşımıza çıkıyor. Bir tanesi bu işin formal olarak eğitimini almış olan kişiler. Ben de bunlardan biriyim. Yani bilgisayar mühendisliği, yazılım mühendisliği, veri mühendisliği, yapay zeka mühendisliği gibi doğrudan yazılım odaklı lisans eğitimlerini tamamlamış arkadaşlarımız. Ben de onlardan biriyim dediğim gibi çok artıları oluyor. Birincisi diploma bile tek başına birçok kapıyı size açabiliyor. Bunu bilmek lazım. Bir iş görüşmesine davet edildiğinizde ya da bir iş görüşmesine başvurduğunuz zaman sizi diğer bütün adaylardan ayırabilecek en önemli faktörlerden bir tanesi diploma. Bunlar olduğu zaman doğrudan aslında elinizde bir artıyla, bir ekstra avantajla başlamış oluyorsunuz görüşmelere. Diğer yoldan gelenlerse farklı disiplinlerden; uçak mühendisliği, uzay mühendisliği, kimya mühendisliği veya endüstri mühendisliğinden mezun olmuş ama yazılım alanında ilerlemeye karar vermiş arkadaşlarımız. Böyle çok arkadaşımız var. Çok kaliteli, iş çıkartan, oldukça kendini geliştirerek ilerlemiş arkadaşlarımız da var. Kesinlikle formal olarak eğitimi almazsanız yapılamaz gibi bir düşünce yok. Onu söyleyeyim. Ama yol onlar için biraz daha uzun, biraz daha çaba gerektiren bir yola dönüşüyor. Çünkü bir üst seviyeye ilerleyebilmek için çeşitli yerlerde kendilerini ispat etmiş, iş hayatında kendilerini göstermiş olmaları gerekiyor. O yüzden formal eğitimin bu açıdan bir faydası var. İTÜ'ye gelirsek, İTÜ'nün eğitimi benim zamanımda hem donanım hem yazılım ağırlıklı bir eğitim programı vardı, şu anda da çok değişmiş olduğunu zannetmiyorum. Bilgisayar gerçekten mühendislik yani programcılık ya da yazılımcılığın dışında mühendislik bakış açısıyla bir program oluşturuluyordu. Onun çok faydasını gördüm. Şimdi temelde herkes program yazabilir mi? Herkes program yazabilir. Bugün AI bile program yazıyor. Yani siz bir şey anlatıyorsunuz ve bana böyle bir kod üret diyorsunuz, üretiyor. Ama yazılmış olan kodun problemi gerçekten çözdüğünü, ilerleyen dönemlerde herhangi bir gelecek tasarım değişiklikleri ya da kullanıcı isteği değişikliklerine iyi yanıt verecek, güzel yönetilebilir bir kod olduğunu ve sistemin çalışması açısından da tabiri caizse tıkır tıkır çalışacak bir yapıda olduğunu görüyoruz. Üretmek için mühendislik yaklaşımı sergilemek gerekiyor. Bizim İTÜ'de hem aldığımız dersler hem de orada yaptığımız projeler bu konuda birçok şeyi temelini oluşturmuş oluyor. Ben en çok onun faydasını gördüm. Yani buna şey diyebiliriz, mühendislik eğer bir tasarım ve üretim süreci ise ve bir problem çözme bakış açısı ise İTÜ gibi teknik üniversitelerimiz ya da bilgisayar mühendisliği eğitimi bu konuda size temeli çok kuvvetli bir şekilde veriyor. Bunu söyleyebilirim.
Sıla Küçüknane:
Dersler ve projeler demişken İTÜ'deki hangi ders ya da proje size en çok katkı sağladı? Bunu kulüpler ya da katıldığınız etkinlikler şeklinde de genişletebiliriz.
Fatih Kesgin:
Ders programı hatırladığım kadarıyla, bazıları "bunlar hayatımızda ne işe yarayacak?" tarzındaki derslerdi. Bazıları da gerçekten alanın ortasındaki derslerdi. Şimdi şunu söylemek lazım. Biri veri tabanı yönetimi dersi ya da veri yapıları dersi. Bu dersler gerçekten ileride birebir, direkt kullanacağınız dersler. Yani veritabanı yönetimi dersinde gördüğünüz bütün adımları iş hayatına atıldıktan sonra sektörde doğrudan kullanmaya başlıyorsunuz. Bir tablo tasarlamanız gerekiyor. Benim ilk iş tecrübem oydu. Ben yatırım gibi bir bölümde çalışıyordum. Dediler ki hadi bir tane tablo tasarla bize. Hemen o veri tabanı dersinde görmüş olduğum bütün şeyler bir anda aklıma geldi. Kendime dedim ki, evet normalizasyon diye bir kavram vardı. Birinci normal form, ikinci normal form, üçüncü normal form. İşte şimdi burada gerçekten lazım oldu deyip doğrudan kullanmaya başladığım yerler oldu. Diğerleri, mesela veri yapıları dersi. Veri yapıları dersi de, bugün günlük hayatınızda belki sıfırdan bir veri yapısı tasarlama ihtiyacınız çok olmuyor. İşte yığın vardı, stek vardı, kuyruk vardı, q vardı. Ben yeni bir tane veri yapısı oluşturacağım gibi bir şeyle çok karşılaşmasanız bile bu yapıları problemin çözümünde doğru yerlerde kullanmak için çok iyi bilmenin faydası büyük. Örneğin günümüzün sistemlerinde milyonlarca kullanıcı var. Artık eskiden olduğu gibi işte 3-5 kullanıcılı, 50 kullanıcılı, küçük işletmelerin kullandığı yazılımlar nadiren karşımıza çıkıyor. Çoğu milyonlarca kullanıcının eş zamanlı kullanmak zorunda olduğu yazılımlar. Bunları performanslı bir şekilde milisaniyeler içerisinde yanıt verecek bir halde tutabilmek için sizin bu kuyruk yapılarını, veri tabanlarında oluşturulmuş olan kilit mekanizmaları vs. gibi yapıları derslerden öğrendiğiniz bilgilerle çok düzgün tasarlamanız gerekiyor. Bunların ne kadar süreyle işlem üretimi olacak, ne kadar süreyle bu kayıtların saklanması lazım, ne kadar tabiri caizse throughput gerekiyor bu sistem için gibi hesapları yapabilmek için bu derslerde edindiğiniz teorik bilgileri pratiğe doğrudan döküyorsunuz. Bir de işte matematik, diferansiyel denklemler, fizik, kimya. Mesela kimya nerede işimize yarar?
Yani kimya bilgisini bilgisayar mühendisliği alanında kullandığım bir şey oldu mu derseniz bugüne kadar olmadı ama o da aslında bir genel bilgi birikimi ve kültür faydası oluyor. Bir de şu var. Bilgisayar mühendisliği bölümlerinden mezun olan herkes gidip yazılımcı olacak diye bir şart yok. Donanım alanında çalışmak isteyen arkadaşlarımız oluyor. Benim de böyle bir kariyer yolunu seçmiş olan arkadaşlarım vardı. Çeşitli entegre devre üretimlerinde, çip üretim şirketlerinde ya da daha çok fiziksel donanıma yakın yerlerde çalışan arkadaşlarımız olmuştu. Onlar eminim fizik, kimya gibi derslerde o temelden faydalanmışlardır. Dolayısıyla üniversitelerin eğitim programları aslında daha geniş bir yelpazede insanlara çeşitli seçenekler sunuyor. Siz kendiniz seçimlik derslerle hem de kendi ilgi alanlarınıza yönelik olarak o eğitimi tamamlıyorsunuz. Kulüpler konusu da şöyle. Ben çok kulüplerde aktif rol alan biri değildim ama Sıla bildiğim kadarıyla sen kulüplerde de aktif roller alan bir arkadaşımızsın.
Sıla Küçüknane:
Evet.
Fatih Kesgin:
Kulüplerin şöyle faydaları oluyor katıldığım kadarıyla. Bence çok önemli bir ayrıntı. Mesela bizde yazılım mühendisliği kulübü vardı. Küçük bir kulüptü ama ilk kez Linux işletim sisteminin ne kadar güzel kullanıldığını o kulüpte fark etmiştik. Yani oradaki arkadaşlarımızın bize gösterdiği şeylerle bir de böyle bir şey varmış -o zamanlar Windows çok baskın bir işletim sistemiydi- ben de bunu gideyim deneyeyim ya da hadi birlikte şöyle bir şey yapalım tarzındaki sektörün ve o eğitimin dışında pratik hayata yönelik şeyleri orada fark ediyorsunuz. Hem de iletişim kurmak konusunda kulüplerin çok büyük faydası olduğuna inanıyorum. İş hayatına girdiğiniz zaman, benim için öyle olmuştu en dikkat çeken ve göze çarpan şey hiçbir şey tek kişiyle yapılmıyor. Yani her şey bir takım işi ve bu takımın bir parçası ne kadar doğal olarak olabiliyorsanız o kadar siz de verimli oluyorsunuz. Kurumunuza da o kadar katkı sağlıyorsunuz ve hayatınızda o oranda kolay oluyor diyebilirim. Bitirme projeleri gibi bir iki kişi birlikte yapılan işlerden çok daha farklı bir şey bu. Yani koskocaman bir sistemin bir parçasını bir kişi yapıyor. Ama onun yaptığı işin üstüne başka biri bir şey daha koyuyor, başka biri daha bir şey koyuyor. Böyle ilerleyen bir döngüsü var. Dolayısıyla kulüplerde etkili iletişim kurabilmek, beraber bir şeyler yapabilmek gibi disiplinleri almak, bunların içinde bulunmuş olmak bu açılardan çok büyük avantaj. Yani benim aslında genel olarak da hangi dersleri alsam kariyerime çok faydalı olur ya da ne gibi bir proje yapsam kariyerime çok faydalı olur sorusunun yanıtı biraz daha aslında şu: Birincisi kendinizi gösterebileceğiniz ve eksik olduğunu hissettiğiniz bu yazılım geliştirme ise programlama dilleri ise bu yönde bir şey yapmak çok büyük bir fayda sağlıyor. Kendinizi zorlamanız gerekiyor özellikle. Güçlü olduğunuz yanlarınız varsa ben işte algoritma tasarlamada çok iyiyim ya da herhangi bir problemi analiz etmede çok iyiyim gibi bunları da kullandığınız ama eksik yönlerinizin üstüne gideceğiniz bir proje belirleyip onun üstünde çalışmak çok çok faydalı oluyor.
Sıla Küçüknane:
Ben de hala aktif bir öğrenci olarak belki dinleyecek arkadaşlara kulüp noktasında bir paralel çizebilirim. Ben de İTÜ ACM'in iki senelik yönetim kurulunda bulundum. Ve bence kesinlikle öyle ya da böyle bir kulübe aktif olarak katılmak gerekiyor. Çok geliştirdiğini düşünüyorum öğrencilik hayatında. En basitinden aynı uğraşlar, aynı sıkıntılar edindiğiniz arkadaşlarınızla ortak bir şey yapabiliyorsunuz. Mesela ben de yazılımı aslında İTÜ ACM'in bir eğitimiyle başlamıştım. Bu başka kulüplerde de var zaten. Ve sıra arkadaşlarınızla ortak bir şey yapmak bence çok değerli. Böyle bir noktası var. Ayrıyeten de bence sorumluluk alma noktasında da çok önemli. Kesinlikle fırsat bulurlarsa bir yönetim kuruluna girmelerini ya da idari kurula girmelerini isterim. Kesinlikle insanı soft skiller noktasına çok geliştiriyor, özgüvenini çok arttırıyor. Bu şekilde ben de kendi deneyimlerimi paylaşabilirim. Aslında üniversite yıllarınızda proje yapmış mıydınız bilmiyorum, belki ondan bahsedebilirsiniz. Yapmadıysanız da şu anki bilgi birikiminizle dönüp bir proje başlatacak olsaydınız bu ne olurdu? Ya da mezun olmadan önce keşke bilseydim dediğiniz bir şey var mı?
Fatih Kesgin:
Şey var, herhalde Facebook'u yapsaydım mesela çok mutlu olurdum. O zamanlarda Facebook yoktu mezun olurken. Hatta Instagram'ı da yapardık. Şu anda bizim olurdu. Şimdi burada şöyle bir durum var tabii. Teknolojiler dalga dalga değişiyor. Yani bunu hepimiz hayatımızda görüyoruz. Ben mezun olurken internet teknolojileri yurt dışında yavaş yavaş oluşmaya başlamıştı. 2000'li yılların başında Amerika'daki .com bubble dedikleri ya da.com fırtınası dedikleri şey oluşuyordu. Her şey internete geçiyordu, her şey online oluyordu. Dolayısıyla bizim de o zamanki projelerimizin çoğu, hatta mezun olmadan önce vermeniz gereken bitirme projelerinin çoğu e-ticaret sitesi olurdu. Herkes bir tane e-ticari sitesi yapardı, alışveriş sepeti yapardı, içine ürün eklerdiniz. O zamanlar bunlar çok popülerdi. Şimdi günümüze doğru gelirken arada mobil teknolojiler diye bir şey de oldu. iPhone'un popüler hale getirmesiyle bu bir dalga oluşturdu. 2008, 2009, 2010 yıllarını bitirme projelerine baksak orada genellikle mobil ağırlıklı projeler göreceğiz. Sonra sosyal medya uygulamaları oldu.Instagram'ın popüler etmesiyle ya da Facebook'un popüleritesiyle gelen bu tür çeşitli uygulamalar yoğunlukta oldu. Bugün de kime sorsak herhalde ya AI ile ilgili bir şey yapıyordur ya da veri mühendisliği gibi alanlarda bitirme projeleri yapıyordur. Benim burada genel olarak gördüğüm şey şu: Birincisi zaten ortada bir trend varsa bu trendin takipçisi olmak muhakkak faydalı. Çünkü bu trendler bütün dünyada büyük kurumlar tarafından hem destekleniyor hem de çok hızlı bir şekilde ilerliyor. Dolayısıyla siz de kariyerinizin en başındaysanız gerek bir startup kurmak gibi bir düşünceniz varsa gerekse normal bir yazılım geliştirme hayat döngüsü içerisinde büyük bir kurumda çalışmayı da hedefliyor olabilirsiniz. İkisinde de trendleri yakından takip etmek gerekir. Siz eğer mühendislik kökenli bir eğitim alıyorsanız arkasında yatan teknolojilerin nasıl çalıştığını da anlayacak şekilde ilerlemek çok büyük katkı sağlar. Bunun yanında şunu da akılda tutmak lazım diye düşünüyorum. Bazı trendler tabii ki de büyüyüp büyüyüp daha sonra azalarak da ilerleyebiliyor. O yüzden temelleri de sıkı tutmanın ben çok önemli olduğuna inanıyorum. Yani bir proje yapıyorsanız bu bir bitirme projesi ise birebir müşterisi olsa nasıl kullanırdı? Gerçekten bu ürünleşebilir mi? Sahaya çıksa olabilir mi diye düşünerek hareket etmek sizin projeye olan bakış açınızı değiştirir. Ben kendi bitirme projemi bir arkadaşımla birlikte bir göz doktorunun veri madenciliği üzerine yapmaya çalışmıştım. Yani göz doktoru muayenehanesinde ürettiği verilerle biz veri madenciliği yaparak o göz doktorunun fark etmediği anlamlı sonuçları ona sunabilir miyiz diye bir proje yapmıştık. Daha sonra gittik hakikaten bir göz doktorunun ofisinde bu projeyi hayata geçirdik. Böyle pratik hayatta kullanabileceğiniz bir proje olursa sizin profesyonel yaklaşımınız orada gelişmeye başlıyor, iş hayatında en çok ihtiyaç duyduğunuz, iş hayatına başladığınız anda ilk göze çarpan şu oluyor: bugüne kadar yaptığınız birçok şey sadece bir ödevin parçası ya da bir hocaya sunulacak bir şey olarak kalıyor. Ona göre hazırlanıyor, ona göre özen gösteriliyor. Ama profesyonel hayata başladığınız zaman hataya yer olmayan bir döngüye giriyorsunuz. Dolayısıyla yaptığınız işin kalitesini arttırmak için benim en büyük tavsiyem gerçekten son kullanıcıya hitap edecekmiş gibi, hatta mümkünse hitap etsin, açılsın ve kullanılsın tarzındaki projeleri yapmak. Bir diğer konu da staj ya da part-time gibi çalışmaya ne kadar erken başlanabileceği konusu. Bazı arkadaşlarımız lisans eğitimimi bir bitireyim ondan sonra bir bakarız, düşünürüz, bir başvuru yaparız, güzel bir yere geliriz gibi düşüncelere sahip oluyor olabilirler. Ama benim gerçekten kendi arkadaş çevremde de gördüğüm ya da kendi kariyerimde de yaşadığım en büyük artı noktası stajlar ve part time çalışma gibi üniversite yıllarında devam ettirdiğiniz işler oluyor. Bunların katkısı hiçbir şeyle boy ölçüşemez, yani o kadar büyük bir katkısı oluyor ki insana anlatamam. Çünkü üniversite ne kadar size bir pratik sunsa da eğitim verse de bunların çoğu teorik seviyede kalıyor. Gerçek hayatta iki hafta da iki ay da yani bir kısacık bir staj bile olsa burada edindiğiniz deneyim, orada gördüğünüz birçok teorik bilginin hem pekiştirilmesi hem de üstüne eklenmesi şeklinde oluyor. O yüzden ben staj programlarını iyi yerlerde, büyük kurumlarda yapmayı çok önemsiyorum. İmkanınız varsa son yıllarınızda, örneğin 3. 4. sınıfta Akbank da bu tür imkanları sağlıyor. Part time olarak da çalışmaya başlamak, gerçekten o takımın bir parçası olmak, takımın müşteriye çıkan işlerinden bir tanesini tamamlamak, bu da benim işim demek. Hem size özgüven anlamında hem de yaptığınız işi geliştirmek anlamında çok büyük katkı sağlar.
Sıla Küçüknane:
Teşekkürler. Peki yeni başlayan bir bilgisayar mühendisi için sizce hangi teknik becerilere sahip olunması gerekiyor?
Fatih Kesgin:
Şimdi bu teknoloji çok geniş artık. Eskiden olsaydı iki tane programlama dilini muhakkak öğrenin bunlar olmadan sizin hayatınız devam etmez gibi bir şey söylenebilirdi ama bugün gerçekten çok hızlı değişiyor. Yani siz okula başladığınızda popüler olan dil okulu bitirirken başka bir dile dönüşmüş olabiliyor. Ama kendini ispat etmiş, özellikle yazılım mühendisliği alanında çok kullanılan Object Oriented tabanlı Java, .NET, C# gibi dillerden bir tanesine hakim olmak, bunu iyi kullanabilmek size çok büyük avantaj sağlar. Web teknolojileri geliştirmeyi düşünüyorsanız ya da mobil tarafta da kullanabileceğiniz JavaScript, React gibi frameworkleri kullanmak hâlâ çok büyük bir artı. Bunlar büyük kurumlar tarafından çok yoğun olarak kullanılan popüler diller. Bunları es geçmemek lazım. Bu konularda kendinizi tamamlamak, okulda eğitim veriliyorsa eğitimini almak, eğitim verilmiyorsa da artık günümüzde internette sınırsız kaynak var neredeyse. Bunlardan birer tane kaynaktan faydalanarak bu dilleri öğrenmek, bunlarda bir proje yapmak çok büyük fayda sağlıyor. İkincisi de SQL ve veri tabanı tarzındaki uygulamalar. İster klasik relational database olsun, ister NoSQL veri tabanları dediğimiz veritabanları olsun, kuyruk yapıları vesaire gibi yapılarda ufak tefek prototip projeler yapmak, bunları kullanmak, zaten çoğu açık kaynaklı artık uygulamaların, açık kaynaklı uygulamalarda denemeler yapmak, bu teknik alanlarda kendinizi geliştirmek iş hayatına atıldığınız zaman elinizi güçlendiren faktörler oluyor. Bütün bunları harmanlayabilmek için de hatırladığıma göre öğrencilik yıllarımın son dönemlerinde yaptığım bitirme projelerine bakıyorum. Şimdi dönüp baksam herhalde hepsini çöpe atıp baştan yapmak gerekir. Çünkü çok amatör diyebileceğimiz ya da çok naif diyebileceğimiz yapılara sahip. Ama artık günümüzde açık kaynaklı uygulamalar çok güzel bir kütüphane oluşturdu, resmen bir kütüphane orası. Her şeyi dünyada bütün kurumlar tarafından kullanılan en ileri teknolojiyi sunan uygulamaların kaynak kodlarını okuyabiliyorsunuz. Nasıl çalıştığını detaylı şekilde anlatıyorlar. İsterseniz o projede yer alıp açık kaynaklı bir projede illa kod yazmak zorunda değilsiniz ama testi için olabilir bir bug çözümü olabilir. Kitaba giriyorsunuz, açık buglardan bir tanesini kurcalıyorsunuz, çözmeye çalışıyorsunuz. Ben olsam ne yapardım diyorsunuz. Bunlar da müthiş geliştirici kaynaklar. Dolayısıyla bunları da önemsiyorum. Yani açık kaynak taramak, açık kaynak projelere contribute etmeye çalışmak insanı çokça geliştiren şeyler oluyor.
Sıla Küçüknane:
Son olarak sizin şu an Akbank'ta çalışmaktan mutluluk duyduğunuz aklınıza gelen üç şey nedir? Belki yeni mezun arkadaşları da bu noktada neler dikkat etmeleri gerektiğini yol gösterebilirsiniz.
Fatih Kesgin:
Ben hem mutlu olduğum şeylerden bahsedeceğim hem de aynı zamanda iş hayatında olmazsa olmaz olarak düşündüğüm şeyleri de bunun içerisine eklemeye çalışacağım. Birincisi ekip ruhu ve arkadaşlık kültürü. Yani nereye giderseniz gidin "toksik kültür" dediğimiz bir şey görüyorsanız bu hiç sağlıklı bir şey değil. Yani insanların harmoni içerisinde uyumlu şekilde çalıştığını görmeniz gerekiyor. Ben bunu hem yönetici olarak görebiliyorum hem de zamanında yer aldığım takımlarda da çok önemsediğim bir şeydi. Ortak hedefe koşabilmek için iyi bir takım olmak gerekiyor. İşi başarılı bitirebilmek için birbirimizi desteklememiz gerekiyor. Bu benim işim değil, bu Ahmet'in yaptığı işmiş gibi yaklaşımlar hiçbir zaman sağlıklı sonuçlar vermiyor. Akbank'ta da en çok sevdiğim şeylerden bir tanesi bu. Yüzlerce takımımız var. Takımdaki arkadaşlarımız birbirleriyle hem eğlenceli vakit geçirebilen hem de beraber ortak bir şeyleri yapabilen şekilde kurgulanıyor ve buna çok özen gösteriyoruz diyeyim. Dolayısıyla bir takıma girdiğiniz zaman orada kendinizi gerçekten arkadaş çevrenizde hissedebilmeniz önemli. İkincisi hangi kuruma giderseniz gidin gelişim imkanlarına bakmanız lazım. Kimse kariyerinin başında başladığı seviyeyle bitirdiği seviye aynı olmuyor. Dolayısıyla gelişim imkanlarını iyi takip etmek lazım. Burada gelişim imkanları sizi yetiştirmesi gibi düşünmeyin. Aynı zamanda size hangi konularda destekleyebiliyor kurum, bunu da düşünmek lazım. Örneğin Akbank'ta belki de nadir görülen örneklerden bir tanesi girişimcilik fırsatı verilmesi gibi bir şeydi. Bu program çok hoşumuza gidiyor bizim. İsmi Akbank Plus. Bu programda siz bir fikir ortaya atıyorsunuz. Bu attığınız fikir eğer kabul görürse resmen Akbank sizi bir startup gibi destekliyor. Ve bunun hayata geçmiş örnekleri de var. Elektrikli araçlar için şarj istasyonlarını bulan, yönlendiren Voltla ismini bir uygulama. Böyle bir fikirden doğdu. Şu anda gittikçe büyüyor. Akbank tarafından destekleniyor. Hem geliştirmesini yapıyorsunuz, ürünü tasarlıyorsunuz. Baştan kullanıcılarınızla görüşüyorsunuz. Hukuki süreçleri vesaire resmen bir startup şeklinde. Hiçbir farkı yok startup'tan. Sadece Akbank sizi bu konuda sonuna kadar destekliyor. Son olarak da madem üç tane seçiyoruz uzaktan çalışma da diyebilirim. Uzaktan çalışma gerçekten günümüzün şartlarında oldukça trafik vesaire gibi İstanbul şartlarını düşünerek söylüyorum tabii. Çok rahatlatıcı bir uygulama. Fiziksel olarak bir araya gelmek, ekiple sohbet etmek, arkadaşlarımızla birlikte olmak, olmazsa olmaz şeyler. Yani %100 uzaktan hiçbirbirimizi görmeden çalışmak bence çok mantıklı ve verimli değil. Ama çoğunlukla uzaktan çalışmak, istediğim yerde özgürce çalışabilmek, hatta farklı illerden çalışabilmek gibi şeyler çağımızın ruhuna çok uygun. Şu anda da zaten biz mesela uzaktan gerçekleştiriyoruz bu kaydı da. Dolayısıyla birçok şeyi pratikleştiriyor, kolaylaştırıyor. O açıdan da uzaktan çalışma bence çok büyük bir özgürlük.
Sıla Küçüknane:
Çok teşekkürler Fatih Bey. Benim sorularım bu kadardı. Benim için çok keyifli bir sohbet oldu. Umarım dinleyenler için de aynı şekilde olur. Ben sözü tekrardan Merve'ye devredeyim.
Merve Demirler:
Çok teşekkürler. İlk dinleyicilerden biri olarak ben arkada sizlere eşlik etmekten memnuniyet duydum. Gayet keyifli bir bölüm oldu. Hem Akbank'ta uzun yıllardır çalışan Fatih Bey'in deneyimlerini hem de hâlâ öğrencilik hayatına devam eden Sıla'nın sorularını duymak çok kıymetliydi. Çok teşekkür ediyoruz katılımınız için Fatih Bey size, Sıla sana da ayrıca. Tekrar haberleşmek, tekrar görüşmek üzere. Hoşçakalın.